osmanlı kitabı başlık
Yavuz Er Sinan Camii
Yavuz Er Sinan Camii
Bu yazı 2.060 views kez okundu.
15 Ağustos 2014 18:25 tarihinde eklendi

Yavuz Er Sinan Camii

 

Yavuz Er Sinan Camii, İstanbul’un fethinden sonra yapılmış olan en eski camilerdendir. Unkapanı’ndan Eminönü istikametini döndüğünüzde hemen sağdaki ilk camidir. Sağrıcılar Camii olarak da bilinir.

 

Vakfiyesi 1484 tarihli olan cami oldukça küçük ve içi de oldukça sadedir. Evliya Çelebi (Seyyah Evliya Hafız Mehmed Efendi) bu caminin mütevellisi yani yöneticisi idi. Evliya Çelebi çoğunluk namazlarını burada kılardı, Evliya Çelebi’nin baba evi Unkapanı’nda idi.

 

Yavuz Er Sinan Camii

 

Altı saflık bir harimi mevcuttur. Kimi kaynaklara göre banisi Yavuz Er Sinan’dır ki Sinan, Fatih Sultan Mehmed’in alemdarı ve mehterhane takımı oluşturan bölüklerin baş amiridir. Sefer zamanında sancakların önünde yürür ve “Ak Alem” denilen sancağı taşırdı. Fetihten sonra da Unkapanı çevresindeki surların muhafızı olmuştur. Kimi kaynaklara göre de camiyi Fatih Sultan Mehmed yaptırmış ve adını aşağıda okuyacağınız hikaye gereği adını o askerin adından almıştır. Günümüzde ise cami cemaati Yavuz Er Sinan’ı bir akıncı olarak bilmektedir. Daha fazla ilerlemeden yüzyıllardan beri dilden dile, kitaptan kitaba geçen caminin yapılış hikayesini sizlere aktarayım.

 

İstanbul fethedildikten sonra yıkılan sur duvarları hızla onarılmış ve bir müddet şehir güvenliği için akşamları şehrin kapıları kapatılır ve giriş çıkış sabaha kadar yasaklanırmış. İşte böyle bir gün Fatih Sultan Mehmed tebdil-i kıyafet ile yani halktan biri gibi giyinerek yanında birkaç kişi ile sur dışına avlanmaya çıkar. Şehre girmek için geri döndüğünde hava kararmıştır. Unkapanı Kapısı’na gelen sultan ve beraberindekiler kapıda Sinan Çelebi’nin nöbet tuttuğunu görürler. Fatih Sultan Mehmed, Sinan Çelebi’ye,

 

–  Yiğidim, geç kaldık. Aç şu kapıyı da şehre girelim, der. Sinan Çelebi karşısındakinin kim olduğunu bilmediği için kapıyı açmaz ve

–  Olmaz, padişahımızın emri var. Kapılar sabaha kadar kapalı tutulacak. Yeni bir ferman olmadıkça açmam, der

 

Kapının açılması için Sultan ve yanındakilerin çabası sonuç vermeyince bakmış ki bu iş sözle olmayacak, divit ve kalemi eline alarak,

 

“Kulum Sinan Çelebi’ye…

Sabrı tükendi Muhammed, aç kapıyı girsin sultanın” diye yazmış ve üstüne de tuğrasını çekmiş ve Sinan Çelebi’ye uzatmış.

–  Al işte, istediğin ferman, demiş. Sinan Çelebi de kağıdı okuduktan sonra durumu anlamış ve

–  Ferman padişahımızındır, diyerek kapıyı açmış.

 

Fatih Sultan Mehmed ve beraberindekiler kapıdan içeri girmiş. Bu askerin görevine ve padişaha bağlılığı Sultan’ın çok hoşuna gitmiş. Askere dönüp,

– Sen ne yavuz bir ermişsin, demiş ve kendisinden bir isteği olup olmadığını sormuş. Sinan Çelebi de sultandan bu civarda kendi adına bir cami yaptırmasını istemiş.

Fatih Sultan Mehmed, bu talebi derhal kabul etmiş ve uygun bir yerde, hatta caminin yerine bakınca surların dibine Sinan Çelebi adına bir cami yaptırmıştır. Zamanla da bu camiye Yavuz Er Sinan Camii adı verilmiş. Bazı yazılarda “Yavuz Er” ifadesi Sinan Çelebi’nin ismi gibi gösterilmekteyse de bu hatalıdır. “Yavuz Er” ismin önünde sıfat olarak gelmiş olup Çetin Asker, Zor Asker anlamlarındadır.

 

Yol çalışmaları sonuncunda yol seviyesinin devamlı yükselmesiyle cami aşağıda kalmıştır. Cami ile ilgili tek değişiklik caminin çukurda kalması değil bir de cami kapısının önüne bir profille bir ekleme yapılmıştır. Bu tür eklemeler ne yazık ki caminin görünümü bozmakla birlikte burada yapılan şey büyük ihtimalle cami girişini yağmur sularından korumak için olmalı. Çünkü girişi toprak seviyesinin altında kalan cami girişini yağmur sularından korumanın başkaca bir yolu yok gibi.

 

Caminin eski resimlerinde son cemaat yerinin sol revağının altından girerken şimdi giriş sağ tarafa alınmıştır. Son cemaat yeri iki kubbelidir. Bu kubbeler üç adet mermer sütun üzerine oturtulmuştur. Son cemaat yerinde oldukça yüksek diyebileceğimiz bir ölçüde bir niş ve bu nişin üstünde de bir kitabe vardır.

 

Yavuz Er Sinan Camii

 

İçeri girdiğinizde gölge içinde kalmış, beyaz badanalı küçük bir mahalle camisi görürsünüz. İçerisi öylesine sadedir ki ne cami kubbesi ve ne de son cemaat yerindeki iki kubbede süs namına en ufak bir renk, hatta pencere dahi vardır. Her üç kubbe de tamamen beyaza boyalıdır. Ana kubbe çapı 8,20 metredir. Kareye yakın dikdörtgen yapılı olan cami, sekizgen bir geçiş kaidesi sayesinde kubbesini taşımaktadır. Dikdörtgen yapıda sekizgene geçişler de pandantiflerle sağlanmıştır.

 

Yavuz Er Sinan Camii

 

Yavuz Er Sinan Camii

Kare Gövdeden Sekizgene Geçişler

 

Harimin sağ ve sol tarafındaki duvarlarda iki sıra pencereler vardır. Alttaki pencereler dikdörtgen normda olup, yukarıda bahsettiğim yolun yükselmesinden ötürü pencereler kaldırım seviyesindedir. Üsteki pençeler ise sivri kemerli pencerelerdir. Mihrap duvarında ise iki sıra halinde inşa edilmiş dört penceresi vardır.

 

Yavuz Er Sinan Camii

Bayanlar Mahfilinden Görünüş

 

Caminin girişi kıble duvarının karşısındaki duvarın sol tarafındadır. Sağ tarafta ise müezzin mahfili bulunur. Bu müezzin mahfilinin üstü ise hanımlar mahfilidir. Hanımlar mahfili ahşap dört köşe sütun üzerine durmaktadır. Ufak bir döner merdivenle yukarı çıkılır. Minare girişi de mahfildendir.

 

Caminin mihrabı minberi mermerdir. Mihrap 1970’li yılarda minber ise 1990’lı yıllarda yapıldığı için tarihi bir değerleri yoktur. Vaaz kürsüsü ahşaptır. Her üçü de sade bir yapıdadır.

 

Yavuz Er Sinan Camii Yavuz Er Sinan Camii

Camiye girdiğimde diğer camilerde çok fazla görmediğim bir şey dikkati çekti. Kitaplar. Küçük bir camiden beklenmeyecek kadar çok içeride kitap var. Belli ki bağışı seven bir cemaati var.

 

Cami mevcut kayıtlara göre 1862, 1905 ve 1960 yıllarında onarımdan geçtiği bilinmektedir.

 

Caminin hariminde sadece iki mezar vardır. Bunlardan bir tanesi adına cami yaptırılan Yavuz Er Sinan ve diğeri de Erzurum Pirlerinden Horoz Baba.

 

New5163

 

Rivayete göre Horoz Baba Fatih Sultan Mehmed Han’ın askerlerindendir. İstanbul’un fethinde görev almıştır. Derler ki, her sabah, sabah namazından önce askerler arasında dolaşarak horoz gibi öter ve onları namaza kaldırırmış. Savaş sırasında da mezarının bulunduğu yerde şehit düşmüş.

 

Evliye Çelebi, Yavuz Er Sinan ile Horoz Baba arasındaki bağlantıyı şu şekilde kurar.

 

“Horosi Dede, Unkapanı’ndan sarıldı. Unkapanına onun için Horozkapısı derler. Kapının dış eşiğinden içeri girerken sol tarafında ta üst eşiği üzerine bir horoz resmi vardır. Onun için Horozlu Kapı da derler. Horosi Dede atamız Türk-i Türkan Hoca Ahmed Yasefi dervişlerinden olup, Hacı Bektaş Veli ile Horasan’dan geldi. Yaşlı bir zat olup Fatih Sultan Mehmed ile İstanbul’a gelirken İslam ordusu içinde gece gündüz 24 saat 24 kere horoz sesi çıkarıp “Kalkın ey gafiller” gazileri uyandırdığı için Horoz Dede derlermiş. Merhum dedemiz Yavuz Er, gayet inandığı için bunların şerefiyyetine Unkapanı’nın iç yüzüne bir cami yaptırmıştır ki hala Sağrıcılar Çarşısı içinde Yavuzer Camii ve mahallesi derler. Daha sonra Horosi Dede, Horos Kapısı dibinde ölünce merhum dedemiz Unkapısı dışında cadde üzerinde sofada gömüp yanında bir abdesthane muslukları yaptı, hala ziyaret yeridir.”

 

Ayrıca yukarıda da belirttiğim üzere caminin yöneticisi olan Evliya Çelebi’nin cami hakkında yazdıkları da şu şekildedir.

 

“Büyük dedemiz Yavuz Özbek, SultanMehmed’in bayraktarlığını yapmış olup İstanbul’un fethinde de bulunmuştur. Dedemiz Unkapanı’nın iç kısmında Sağıcılar Camisi yerinde olan binaları savaş ganimeti olarak almıştır. Fetihten sonra burada bir cami ve yüz dükkan yaptırıp dükkanları camiye vakfetmiştir.

 

Benim İstanbul’da doğduğum evi dedemiz savaş malından yaptırıp oturmuşlardı. Yaptırdığı caminin ve dükkanları beratları Sultan Mehmed’in tuğrası ile tuğralı olup hüccetler de Emir Buhari Hazretlerinin imzaları ile imzalıdır. Merhum Yavuz Er gayet itikatlı bir kimse olduğundan ordunun fethettiği yerde, Unkapanı’nın iç kısmında bir cami yaptırmıştır. Bu camiye Sağırcılar Çarşısı içinde Yavuz Er Camisi denmektedir.”

 

Saygı ve sevgilerimle,

Z. Tamer Aygün
14.Ağustos.2014

Kaynakça:
1.)  Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 7,
2.)  Yedi Tepe On Yedi Gezi, İstanbul, Rüknü Özkök,
3.)  İstanbul’un 100 Efsanesi, Ferhat Aslan,
4.)  İstanbul’un İncileri, Sur İçi Camileri, Sudi Yenigün,
5.)  İstanbul Camiler, Tahsin Öz,
6.)  İstanbul’un Alfabetik Öyküsü 3-5, Haldun Hürel,
7.)  Hadikatü’l Cevami’, Ayvansarayi Hüseyin Efendi – Ali Satı Efendi – Süleyman Besim Efendi

Yorumlar

Bu Yazıya 3 Yorum Yapılmış

  • FETHİYE TAÇ (25 Şubat 2016 saat: 19:05)

    Uuzn zamandır aradığım bilgiyi sayenizde tesadüfen buldum. Emeğinize sağlık. Allah razı olsun.

  • Taygun (13 Mart 2016 saat: 22:34)

    Sayın Fethiye Taç, size yardımcı olabildiysem ne mutlu bana. Siteyi Facebook’tan da takip edebilirsiniz. Yakın dostlarınıza site hakkında bahsederseniz büyümemize yardımcı olmuş olursunuz. Saygılarımla.

  • Bahattin (27 Kasım 2016 saat: 13:02)

    Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun DÜNKİ TÜRKİYE isimli kitap serisinin 11.ci cildinde HOROZ DEDE ve ER SİNAN’dan sıkça bahsedilir.

Yorum Yap