osmanlı kitabı başlık
Yıldırım Bayezid
Yıldırım Bayezid
Bu yazı 1.482 views kez okundu.
28 Mayıs 2014 23:28 tarihinde eklendi

I. BAYEZID

I. Bayezid, Kosova’da babası Sultan Birinci Murad’ın şehit olması ile devlet ileri gelenleri kararı ile 4. Osmanlı Sultanı olarak tahta çıkmıştır.

YILDIRIM BAYEZID HANDoğum yılına ilişkin muhtelif yıllardan bahsedilmektedir. 1354 (5), 1539 (6), 1360 (3) gibi yıllar için doğum yılıdır dense de doğum yerinin Edirne olması hususunda bir farklılık yoktur. Babasının vefatı üzerine savaş meydanında 27.Ağustos.1389 tarihinde padişah olmuş ve 14 yıl hüküm sürdükten sonra 1402 yılında padişahlı sona ermiş ve 1403 yılında da 43 yaşında vefat etmiştir.

Öncelik yine annede.

GÜLÇİÇEK HATUN

Sultan Birinci Murad’ın Rum asıllı hanımıdır. Sultan Murad ile onun şehzade olduğu zamanda evlenmiştir. Sultan I. Bayezid ile Yahşi Bey’in annesidir.

Bulgar kralı Ivan Aleksandır Osmanlı’ya yakın olmak için kızı Maria’yı Osmanlı Hanedanı’na gelin vermek ister. Bunu bir elçi vasıtasıyla Orhan Gazi’ye bildirir. Teklifi kabul görür ve 16 yaşındaki Maria Osmanlı’ya gelin gelir. Marya ve Şehzade Murad birbirlerine çabuk ısınırlar ve zamanla Maria zamanla Müslümanlığı benimseyerek Gülçiçek Hatun adını alır.

Gülçiçek Hatun’un hamileliğinin sonlarına doğru kayınpederi, Şehzade I. Murad’ın babası Orhan Gazi vefat eder. Şehzade Murad’ın tahta geçtiği ilk günün gecesinde ise kendisine müjdeli haber verilmiştir. Bir can, bir sultan dünyadan göçmüş yeni bir şehzade dünyaya gelmiştir. Bu I. Bayezid’in doğum haberidir.

Gülçiçek Hatun’un vefat yılı tam olarak belli olmamakla birlikte oğlu I. Bayezid’ın tahta çıkışını görememiştir. Bu da demektir ki 1389 yılından önce vefat etmiştir.

Baba Sultan I. Murad ve oğlu I. Bayezid savaş meydanlarında at koştururken Gülçiçek Hatun da iyi bir müslüman olarak kendisini hayır işlerine adamıştır. Sağlığında Bursa’nın Muradiye semtindeki Yahşi Bey Mahallesinde bir cami, bir medrese ve bir türbe yaptırmıştır. Vefatı ile birlikte Yahşi Bey Mahallesindeki türbesine defnedilmiştir. Türbede kendisininkinden başka üç kabir daha vardır ki bunların kime ait olduğu bilinmemektedir.

Yıldırım Bayezid

Bursa’da doğan ve gençliğini Kütahya Sancağı’nda geçiren I. Bayezid iyi bir eğitimle büyütülmüştür. Altı eş sahibi olmuştur. Bunlar, Devlet Şah Hatun, Devlet Hatun, Hafsa Hatun, Sultan Hatun, Olivera Depina, ve Maria’dır. Bu eşlerden Sultan Hatun Germiyanoğulları’nın kızıdır. Osmanlı ile iyi geçinmek için kızını Osmanlı’ya gelin etmiş, çeyiz olarak da Kütahya, Simav, Eğrigöz ve Tavşanlı’yı çeyiz olarak vermiştir. Bu düğünde bizim için ilginç olan, o zaman da düğünde “saçu” ya da “saçı” diye tanımlanan ve ortaya inci, para, şeker veya tahıl atama adetinin olmasıdır. Düğüne gelen Bey’ler bol miktarda saçu dağıtmışlar. Bununla birlikte Evrenos Gazi getirmiş. Hediye listesi şu şekildeymiş.

Yüz kuş ve yüz kızoğlan kız cariye. On oğlanın elinde on gümüş tepsi, içi flori yani altın para dolu, on tanesinin elinde altın tepsi, hepsinin içinde mücevher dolu ve sekseninin elinde de gümüş maşrapalar, değerli ibrikler.

Bu abartılı hediyeler karşısında Sultan Murad Han (Şehzade Bayezid’ın babası) gelen cariyeleri elçilere verir, gelen florinlerin bir miktarını Evrenos Bey iade eder, geri kalanını ise ulemaya dağıtır, diğer elçilerin getirdiği değerli atları Evrenos Bey’e verir. Elinde hiçbir şey kalmaz. Sultan Murad Han bunu –Sultan Murad Han’ı anlattığım makalemde belirttiğim gibi- yardımseverliğinden yapmıştır. Bir başka sebep ise bir sultan olarak bir Bey’den gelen bu kadar abartılı hediyelere ihtiyacı olmadığını göstermek olsa gerek.

Bir başka eşi de Kosova Savaşı sırasında ölen Kral Lazar’ın kızı Olivera Despina’dır. Bu Yıldırım Bayezid’ın ikinci evliliğidir. Barış görüşmeleri sırasında Kral oğlu Stefan Lazaroeviç kız kardeşinin I. Bayezid’e gelin vermeyi teklif etti. Kabul görülen bu teklif sonunda Bayezid ilk evliliğini yapmış oldu.

Bu gelin ile birlikte saray efradının bilmediği bir alışkanlığı uygulamaya geçti. Eğlence. Olivere Despina ile birlikte sarayda eğlence meclisleri tertip edilir oldu. Osman Gazi, Orhan Gazi ve Sultan Murad Han zamanında bu tip eğlence toplantıları yapılmazdı. Tarihçi Neşri, Yıldırım Bayezid’ın bu tür eğlence toplantılarından bir süre sonra vazgeçerek eski sakin, mütevazi hayatına döndüğünü yazar.

Birinci Kosova Savaşı hemen sonrasında savaş meydanını gezerken şehit edilen babası I. Murad’ın ardından tahta geçtiğini makalenin ne başında belirtmiştim. Bu geçiş daha çok devlet büyüklerinin kararı ile oldu. Bir kaynağa göre (6) Bayezid, kardeşi Şehzade Yakup’u boğdurttu. Bir başka kaynağa göre ise (7) Şehzade Yakup, Yıldırım Beyazıd’ın tahta çıkmasına karar veren devlet büyükleri tarafından I. Murad’ın çadırında boğduruldu. I. Murad’ın vefatından haberi olmayan Şehzade Yakup’u “Gel, baban seni istiyor” deyip Sultan Murad’ın çadırına çağırdılar ve orada onu öldürdüler. Böylelikle savaş meydanında tahta çıkan ilk Şehzade Yıldırım Bayezid, hayatına Osmanlı tarafından son verilen de Şehzade Yakup olmuştur.

Yıldırım Bayezid tahta çıktığında 29 yaşında idi. Bayezid hakkında günümüze gelen hikayeler önceki sultanlara kıyasla daha fazladır. İşte bu hikayelerden bir tanesi.

Savaş sonrasında yani I. Kosova Savaşı sonrasında, I. Bayezid payitahta ulaştıktan sonra Venedik elçisi Francesko Guirini Sultan Yıldırım Bayezid Han’ın huzuruna kabul edildi. Venedikli elçinin haddini aşan sözleri üzerine, Sultan Bayezid,

“Bizi kızdırmasınlar, kızdırırlarsa Roma’ya kadar gidip Saint Pierre Kilisesi’nin mihrabında atımıza yem yediririz” diyerek elçi huzurunda çıkartmıştır.

Yıldırım Bayezid Sırp kralının kızı Despina ile evlendikten sonra beraberindeki Sırp Kuvvetleri ile Anadolu’ya gelerek kendisine karşı baş kaldıran Anadolu Beylikleri ile savaştı. Bildiğim kadarıyla bu tarihte Türk’ün Türk’e karşı yabancılarla yaptığı ilk ve son savaş olmalı.

Kendisine “Yıldırım” lakabının verilmesine dair birkaç görüş vardır. Birincisinde, kendisine bağlı kuvvetleri çok çabuk bir şekilde Rumeli’den Anadolu’ya ve Anadolu’dan Rumeli’ye geçirmesi ile verilmiştir.

Evliya Çelebi’nin bu konudaki yazısı bu hikayeyi desteklemektedir. Şöyle ki,

“Yıldırım Bayezid bir sene içinde Sinop’tan Eflak’a geçip, bir yılda yedi kere yetiştiği için Emir Sultan Bursa’da “Bayezid’im, sen Yıldırım oldun” demiş ve adı Yıldırım Bayezid Han olmuştur.

Diğer bazı kaynaklara göre ise savaşlarda gösterdiği cesaretten, düşmanının üzerine bir yıldırım gibi atılmasından “Yıldırım” lakabını aldığı söylenmektedir. Bir üçüncüsü de Karamanoğulları ile yapılan savaşta gösterdiği çeviklik nedeniyle verildiği söylenir.

İstanbul’un Osmanlılar tarafından ilk kuşatması Yıldırım Bayezid döneminde olmuştur. 1394 (1391 100 ünlü Türk) yılında başlayan kuşatma 1396 yılında sona erdi. Karaman Seferi’nde Yıldırım Bayezid ile birlikte olan Sırp İmparatorunun oğlu, Bursa’da iken habersiz bir şekilde ayrılıp İstanbul’a gitmesi Yıldırım Bayezid’i rahatsız etmiş ve Macaristan seferini iptal ederek İstanbul’u kuşama kararı almıştır. Yetersiz silah gücü nedeniyle kuşatma bir ablukadan öteye gidememiş ve Macarların Osmanlı topraklarına girmesi nedeniyle kuşatmayı kaldırarak Macarların üzerine gitmiştir. 1395 yılındaki ikinci kuşatma ise Haçlıların Osmanlı’ya saldırması üzerine açılan yeni cephede savaşmak üzere kuşatma kaldırılmıştır.

Yıldırım Bayezid, Batı topraklarına önem vermesinden dolayı Osmanlı’yı batıya doğru yaydı. Bu durum karşısında Haçlı Orduları Osmanlı üzerine geldi. Fakat Yıldırım Bayezid 15.Eylül.1396 tarihinden Niğbolu’da haçlı ordusunu bozguna uğrattı. Bu savaştan sonra Yıldırım Bayezid’e “Sultan-ı İklim-i Rum” yani “Anadolu Sultanı” ünvanı verildi. Niğbolu savaşından sonra da İstanbul üçüncü kez kuşatıldı. Anadolu Hisarı Bayezid’in döneminde 1396-1397 yıllarında bu üçüncü kuşatma için yapılmıştır. Timur tehlikesi çıkınca Bizanslılarla anlaşma yapılarak kuşatma bir anlaşma çerçevesinde kaldırıldı. Antlaşmaya göre, Sirkeci’de bir cami yapılacak, İslam Mahkemesi ve bir Türk mahallesi kurulacaktı. Yıllık alınan vergi de artırıldı. Yıldırım Bayezid Han’ın Timur’la yaptığı savaştan mağlup ayrılması ile Sirkeci’deki cami tahrip oldu ve Türk Mahallesindeki Türkler de İstanbul’dan çıkarıldı.

Yıldırım Bayezid, Niğbolu Savaşı ganimeti ile 1400 yılında Bursa’da Ulucami’yi yaptırdı. Rivayete göre Bayezid, NiğboluSavaşını kazandığı takdirde Bursa’da 20 adet cami yaptıracağı hususunda bir adak adar. Haçlılarla yapılan kazanıldıktan sonra sıra adağın yerine getirilmesine gelir. Yıldırım Bayezid Bursa’yı erkanı ile dolaşarak yapılacak 20 caminin yerlerini saptamaya kalktığında işin zorluğunu görür ve ulemadan bu duruma bir çare bulmasını ister. Nihayet, çözüm gelir; 20 kubbeli tek bir cami. İşte Bursa Ulu Camii’nin başlangıç hikayesi.

Kaynaklara göre, Yıldırım Bayezid danışmanlarına çok önem vermezdi, Daha doğrusu bir konu hakkında başkalarına danışmaya çok sevmez, istişare sonunda alınan kararlara/tavsiyelere harfiyen uymaz ve kararlarını kendi dilediğince alırdı. Lafını da sakınmaz, aklına geldiğini söylerdi. Bu konu ile verilen örnekleri özellikler Yıldırım Bayezid ile Timur arasında geçen diyaloglarda belirteceğim.

Osmanlı zamanında rüşvetin çok yaygın olduğu hep söylenir ve okunur. Bu rüşvet olaylarının ayyuka çıktığı dönem Yıldırım Bayezid’in dönemidir. Bu dönemde özellikle kadılar aldıkları rüşvete göre karar veriyorlardı. Bir gün Yıldırım Bayezid Bursa’da iken kendisine “Kadılar rüşvet alıyor, aldıkları ilim ile amel etmiyorlar” diye haber gelir. Bayezid’in talimatı gereği kadıların aldığı kararlar kontrol edilince rüşvetin alındığı ortaya çıkar. Bunun üzerine Bayezid tüm kadıları (yaklaşık 20 tane) Yenişehir’de bir eve toplar, kapısını kilitlettirip evin çevresine odun yığdırır ve “Bu zalim kadıların hepsi yansın” diye evi ateşe vermelerinin buyurur. Bu duruma çok endişelenen Ali Paşa, Yıldırım Bayezid’in Arap maskarasından yardım ister. Bunun üzerine maskara Yıldırım Bayezid’ın hemen huzuruna çıkarak,

–  Ey Han, beni elçilikle İstanbul’a gönder, der

Bayezid Han: “İstanbul’da neylersin” diye sorar,

Maskara Arap: “Varayım, kraldan papazlar dileyim” der,

Bayezid Han: “Bre devletsiz, papazları neylersin?” diye sorar,

Maskara Arap: “Kadıları kıralım (mahvedelim), papazları kadı yapalım” der,

Bayezid Han: “Kadılığı papazlara verinceye kadar, kendi kullarıma versem ya” der,

Maskara Arap: “Kulların okumuş değildir, cahildir. Bu papazlar nice yıllar ilim yolunda çalışıp, tahsil etmişlerdir. Sen kadılara kızarak Kur’an’ın hükümlerini kaldırırsan, İncil de haktır. Bari bu papazlar İncil’in hükümlerini uygulasınlar” der. Maskara Arap’ın bu lafzından etkilenen Yıldırım Bayezid:

“Bre Arap! Ya durum nasıl olur? Nasıl edelim?” diye sorar.

Maskara Arap: “Ben kethüda değilim. Onu paşalar bilir” der.

Bunun üzerine Sultan Ali Paşa’yı çağırır ve,

“Paşa, bu kadılar okumuşlardır. Niçin okuduklarını tutmazlar, rüşvet alırlar” der

Ali Paşa: “Sultanım gelirleri azdır” diye karşılık verir.

Bunun üzerine Yıldırım Bayezid danışarak yaptığı bir iş neticesinde kadıları serbest bırakır ve Ali Paşa’ya kadıların yaptıkları işlerden alacakları ücretleri belirlemesi için yetki verir.

Timur’la olan meşhur Ankara Savaşı’na gelince,

Timur’un batıya yaptığı seferler sonucunda o zamanki İran’ı yakıp yıkar. Buradan kaçan bazı önemli devlet adamları Osmanlı’ya sığınır. Timur bu kişileri Osmanlı’dan ister. Bayezid vermez. Bunun üzerine her ikisinin araları iyice bozulur ve Timur Sivas’a saldırıp ve tüm halkı kılıçtan geçirir. Yıldırım Bayezid hazırladığı ordu ile Anadolu’ya geçer, Sivas’ı Timur’dan geri alır. Sonunda iki ordu Ankara’da karşılaşır.

Yıldırım Bayezid, 1402 yılında Timur’a Ankara Savaşı’nda savaşarak esir düşer. Timur’un Fetihnamesi’ne göre Sultan Yıldırım Bayezid Han bir gürz darbesi ile atından düşürülüp yakalınca, (6)

“Ben Sultan Bayezid’im. Beni sağ olarak hükümdarınıza götürün” demesi üzerine Timur’un çadırına götürülür.

Timur’un çadırına götürülen Bayezid Han’ı saygılı bir şekilde attan indirilir. Timur onu karşılar ve ikisi de bir halının üzerine oturup bir süre görüşürler. Timur,

“Sultan mapus olunca, şimdiden sonra askerin savaşmasına ne gerek var, asker savaş etmesin” der. Yıldırım Bayezid ile birlikte esir düşenler arasında Şehzade Musa ve Şehzade Mustafa da vardı. Timur Yıldırım bayezid’in bir süre Anadolu’da yanında dolaştırır. İkisi arasında geçen ve Yıldırım Bayezid’in kafese konulmasının hikayeleri şu şekildedir.

Bir gün ikisi de Denizli’de bir hamamda kurna başında iken Timur Yıldırım Bayezid’e sorar:

“ Hikmet Allah’ın, zaman böyle gösterdi. Eğer bu felakete ben düşeydim beni nice ederdin?”

Canı tez olan Yıldırım Bayezid düşünmeden cevap verir:

“Eğer bu felakete sen düşeydin, seni bir demir kafese koyardım” der

Timur: “Ey Han! Yaman söyledin” deyip hemen emir verir kafes yapılmasına. Ve Yıldırım Bayezid’in bu kafesin içine koydurur. Her gittiği yere onu bu kafeste götürür.

Kışı Aydın’da geçiren Timur, oğlunu Bursa’ya gönderip:

“Git, Bayezid’in oradaki hazinesini getir” der. Timur’un oğlu Bursa’ya gidip orayı yakıp yağmalar. Hatta Ulu Cami’yi ahır yapıp, içinde ateş yakıp yemek pişirirler. Hazineyi de alıp Timur’a getirirler. Bu dönemde Bursa halkı Cuma namazlarını kılmamıştır.

Timur seferleri sırasında zaman zaman gelip Yıldırım Bayezid ile konuşurdu. Bir gün yine Timur Bayezid Han’ın yanına geldiğinde onu üzgün gördü.

Timur: “Ey Han! Hakk’ın kudretine niçin üzülürsün?” diye sordu.

Bayezid Han: “Hakk’ın işi böyle olsa gerek. Timur Bey, senden bir dileğim var” dedi.

Timur: “Söyle kabul edeyim” dedi.

Bayezid Han: “ Benim ocağımı söndürmeyesin. Bugün bana ise yarın sanadır. Tatar’ı bu vilayette komayıp götür” dedi.

Timur: “Kabul ettim. Ama Semerkand’dan sen bu vilayete yine Tatar getirsin” dedi.

Bunun üzerine onurlu olan Bayezid Han’ın ateşi çıktı. Günden güne eridi. Yedi ay 12 günlük esaretin ardından 8.Mart.1408 tarihinde, Akşehir’de, yüzüğündeki zehri içerek canına kıydı.

Yıldırım Bayezid Han’dan sonra tahta geçen Çelebi Mehmed tabutunu kardeşi Muşa Çelebi ile göndersin diye Germiyanoğluları Yakup Bey’e mektup yazdı. Yakup Bey de hiçbir sorun çıkarmadan Yıldırım Bayezid’ın naşını Osmanlı’ya teslim etti. Bursa defnedilen Yıldırım Bayezid’in ardından yedi gün boyunca Kur’an okundu. Mezarı Bursa’da adına yaptırdığı Yıldırım Külliyesi’ndedir. Yıldırım Bayezid’in türbesi günümüze orijinal olarak ulaşan ilk sultan türbesi olma özelliğine sahiptir.

Bu savaş ve bu yenilgi Osmanlı Devletinde fetret yani bunalım/iç savaş dönemini yaşatmıştır. 1402 – 1413 arasında yaşanan bu devirde Osmanlı yönetiminde boşluklar meydana geldi. Dört şehzade Osmanlıyı dörde bölerek kendi yönetimlerinde yeni devletler ilan ettiler. Bu sırada Timur da boş durmayıp Bursa’yı yağmaladı ki Bursa Edirne’den önceki başkenttir. Aynı şekilde, İznik, İzmit ve İzmir işgal edildi.

Yıldırım Bayezid Han döneminde yapılan eserlerin başında Bursa Ulu Camii, Bergama Ulu Camii, Mudurnu Ulu Camii ve kendi adına yapılmış olan Bayezit Külliyesi’dir. Hastanelere önem verdiğinden Yıldırım Darüşşifası onun yaptırdığı eserlerdendir. Keza Bursa Yıldırım Medresesi de onun tarafından yaptırılmıştır.

Ülke yönetiminde merkeziyetçiliğe önem vererek yerel beylikleri sürdürdü. Aynı zamanda Osmanlı saray örgütü Enderun’un kurucusudur. Kitabelerde ve vakfiyelerde adından önce “Sultan” ve adından sonra da “Han” sanı verilen ilk hükümdardır.

Yıldırım Bayezid Han, iyi bir silahşör ve iyi bir pehlivan idi, ata da iyi binerdi. Toplantılarda sade bir dil kullanır ve halk şiirleri okur ve yazardı. Ava ve avcılığa büyük merakı vardı. Ava kalabalık bir şekilde çıkardı ki bu avlara katılan kişilere devletin resmi teşkilatı içinde yer vermiştir. Böylelikle Osmanlı’da IV. Mehmet ile zirve yapacak olan av teşkilatı Yıldırım Bayezid Han ile kurulmuştur.

Osmanlı Hanedanı’nda ilk defa “serasere” giyenin, gümüş ve altın tabaklar kullananın Yıldırım Bayezid olduğu söylenir. Seraser, ipekli ve altın, gümüş işlemeli kıymetli bir kumaştır.

Yıldırım Bayezid dini inançlarına bağlı bir kişi idi. Kendi döneminde etkili olan “Zeyniyye Tarikatına” bağlı olduğuna dair bilgiler vardır.

Saygı ve sevgiyle,

Z.Tamer Aygün
28.Mayıs.2014

 

 

Kaynakça:

1.) Osmanlı Sultanları Albümü – Mustafa ARMAĞAN
2.) 100 Osmanlı Büyüğü – Dr. Yaşar ATEŞOĞLU
3.) Herkes İçin Osmanlı Padişahları – Prof. Dr. Oğuz AYTEPE
4.) Dünyaya Hükmeden Osmanlı Padişahları – Ahmet SEYREK
5.) İmparatorluğun Kurucuları Gazi Padişahlar – Necdet ÖZTÜRK
6.) Yaşanmış İlginç Hikayeler, Osmanlı Padişahları – Nermin TAYLAN
7.) Padişah Anaları – Nermin TAYLAN
8.)Padişah Anneleri – İbrahim PAZAN

 

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap