osmanlı kitabı başlık
ULU CAMİ
ULU CAMİ
Bu yazı 1.988 views kez okundu.
30 Temmuz 2014 16:07 tarihinde eklendi

Ulu Cami

 

Ulucami, Erzurum’un en büyük ve en güzel camilerindendir. Bulunduğu yer itibariyle tarihi bir meydanda kuruludur. Ön tarafında Erzurum Kalesi, sağ tarafında Çifte Minareli Medrese ve onun hemen az ilerisinde Narmanlı Camii, arkasında Üç Kümbetler, sol tarafta hemen cadde üzerinde Cimcime Hatun Kumbeti ile çevrelenmiştir ki bunların da birbirine en uzak olanı yüz – iki yüz metrelik yürüme mesafesindedir.

 

Ulu Cami

Ulu Cami

Çok kısa bir şekilde Erzurum’dan bahsetmek isterim öncelikle. Eski eserlerde Asya Türkiye’sinin beş ya da yedi bölgeye ayrıldığı ve bu bölgelerden birisinin de Türkmeniye yani Erzurum olduğunu yazar. Erzurum, Urartulara, Saka Türklerine, Bizanslılara, Gürcülere, Selçuklulara, Karakoyunlulara, Araplara ve Osmanlılara vatan toprağı olmuştur. Tarihi İpek Yolu’nun buradan geçmesi, Aras, Fırat ve Çoruh’un buradan doğması, Milli Mücadele yıllarında Mustafa Kemal Atatürk’ün Erzurum’da bir kongre yaparak mücadeleye başlaması, tatillerde yurtdışına, deniz kenarlarına gitmeyip Erzurum’a gelmek için çok geçerli sebeplerdir.

 

Gelelim Ulu Cami’ye:

 

 

 

ULU CAMİ

 

Öncelikle söylemem gerekir ki Ulu Cami bir Osmanlı eseri değil, bir Saltuklu eseridir. Bu nedenle sitede bu camiyi “Diğer Eserler” kategorisinde göstermekteyim. Saltuklulardan kalma diğer bir ibadethane ise Kale Mescidi’dir. O da Erzurum Kalesi’nin içindedir.

 

ULU CAMİ

 

Ulu Cami farklı bir mimari anlayışla inşa edilmiş bir camidir. Ortada bilinen manada bir kubbesi yoktur. Cami bugünkü durumu ile 28 adeti yığma olmak üzere toplam 48 taşıyıcı ayak üzerine durmaktadır ki bu ayakların/payelerin tamamı örülerek yapılmıştır. Camide İstanbul camilerinde gördüğümüz gibi mermer ya da granit bir sütun bulunmaktadır. Ayrıca camiden içeri adım attığınızda içeride örme taştan yapılmış, üzerinde sıvası olmayan, işlemesi, çinisi olmayan bir cami görürsünüz. Eğer bu caminin Osmanlı Cami Mimarisinden ayrı bir kültürde yapıldığı aklınıza gelirse gördüğünüz manzarayı hiç de yadırgamazsınız.

 

Ulu Cami’nin diğer adları da Cami-i Kebir yani Büyük Cami, Mescid-i Cuma’dır. Atabey Camii ya da Atabek Camii olarak da tanınır.

 

ULU CAMİ

 

Ulu Cami ile ilgili hemen güzel bir söz ile başlayalım. Derler ki” 40 sabah namazını Ulu Cami’de kılan Hızır Aleyhisselam ile buluşurmuş.”

 

Bir başka olay da Hz. Muhammed’in (s.a.s.) doğduğu gece Ulu Cami’nin yerinde bulunan Anadolu’nun en büyük kilisesinin yıkılmasıymış. Bilindiği üzere peygamberimizin doğduğu gece pek çok mucize gerçekleşmiştir. Mesela, O’nun doğumu ile birlikte Kabe’deki tüm putlar yerlere devrilmiştir.

 

Erzurum’un Binbir Hatim Duası da bu camide yapılır.

 

ULU CAMİ

 

Ulu Cami mimari yapıdan Anadolu’nun en önemli camilerinden biridir. Cami 12. yüzyıl’da Saltukoğulları tarafından yapılmıştır. Saltukoğulları, Alparslan’ın Malazgirt Zaferi’nden Emir Saltuk’un Anadolu’yu fetih ile görevlendirdiği bir beyliktir. Cami 1176 yılında Ebul-Feth Nasuriddün Muhammed, diğer namı ise Kızıl Aslan tarafından yaptırılmıştır. İç alanı yaklaşık iki dönümdür, 1930 m2. Dış duvarları ile birlikte yapı 2.140 m2 üzerine inşa edilmiştir. 54*51 ölçülerinde kareye yakın bir dikdörtgen şeklindedir. .

 

ULU CAMİ

 

Bugünkü gördüğümüz yapı, yaklaşık 895 yıl evvel yapılan cami değildir. Zamanla büyümüş ve değişmiştir. Caminin ilk yapılışından günümüze oluşmuş tek orijinal yeri mihrabıdır. Mihrap üzerindeki yalın geometrik süslemeler dikkat çekiyor. Erzurum Ulu Cami, Anadolu Türk mimarisinden mihrap üzeri kubbeli Kayseri, Silvan ve Harput ulu camileriyle plan tipleri bakımından benzerlik gösteriyor ancak ayrıntılarda söz konusu mimari sistemden farklılıklar gösteriyor.

 

ULU CAMİ

CAMİ MİHRABI VE MİNBERİ

Evliya Çelebi bu camiyi de gezmiş ve camiyi “200 çam direkli cami” olarak tasvir etmiştir. Bununlar birlikte Evliya Çelebi damının toprak olduğunu ve bir tek minaresi olduğunu ifade etmiştir. Caminin hala bir minaresi vardır ama dam/çatı mimarisi değiştirilmiştir.

 

Caminin bir avlusu yoktur. Yol kenarında kurulu olan camiye herhangi bir son cemaat yeri olmaksızın doğrudan içeri girersiniz. Doğu tarafında iki ve kuzey tarafında da üç olmak üzere toplam beş adet kapısı bulunmaktadır. Tüm kapılar birbirinden farklı tarzda yapılmıştır. Mesela kuzey kapılarının biri kemerli, biri kornişli ve diğeri ise sarkıtlıdır.

 

ULU CAMİ

 

Ulu Cami’nin toplam 27 penceresi vardır. Bunlardan yedi tanesi kuzey tarafındadır ki burası ana caddeye bakan taraftır. Doğu ve batı tarafında altışar ve kıble duvarında ise toplam sekiz adet pencere bulunmaktadır. Pencerelerinin tamamı dikdörtgen şeklindedir. Mihrabın sağ ve sol üst tarafında iki adet yuvarlak penceresi vardır. Bu pencereler “Fil Gözü” olarak isimlendirilmiştir. O zamanlarda camide namaz vakitlerinin tespiti bu fil gözleri sayesinde yapılmaktaydı. Öğle ve ikindi namaz vakitlerinde bu pencerelerden içeri giren ışıklar yerde tam bir daire oluşturmakta bu vakitlerin öncesinde ve sonrasında ise bu pencerelerden giren ışıklar yerde yansıması elips yeklinde oluşmaktadır. Dahiyane bir mühendislik harikası değil mi?

 

ULU CAMİ

MİHRAP, MİNBER ve FİL GÖZÜ

Cami kıble duvarına dik olan yedi ayrı ibadet alanından, sahından oluşmuştur. Aşağıdaki resimden de görüleceği üzere, geniş olan orta sahın, nef önünde kademeleri, silmeler ve kavallardan hafif sivri kemerler üzerine oturan bir ahşap kubbe bulunmaktadır . Mihrabın üzerindeki kubbe tamamen ahşaptan yapılmış ve Erzurum’a özgü bir tarzdır. Bu tarza Kırlangıç Örtü denir. Kubbe, ahşap kalasların yukarı doğru örülerek daraltılması suretiyle oluşmuş bir kubbedir.

 

ULU CAMİ

KIRLANGIÇ ÖRTÜ

Orta nefte kubbenin önünde mukarnaslı iki ayna bulunmaktadır. Kubbenin küçük pencereleri ve bu tonozların ışıkları, orta nefi aydınlatmaktadır. Yapının diğer bölümleri beşik tonozla örtülmüştür. İç bölüm, cephelerdeki değişik sayıdaki pencerelerle yukarıdan aydınlatılmıştır. İç süsleme bakımından, mukarnaslı ikinci aynalı tonozla mihrap dikkati çekmektedir.

 

Caminin batı duvarına bitişik bir türbe vardır. Bu türbe “Papuçlu Kadı Türbesi” olarak bilinir. Kadı efendinin hikayesi şöyledir. Yıllar önce kadı efendi Erzuruma gelir. Kendisini karışlayan meslektaşlar ve ahali onun kılığını kyafetini beğenmeyerek hakir görmek suretiyle rastgele sorular sorarlar. Ahaliden birisi:

 

– Karasu çekildikten sonra civardaki sazlıklarda ortaya çıkan kurbaların çok olması ve devamlı olarak bağırmalarından dolayı rahatsız oluyor ve geceleri uyuyamıyoruz, der. Bunun üzerine kadı efendi, ayağındaki pabuçlardan birisini çıkarır ve o adama vererek,

 

– Bunu götür ve şikayetçi olduğunuz kurbağaların çokça bulunduğu yere at ve “sizleri kadıya şikayet ettik, o da papucunu gönderdi, halkı bi daha sakın rahatsız etmesinler diye emretti deyin”, der.

 

Köylüler şaşkın halde bu söyleneni yaparlar ve hakikaten kurbağaları sesleri kesilir. Bu olaydan sonra kadı efendinin değerli bir kişi olduğunu anlarlar. Kadı efendi vefat edince de mezarını Ulu Cami duvarına bitişik olarak inşa edip oraya defnederler.

 

Cami enteresan bir şekilde IV. Murat’ın revan seferi sırasında ambar olarak, ordunun gıda ambarı olarak kullanılmıştır.

 

Kayıtlara göre bilinen beş ayrı tamirat görmüştür. Bilinen ilk tamirat 1639 yılında Hüseyin Paşa zamanında yapılmıştır. Bundan sonrakiler 1858, 1648, 1957 ve 1964 yıllarındadır. Bu tamiratlardan 1948 yılındakinde cami kitabelerinin bir kısmı korunamamış ve silinmiştir.

Saygı ve sevgiyle,

 

Z. Tamer Aygün
30.Temmuz.2014

 

  

Kaynakça:

1.)  Erzurum Gezi Rehberi,
2.)  http://www.erzurum.bel.tr/city_guide/city_guide.asp?cg=2&dt=2

 

 

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap