osmanlı kitabı başlık
Yüşa Camii
Yüşa Camii
Bu yazı 2.611 views kez okundu.
7 Ağustos 2014 12:46 tarihinde eklendi

Yüşa Camii

İstanbul’un Beykoz ilçesindedir. Beykoz’a geldiğinizde tabelaları izleyerek rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Fikir vermek için söyleyeyim, Beykoz’dan Anadolu kavağına giden yol üzerindeki Yuşa Tepesi’ndedir.

Yüşa Camii

Yüşa Camii Batı Görünümü

Yüşa Hazretlerinin bulunduğu bölgede gündüzün her saatinde hatta akşam namazında sonra dahi ziyaretçi bulabilirsiniz. Eğer burayı sakin bir ortamda, otopark çevresindeki dükkanlar henüz açılmadan huzur içinde ziyaret etmek isterseniz sabah gitmenizi tavsiye ederim. Ben resimleri çekmek için sabah saatini tercih ettim.

Yüşa Camii Doğu Görünümü

Yüşa Camii Doğu Görünümü

Yuşa Tepesi boğazın en yüksek tepesidir. Bu tepe tarihin muhtelif dönemlerinde çok önemli konuma gelmiş ve çeşitli uygarlıklar burayı kendi dinleri doğrultusunda tapınaklarını inşa etmişlerdir. Eski devirlerde caminin bulunduğu yerde bir Zeus Tapınağı’nın bulunduğun, bundan başka Bizans Döneminde de bu tapınağın kiliseye çevrilerek Hagios Michale adını aldığı ve 1509 yılında da bu kilisenin yıkıldığı söylenmektedir.

Yüşa Camii

Yüşa Tepesi’nden İstinye

Osmanlı Dönemi’nde Sultan III. Osman’ın saltanatı sırasında Sadrazam Yirmisekiz Çelebizade Mehmet Sait Paşa tarafından 1755 tarihinde bir mescit yaptırılmış. Mescide ilave olarak caminin hemen yanında bulunan mezarın da çevresini kagir bir duvar ile çevrelemiştir.

 

Hz. Yüşa Mezarı

17 metre uzunluğunda olan bu mezarın niçin bu kadar büyük olduğuna ilişkin folklorik üç bilgi vardır elimizde.

1.) Yuşa Hazretleri bir peygamberdir. Bu nedenle kendisine duyulan saygıdan ötürü uzunca bir mezar yapılmıştır.

2.) Yeri manevi bir keşifle bulunduğu için – ki bunun nasıl gerçekleştiğini aşağıda yazacağım- Hz. Yuşa’nın vücudu denk gelir diye mezar büyük tutulmuştur.

3.) Yuşa Hazretlerinin bu büyük mezarı, eski inançlara göre bu dağlarda yaşadığı inanılan devlerin başka inançlarla kaynaştırılması sebebi ile oluşmuştur. Zira bu tepenin adı “Dev Dağı”dır.

Yüşa Camii

Hz. Yüşa Mezarı

Yüşa Camii

Hz. Yüşa Mezarı

Yukarıda yazılanlardan madde üçte bahsi geçen husus mitolojik olduğu çok rahat görülmektedir. Benim inancıma göre madde 2 ve 1 çok çok daha makuldür.

17 metre uzunluğundaki mezarın neden bu kadar büyük olduğuna dair sadece geçmişten günümüze ulaşan bir takım rivayetler vardır ki bunları aşağıda okuyacaksınız. Mezarın baş ucunda üzerinde herhangi bir yazı ya da işaret bilinmeyen bir silindirik mezar taşı vardır.

Burada dikkatimi çeken bir şey vardır ki o da hazirede bulunan mezarları pozisyonu ile bu 17 metrelik mezarın pozisyonu farklıdır. Bu mezar haziredeki diğer mezarların konumuna göre dik durmaktadır. Yani mezarın baş ucu kıble istikametini gösterirken, diğer mezarların başuçları batıya istikametindedir. Dolayısıyla aşağıda listeli 27 kişinin mezarda yüzleri Kabe’ye dönük ise büyük mezarda yatanın yüzünün Kabe’ye dönük olmaması gerekir. Mezarda yatanın kimliğini ve yatış şeklinin Allah bilir.

Yüşa Camii

Hz. Yüşa Mezarının Duvarı ve Hazire

Yuşa Peygamber ile ilgili rivayetler ise şu şekildedir:

1.) Yuşa Peygamber, Musa Peygamber ile birlikte buraya kadar gelmiş ve burada vefat ettiği için de buraya gömülmüştür.

2.) Yukarıda da ifade edildiği üzere Boğaz’ın en yüksek tepesi olduğu için Karadeniz istikametinden kolaylıkla görülebilmektedir. Bu nedenle de Fenikeliler tarafından kurtarıcı anlamına gelen “Yesu”dan almaktadır adını.

3.) Yuşa Peygamber, Hz. Yusuf (a.s.) neslinden olup, Hz. Musa’nın (a.s.) çağdaşıdır. Yani Hz. Musa ile aynı dönemde yaşamıştır. Hz. Musa (a.s.) genç Yuşa ile birlikte “iki denizin birleştiği yere kadar yaptıkları tarihi ve gizemli yolculukları ve burada Hz. Hızır (a.s.) ile buluşmaları, Yüce Kur’an-ı Kerim’in Kehf Suresi’nin 65 ve 66 ayetleri anlatmaktadır. Burada, Hz. Musa’nın yanındaki genç adamın Hz. Yuşa olduğu rivayetlerden anlaşılmaktadır.

Yüşa Camii

Hz. Yuşa Mezarı, Başucundan Ayakucuna

Konunun içeriğini tam olarak kavramak için yukarıda anılan ayetlerin önceki ve sonrakileriyle okuyalım

Kehf Suresi 60-67. ayetler:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Kehf 60

Bir vakit Musa, genç yardımcısına: “Durup dinlenmeyeceği, demişti, ta ki iki denizin birleştiği yere varacağım. Varamazsam senelerce yürümeye devam edeceğim.

Kehf 61

Onlar iki denizin birleştiği yere vardıklarında balıklarını unutmuş bulundular. Balık sıyrılıp denizde bir yol tutmuştu bile.

Kehf 62

Buluşma yerini farkına varmaksızın geçip gidince Musa yardımcısına: “Getir artık kahvaltımızı” dedi. “Gerçekten bu seyahatimizde epey yorgun düştük.”

Kehf 63

“Gördün mü?” dedi “O kayanın yanında mola verdiğimizde, ben balığı unutmuşum! Muhakkak ki onu sana söylememi unutturan da şeytandan başkası değildi.” Doğrusu balık, çok acayip bir şekilde canlanarak denizde yolunu tutup gittiydi.”

Kehf 64

Musa: “İşte gözleyip durduğumuz da bu idi ya.” dedi. Derhal izlerini takip ederek gerisin geri dönüp kayanın yanına vardılar.

Kehf 65

Orada bizim seçkin kullarımızdan öyle bir has kulumuzu buldular ki Biz ona lütfedip, nezdimizden rabbani bir ilim öğretmiştik.

Kehf 66

“Üstadım” dedi Musa, “Sana öğretilen bu ilimden bana da bir şeyler öğretmen için sana tabi olabilir miyim?”

Kehf 67-68

“Doğrusu” dedi, “sen benimle beraberliğe sabredemezsin. Bütün yönleriyle kavrayamadığın meseleler karşısında nasıl kendini tutabilirsin ki?”

İşte bu ayetlerde bahsi geçen yardımcının Hz. Yuşa olduğu rivayet edilir. Hz. Musa’nın yanında yürümeyi istediği kişi ise Hz. Hızır (a.s.)’dır ki bu rivayet değil, ayetlerde belirtilir.

4.) Bir başka inanış ise Hz. Yuşa’nın bir başka veli kişi olan Yahya Efendi’ye yaptığı davettir. Hz. Yuşa, Yahya Efendi’nin rüyasına girerek, “gel, beni bul” der. Yahya Efendi de rüyaya icabet ederek bu tepeye gelir. Burada bir çobanın hayvanlarını otlattığını, fakat bugün mezarın bulunduğu alana hayvanların girmediği görür. İşte Hz. Yuşa’nın mezarı da bu şekilde bulunmuştur. Sırası gelmişken, Yahya Efendi, Kanuni Sultan Süleyman Han’ın süt kardeşi olup türbesi yaklaşık olarak Çırağan Sarayı’nın hemen arkasındadır.

Şeyh Yahya Efendi Dergahı

Şeyh Yahya Efendi Dergahı

5.) Bir başka inanışa göre Yuşa hazretleri, Musa Peygamber’in (a.s.) kız kardeşinin oğludur. Aynı zamanda da Musa Peygamber’in ordusunun sancaktarı ve cesur bir askerdir. Musa Peygamber’in orduları İstanbul’a kadar gelir. Sarıyer’in karşısındaki olan Sütlüce köyü yakınlarında girişilen bir çatışmada çok ciddi bir yara alarak atından düşer ve vücudu belinden ikiye ayrılır. Hz. Yuşa sürünerek Yuşa Tepesi’ne kadar gelir ve orada vefat eder. Bu hikayeye göre bu mezarda Hz. Yuşa’nın bedeninin üst kısmı bulunmaktadır. Belinden altı ise düştüğü yerde kalır ve oradan da içimi tatlı bir kaynak çıkar. O zamandan beri akmakta olan bu suya “Ab-ı Hayat” suyu derler. Yani ölümsüzlük suyu.

6.) Bir başka efsaneye göre, Hz. Yuşa, Hz. Musa Peygamberin ordusunda savaşırken güneşin batışını durdurmuş/geciktirmiştir. Tutuşulan bir savaş sırasında Musa Peygamber’in ordusu savaşı kazanmaya yakın iken akşam olmakta, güneş batmaktadır. Bu durumda savaşa ara verilecek ve kaybetmek üzere olan karşı taraf için toparlanma şansı doğacaktır. Bu durumda Hz. Yuşa eliyle güneşin batışını engeller, güneş batmadığı için savaşa devam edilir ve Hz. Musa’nın ordusu savaşı kazanır. Savaş bittikten sonra da güneş hızla batar.

7.) Bazı tefsirlerde ise Hz. Yuşa’nın Hz. Musa’nın vefatından sonra peygamber olarak görevlendirildiği, Hz. Musa’nın yeğeni ve yardımcısı olduğu, Hıristiyan ve Yahudilerin kendisine Yeşu dedikleri nakledilir. Yeşu ( Yuşa ) Beni İsrail’e gönderilen dört büyük peygamberden biridir.

Son olarak camiden bahsedecek olursak;

Bugün Yüşa Hazretlerinin hemen yanında bulunan ufak cami kare yapılıdır. Cami girişi şimdiye kadar görülmedik bir şekilde yapılmıştır. Cami kapısına 5-6 basamaklı merdiven çıkılır. Kapıya geldiğinizde ayakkabınızı çıkararak sağa dönerseniz dikdörtgen yapılı bir son cemaat yerine, sola dönerseniz de cami içine girersiniz.

Yüşa Camii

Son Cemaat Yeri

Cami içine girdiğinizde de içinde imam odasının da bulunduğu bir antre vardır. Sağ taraftan da hanımlar mahfiline çıkılmaktadır. Cami harimine girdiğinizde uzunlamasına dikdörtgen yapıda düz tavanlı bir cami ile karşılaşırsınız. Caminin vaaz kürsüsü, minberi ve mihrabı eski yani orijinal değildir. Harim girişinde sağ tarafta çok küçük bir müezzin mahfili vardır.

Yüşa Camii

Kapıdan Harim’in Görünüşü

Sebebini anlamadığım bir şekilde caminin içindeki hanımlar mahfili kullanılmayı cami binasının sağ tarafında zemine uzunlamasına bir ibadet alını yapılarak buraya hanımlar namaz kılma yeri demişlerdir.

Yüşa Camii

Bayanlar İçin Ayrılan Namaz Kılma Yeri

Bu cami için belki de söylenecek en önemli şey, İstanbul’un en havadar tepesinden olmasına ve en temiz havalı bölgesinde olmasına karşın, caminden içeri adımınızı attığınızda inanılmaz bir koku ile karşılaşıyorsunuz. Muhtemelen havasız ortamdan kalmasından dolayı halılar kokmuş bir vaziyettedir. Yan tarafta bir peygamber mezarı varken böyle bir cami ile karşılaşmak çok şaşırtıcı. Bu sorunu ortadan kaldırmak için cami halılarının değişmesi ve badana yapılması yeterli olacaktır.

Bir de caminin ufak bir minaresi vardır. Minareye biraz dikkatle baktığınızda şerefe kapısına pvc materyalinden kapı yapıldığı görülmektedir. Şimdiye kadar hiçbir camide görmediğim bir uygulama ile minareye çok çirkin bir şekilde şerefe kapısı yapılmış.

Yüşa Camii

Sultan III. Osman devrinde şekillenen bu alan enteresan bir şekilde, Sultan III. Selim döneminde de bir takım yasaklara maruz kalmıştır. Tepeye ya da mezara çok fazla rağbet olması nedeni ile fitneye sebep olmaması için burada mevlit okunması o zamanlar yasaklanmıştır.

Yuşa Cami haziresinde yatan kişilerin listesi ya da daha doğru bir ifade ile bilinenlerin listesi tespit edilmiştir. Bu listeye göre 1768 – 1968 yılları arasındaki 200 yıllık dönemde 27 kişinin listesi şu şekildedir.

1.) Yuşa türbedarı Mehmet Efendi, 1768
2.) Mustafa Ağa, 1789
3.) Yuşa türbedarı Seyyid Ahmed Dede, 1791
4.) Macar Ağa’dı Nuri Ağa’nın oğlunun kızı Hafize Hanım, 1806
5.) Yuşa türbedarı Osman Efendi, 1822
6.) Hüsnü Ağa’nın oğlu Ethem Efendi, 1835
7.) Yuşa türbedarı Mustafa Efendi, 1837
8.) Hatice Hanım, 1852
9.) Hacı İzzettin Efendi’nin eşi Emine Hanım, 1866
10.) Muşlu Mehmed Şerif Paşa, 1868
11.) Saray-ı Humayun Buğdaycıbaşısı Mehmed Emin Efendi’nin kardeşi Rukiye Hanım, 1870
12.) Yuşa türbedarı Hacı İzzeddin oğlu Hayri Efendi, 1871
13.) Bursevi Seyyid Hacı İsmail Hakkı Rifai Efendi 1873
14.) Yuşa türbedarı Mustafa Efendi’nin kerimesi Şerife Fatıma Hanım, 1873
15.) Hacı Ahmet Şükrü, 1875
16.) Hacı İsmail Efendi’nin eşi Hatice İstikbal Hanım, 1878
17.) Hacı Ömer Efendi, 1879
18.) Tophane Nusretiye Camii görevlisi Hacı Borucu Mustafa Efendi, 1881
19.) Saray-ı Humayun buğdaycıbaşısı Mehmed Emin Efendi’nin oğlu Mehmet Tevfik Bey, 1881
20.) Şehremaneti memurlarından Selim Efendi’nin kızı Ayşe Hanım, 1881
21.) Hacı Molla Gaffar, 1881
22.) Kavaklı Ahmet Paşa’nın eşi Hatice Hanım, 1883
23.) Maliye-i Hayriye Halifesi muhasebe muavini Yusuf Bey, 1893/1909
24.) Hacı Atike Hanım, 1895
25.) Nergis Hanım, 1909
26.) Ayşe/Seniye Hanım, 1968
27.) Sarıyer eşrafından İzzet Reiszade Mehmed Efendi,

Caminin dış duvarında bir kitabesi vardır. Kitabe zemini yeşil harfler ise sarı boyalıdır. Bir de Yüşa Hazretlerinin mezarı girişinde bir kitabe bulunmaktadır ki her iki kitabenin içeriği hakkında bil bilgiye ulaşamadım. Mezarlık içindeki kitabe ortadan kırılmış ve boyasızdır.

Yüşa Camii

Mezarlık Kitabesi

 

Yüşa Camii

Cami Kitabesi

 

Her tarihi eser gibi yangına maruz kalmış ve 1863 yılında Sultan Abdülaziz Dönemi’nde de aslına sadık kalınarak tekrar inşa edilmiş.

 

Saygı ve sevgilerimle,

 

Z. Tamer Aygün

22.Temmuz.2014

 

 
Kaynakça:

1.) İstanbul’un Evliyaları, Aysel Okan
2.) Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 6,
3.) Gökyüzünden İstanbul’un İbadethaneleri, Mustafa Çağrıcı
4.) İstanbul Camileri, Tahsiz Öz, Türk Tarih Kurumu
5.) Hadikatü’l Cevami’, Ayvansarayi Hüseyin Efendi – Ali Satı Efendi – Süleyman Besim Efendi
6.) İstanbul’un Ansiklopedik Öyküsü, Haldun Hürel
7.) İstanbul’un 100 Efsanesi
8.) Prof. Dr. Suat Yıldırım Meali

 

Yorumlar

Bu Yazıya 1 Yorum Yapılmış

  • SALİH ORAL (28 Aralık 2014 saat: 18:07)

    Ellerine sağlık-biliyoruz derken-sayende hiçte bilmediğimi öğ rendim ellerine sağlık, araştırmalarına bizlere bu kadar güzel ifade etmene yeniden teşekkürler

Yorum Yap