osmanlı kitabı başlık
Süleymaniye Camii Hikayeleri
Süleymaniye Camii Hikayeleri
Bu yazı 6.195 views kez okundu.
16 Nisan 2014 16:16 tarihinde eklendi

Süleymaniye Camii Hikayeleri

Mimar Sinan’ın “Kalfalık Eserim” dediği Süleymaniye Camii, Kanuni Sultan Süleyman adına İstanbul’un üçüncü tepesinde inşa edilmiş Osmanlı’nın ve günümüzün bir gurur kaynağı, bir medeniyet simgesi, o zamanın bir külliyesi, bugünün ise bir camisidir. Bir önceki yazıda Süleymaniye Külliyesinin tarihinden, yapılışından ve vakfiyesinden bahsetmiştim. Burada da Süleymaniye Camii’nden bahsedeceğim. Külliyenin tarihinden bahseden önceki yazıma burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz. Külliye ile ilgili yazılmış olan üçüncü yazım ise Külliyenin cami hariç diğer birimlerini anlatmaktadır.

Rakamlarla Süleymaniye Camii

Caminin iç avlusuna “Beyaz Harem” denir. Sebebi tamamıyla mermerle kaplı olmasıdır. Avlunun çevresinde derslikler bulunur.

İç Avlu - Beyaz Harem

İç Avlu – Beyaz Harem

Avlu ortasında sembolik olarak bir şadırvan vardır. Sembolik olarak tanımlamamın sebebi, hem bu büyüklükteki camide abdest almak için çok küçük olması ve hem de asıl abdest alınacak yerlerin caminin iki yanında sıralı olmasıdır. Bu abdest alma yerlerinde bir musluğun başına gidip biraz oturun ve çeşmeyi açın. Suyun düştüğü yere baktığınızda, suyun aktığı taşta açtığı oyuntuyu görerek yüzyıllar boyunca o çeşmeden nice suların akıp gittiğini, nice insanın abdest aldığını/oturduğunu ve buna artık kendinizin de dahil olduğunu düşünün. Heyecan verici değil mi?

Önce genel görüntülere bir bakalım.

Caminin dört minaresi vardır. Her minare avlunun bir köşesine inşa edilmiştir. Bu minarelerden iki tanesi 76 metre ve diğer iki tanesi de 56 metre yüksekliğindedir. 76 metrelik minarelerde üç şerefe varken, 56 metrelik minarelerde ikişer şerefe vardır. Toplam 10 adet şerefe, Kanuni Sultan Süleyman’ın İmparatorluğun 10. sultanı olduğunu, dört minare ise İstanbul’un fethinden sonraki 4. sultan olduğunu bildirir.

Süleymaniye Camii

Süleymaniye Camii

Cami ve şadırvanın bulunduğu iç avlu, genişçe bir dış avlu ile çevrilmiştir. Uzun kenarı 216 metre, kısa kenarı ise 144 metre olan dış avlunun 11 kapısı bulunmaktadır.  Bu kapılar, Mera Kapısı, Eski Saray Kapısı, Mektep Kapısı, Çarşı Kapısı, Hekimbaşı Kapısı, İmaret Kapısı, Kubbe Kapısı, Tabhane Kapısı, Ağa Kapısı, Harem Kapısı ve Sattar Kapısı’dır. Ne yazık ki görüştüğüm çevre esnafı iş yerinin önünde duran ya da en yakın olan kapının adını dahi bilmemektedir.

Sultan Kapısı

Sultan Kapısı

İç Avlu’nun büyük giriş kapısı kuzeybatı cephesindedir. Bayram ve törenlerde açılan bu kapının adı Sultan Kapısı’dır. Yukarıdaki resimden de görüleceği üzere üç katlı cepheden oluşan kapı sanki tek bir taştan yapılmış gibi durmaktadır. Bazen benim gözüme bir kale duvarı gibi de gözükmektedir. Kapının her iki yanında altışardan toplam 12 oda bulunmaktadır. Bu odalarda zamanın kayyumları otururlarmış.

 Kapı girişinin üzerimde kelime-i tevhid, “Lailahe İllallah – Allah’tan başka ilah yoktur” yazmaktadır. Yazı üslubu celi’dir. Caminin iç avlusuna üç kapıda girilir. Her bir yönde birer kapısı vardır. En büyük kapı caminin cümle kapısının karşısındaki Sultan Kapısı’dır. İç avlu 28 kubbeli revak ile çevrilidir. Kanuni’nin türbesinin dış çevresinde de 28 sütun bulunmaktadır. Bu rakamların aynı olması bir benzerlik mi yoksa bir anlam ifade ediyor mu bu konuda bir bilgiye ulaşamadım. Cami avlusuna dönersek, caminin son cemaat yerinde cami duvarı üzerinde Fetih Suresi’nden ayetler ile Ayet-el Kürsi yazılı mavi zeminli çiniler bulunmaktadır.

İç Avlu'daki Çiniler

İç Avludaki Çiniler

Caminin güney duvarının üzerinde iki adet güneş saati bulunmaktadır. Saatlerin altındaki kitabeye göre, Muvakkit Abdurrahman tarafından 1773 yılında yapılmıştır. Ama şimdi bu güneş saati çizgileri öylesine kaybolmuştur ki, bilmeyen veya dikkatli olmayan bir göz bunu farkedemez. Duvardaki demir çubuklar saatin bir parçasıdır.

Güneş Saatleri

Güneş Saatleri

İstanbul’da yapılan ilk dört minareli camidir. Caminin zemin ölçüsü 61 * 70 metredir. Caminin iç alanı 3.163 metre karedir. Kubbe yüksekliği 53, kubbe çapı ise 32 metredir kubbe kalınlığı ise 74 cm’dir.  Kubbe üzerinde 32 adet, cami içinde ise 138 adet pencere bulunmaktadır. Cami vitrayları Sarhoş İbrahim Efendi tarafından yapılmıştır.

Kubbe

Kubbe

Merkez kubbe, nişleri ve köşeleri dört fil ayağı üzerinde duran  dört kemer üzerine oturtulmuştur. Diğer bir ifade ile ana kubbe dört fil ayağı vasıtasıyla ağırlığını zemine ve açılma kuvvetini ise iki yarım kubbe + payandalarla yanlara iletir. Ana kubbesi ikisi büyük, yedi adet yarım kubbeyle desteklenmiş, ana kütle büyük kubbeyle birlikte 30 kubbeyle örtülmüştür. Dört fil ayağından başka caminin sağında ve solunda dört adet somaki mermeri sütun bulunmaktadır.

Fil Ayakları, Mihrap ve Müezzin Mahfili

Fil Ayakları, Mihrap ve Müezzin Mahfili

Kıbleye göre sağ ön taraftaki fil ayağına dayalı olan 16 sütunlu müezzin mahfili, yedi sütunlu vaiz kürsüsü, arkadaki fil ayaklarına dayalı olan aşir kürsüleri, sekiz sütun üzerine oturmuş hünkar mahfili ve abanoz vaiz kürsüsü caminin kayda değer zenginlikleridir.

Aşir kürsüleri de Mimar Sinan’ın başka bir eserinde uygulamadığı bir çalışmasıdır. Keza, aynı şekilde Sultan Kapısı’nın çok katlı yapısı da Mimar Sinan’ın diğer camilerinde tekrarlamadığı bir uygulamasıdır.

Fil Ayağı ve Aşir Kürsüsü

Fil Ayağı ve Aşir Kürsüsü

Sultan Mahfili Kıble duvarının sol tarafında 6 sütun üzerine inşa edilmiştir. Hünkar Mahfilinin girişi caminin dışından olup 8*10 adet dik basamakla yukarı çıkılır. Yukarı çıktığınızda gördüğünüz o ki, mihrabı ile kubbesi, ışıklandırması ile, çini süslemeleri ile ayrı bir mescit gibidir Sultan Mahfili.

Sultan Mahfili

Sultan Mahfili

Sultan Mahfili

Sultan Mahfili

Burada, Sultan Süleyman’ın, ve onun torunları olan diğer padişahların  namaz kıldığı yer namaz kılmak tarihin bir parçası olmak gibi.

Sultan Mahfili

Sultan Mahfili

Kubbe örgüsü için 224 adet çömlek kullanılmış ve kubbenin alt kısmına dövme demir kuşağı yerleştirilmiştir. Kubbenin sıvası için 134 kantar keten kullanılmıştır. Keten liflerinin birbirini tutması sayesinde kubbe sıvasının düşmesini önlenmiştir.

Minare alemleri, şamdanlar ve diğer yaldızlama işleri için kullanılan 2.137 adet altın sikkenin 1.010 adeti ana kubbenin alemi için kullanıldığı inşaat kayıtlarında yazılmıştır.

Süleymaniye Camisinin Bazı Özellikleri ve Hikayeleri:

Süleymaniye Camii konusunda anlatılacak bir çok özellikler vardır. Esas itibariyle söylenmelidir ki Mimar Sinan bir camide uyguladığı bir çizimi bir başka eserinde/camide uygulamamıştır. Caminin esas yapısı aynı kalmakla birlikte diğer özellikler camiden camiye değişmiştir. Zaten Mimar Sinan’ın camileri ile Osmanlı tip cami şeklinin bulmuştur. Şimdi diğer camilerde görülmeyen bu özellikleri ve hikayelerini listeleyelim.

1.) Caminin ışıklandırma sistemine baktığınızda her 3-4 lambadan sonra bir yuvarlak nesne asılıdır. Bunlar için boşaltılmış deve kuşu yumurtalarıdır. Deve kuşu yumurtalarının içinden gelen fakat insanlar tarafından da algılanamayan bir koku özellikle örümcekleri camiden yani o yapıdan uzak tuttuğu için avizelerde pek çok deve kuşu yumurtası kullanılmıştır. Cami görevlilerinin ifade ettiğine göre cami içinde örümcek ve diğer haşerelerden görülmemektedir.

Deve Kuşu Yumurtası

Deve Kuşu Yumurtası

 

Deve Kuşu Yumurtası

Deve Kuşu Yumurtası

2.) Minberi mükemmel bir akustik sistemi sadece bu camiye aittir. 50 metre yüksekliğindeki cami kubbesinin iç tarafına yerleştirilen 224 adet testi cami içindeki sesin diğer kısımlara da yayılmasına sebebiyet vermektedir. Başka bir kaynakta ise kullanılan küp sayısının 64 olduğu bildirilmiştir. Eğer 224 adet küp kullanıldıysa pencere başına tam 7 adet, fakat 64 adet küp kullanıldıysa da pencere başına 2 adet küp düşmektedir.

Cami Minberi

Cami Minberi

3.) Denilir ki, Mimar Sinan’ın başarısını kıskananlar cami inşaatının çok uzadığını düşünürler. Bu durum Kanuni Sultan Süleyman’ın kulağına fısıldanır ve inşaata gereken özenin gösterilmediği Sultan’a anlatılır. Sultan Süleyman bu duydukları üzerine söylenenleri kontrol etmek için camiye gider ve Mimar Sinan’ı minber önünde nargile içerken görür ve durumu Sinan’a sorar. “Neden benim camim ile ilgilenmeyip önemsiz şeylerle zamanını boşa geçirirsin? Bu bina ne kadar zamanda tamam olur, tez haber ver. Yoksa sen bilirsin” der öfkeli bir şekilde. Mimar Sinan, “fokurdattığı nargile ile cami akustiğini kontrol ettiğini” söyler, üstelik nargilesinde tömbeki olmadığını da hükümdara gösterir. Kanuni Sultan Süleyman yine de söylenenlerin ve gördüklerinin etkisinde kalarak, inşaatın çok uzadığını ve artık bitirilmesini ister ve Mimar Sinan’dan inşaatın biteceği günü bildirmesini söyler. Mimar Sinan “2 ay” der. Kanuni şaşırır. Tekrar sorar. Sinan aynı cevabı verir ve bunun üzerine Kanuni saraya döner. Anlatılanlara göre, külliyede değil iki aylık iki yıllık iş vardır. Bu nedenle Süleyman aldığı cevaptan ikna olmayarak saraydan tekrar haber gönderir ve “bana makul bir süre versin” der. Mimar Sinan tekrar cevap verir. “2 ay!” Ve en nihayetinde 2 ay sonra caminin kubbesi kapatılmış, minareleri tamamlanmış bir şekilde tam olarak ibadete açılır hale getirilmiştir. Sabah vakti Kanuni Sultan Süleyman açılışa geldiğinden Mimar Sinan camiyi açması için anahtarı Sultan Süleyman’a uzatır. Kanuni ise anahtarı Mimar Sinan’a iade ederek, -günümüz Türkçesiyle- “Gel azizim, inşa ettiğin Allah’ın evini, gönül temizliği ve dua ile yine öncelikle senin açman gerekir” der.

Haliç Tarafındaki Duvardan

Haliç Tarafındaki Duvardan

4.) Cami hakkında Mimar Sinan, Kanuni Sultan Süleyman’a “Kıyamet Günü’nde Hallaç-ı Mansur’un yayı ile büyük dağları pamuk gibi atarken, bu caminin kubbesinin top gibi yuvarlanıp yıkılmayacağını”  söylemiştir. Burada elbette Mimar Sinan caminin sağlamlığına ilişkin bir benzetme yapmıştır.

5.)  Cami müezzininin ifadesine göre, caminin kapalı alanında aynı anda 5.000 kişinin namaz kılabildiğidir. Elektriğin henüz icat edilmediği yıllarda bu denli büyük bir caminin aydınlatılması kandillerle yani mumlarla yapıldığı bilinen bir gerçektir. Keza, bu büyüklükteki bir caminin aydınlatılması için kullanılacak olan mum sayısı, bu mumların yakılışında ve söndürülüşünde ortaya çıkacak is miktarı küçümsenmeyecek bir boyutta olmalı. İşte Mimar Sinan gerek bu mumlardan oluşacak islerin caminin iç çeperini kirletmemesi ve gerekse ibadet sırasında oluşan kirli havanın da dışarı taşınması için dahiyane bir sistem kurmuştur. Minberin tam karşısındaki cami ana giriş kapısının üstünde bir is odası yapılmıştır. Cami içinde oluşan is hava akımı ile bu odaya gelip oda tavanına yapışmakta ve böylece cami duvarları, kubbeler is nedeni ile kararmamaktadır. Sis odaları aşağıdaki resimden sütunların altında iki dikey çizgi olarak görülmektedir. Bu deliklerden isli hava içeri girmektedir.

İs Odaları

İs Odaları

Bu is odalarında biriken isler kazınarak işlemden geçirildikten sonra elde edilen mürekkep hattatlara verilir onlar da yazılarını bu mürekkeple yazarlarmış. Öyle ki, bu mürekkeple yazılan hatlar yüzyıllardır rengi bozulmadan kalırken diğer yöntemlerle elde edilen mürekkep ile yazılan hatlar zamanla silinmektedir.

Bu is odalarından toplanan isler torbalara konularak hacca giden Sürre Alayına teslim edilirmiş. Devenin boynuna asılan bu torbalar yol boyunca salınımlar vasıtasıyla işlenir hale gelir ve dönüşte bu islerden mürekkep yapılırmış.

6.) Cami inşaatına uzak olan konu dışındaki insanlara inşaat çok uzamış gibi gözükmüştür. Yedi yıllık inşaat döneminin iki yılı temel kazma/temel atma ile geçmiştir. Üçüncü yıl temelin oturması için cami inşaatı durmuştur. Sanırım, cami inşaatı durduğu dönemde Külliye’nin diğer birimlerinden faaliyet sürüyor olmalı. Ve kalan 4 yılda da kalan kısımlar inşa edilmiştir.

Cami inşaatının geciktiğini düşünenlerden biri de İran Şahı Şah Tahmasb’dır. Evliya Çelebi bakın bu konuda nasıl bir olay anlatır.

“İran Şahı Şah Tahmasb, Süleyman Han’ın camiyi yapmayı bıraktığını işiterek, acele bir elçi hazırlayıp 1.000 çanta mal ve bir kutu kıymetli çeşit çeşit mücevher göndererek şu mektubu yazmış. “İşittik ki camiyi tamamlamaya kudretiniz kalmamış ve yarıda bırakıp vazgeçmişiniz. Size, dostluğumuza dayanarak birçok para, hazine ve mücevher gönderdik. Bu mücevherleri satıp ve bu malı harcayarak camiyi bitirmeye gayret ediniz” Kanuni Sultan Süleyman, bu elçinin gelmesine ve Şahın gönderdiği mektuba çok kızar. Gönderilen paranın tamamını Yahudilere dağıtır. Mücevherleri ise Mimar Sinan’a verir. “Bu mücevherler benim camimim taşları yanında kıymetsizdir. Çabuk bunları başka taşların yanına katarak kullan” der. Bu cevabı alan elçinin şaşkın bakışları arasında Mimar Sinan bu mücevherleri alıp inşaat harcının içine katmış ve Cevahir Minaresi diye adlandırılan Haliç tarafındaki üç şerefeli minarenin inşaatında kullanmıştır.

Cevahir Minaresi

Cevahir Minaresi

7.) Taş yontucuların yoğun çalışma içinde olduğu günlerde Kanuni Sultan Süleyman cami inşaatını görmek ve yapılan çalışmaları denetlemek üzere inşaat alanına gelir ve üç taş ustasıyla konuşur. Kanuni Sultan Süleyman birinci taş ustasına “Ne yapıyorsun” diye sorar. İşçi:

– Taş yontuyorum der.

Kanuni ikinci taş ustasına da aynı soruyu sorar, usta:

– Çocuklarımın rızkını çıkarıyorum diye cevap verir.

Üçüncü taş ustasına Kanuni tarafından aynı sorulduğunda, usta:

– Bir dünya şaheseri yapıyorum der.

Gerçekten de bu camide bulunan sütun başlıkları, hünkar mahfili ve mihrap işçiliği, işçiliklerin en güzel örnekleri olmuşlardır.

8.) Cami ile ilgili bir başka olay ise II. Mahmud zamanında yaşanmıştır. Sekban-ı Cedid adında bir ordu kurulunca Yeniçeriler ve Sekbanlar arasında kanlı olaylara sebep oldu. Yeni bir ordunun kurulmasını istemeyen Yeniçeriler tarafından çıkarılan bu isyan aynı zamanda Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa’ya da karşıydı. II. Mahmud, olayları bastırmak için Haliç’de bulunan gemilerinden Ağa Kapısı’ndaki Yeniçerileri hedef alarak top atışı yaptırmış ve cami minarelerinden bir tanesi hasar almıştır. Bu durum Yeniçerilerin devletin isyan karşısındaki ciddiyetini anlamasına sebep olmuş ve Saray’a adam göndererek padişahın her istediğini kabul edeceklerini bildirmişlerdir.

9.) Külliye’nin açılış gününde, bir rivayete göre de cami inşası sırasında, bir küçük çocuk gelir ve minarelerden birisini göstererek “bu minare  yamuk” diye bağırır. Mimar Sinan “neresi yamuk” diye çocuğa sorar. Çocuk da gösterince Mimar Sinan hemen bir urgan getirilmesini ister. Urgan minarenin üst tarafına bağlanır ve Mimar Sinan çocuğa “minare düzelince haber ver” diyerek minareyi bağlı olduğu urgan ile çektirir. Bir zaman sonra çocuk “tamam düzeldi” der. Daha sonra Mimar Sinan’a niçin böyle bir şey yaptığını sorulunca “bu eser için asılsız lafların ortada dolaşmasını istemem” der. Kim bilir, belki de Mimar Sinan insana, çocuğa verdiği önemden dolayı onun lafını kayda değer görmüştür.

10.) Bir başka rivayet de “Kanuni Sultan Süleyman’ın Allah’tan hiçbir zaman dolamayacak kadar büyük bir cami istemiştir.” Ve derler ki, ne kadar kalabalık olursa olsun bu cami her geleni alır ve camide yine de boş yer kalır. Ben de buna bir Cuma namazında tanık olanlardan biriyim. Bu rivayeti bilerek en arkada namaz vaktini beklerken her seferinde “tamam işte bu sefer doldu” dediğim halde Cuma namazı başladığında en arkada birkaç saflık yer kalmıştı.

Harim

Harim

11.) Bu konuda yazacağım son hikayeyi sadece tek bir kaynakta okuduğum için onu en sona yazdım. Hikaye, Kanuni Sultan Süleyman’ın rüyası ile ilgilidir.

Bir gece Sultan Süleyman rüyasında Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’i (s.a.s) görür. Peygamber Efendimiz, Kanuni Sultan Süleyman’ı alır ve Süleymaniye’nin inşa edildiği tepeye getirir. Peygamber Efendimiz, Sultan’a :

– Bu tepeye bir cami yaptır. Mihrabı burada, minberi de burada olsun, der ve detayları anlatır.

Sultan Süleyman rüyasından uyandığında çok şaşkın ama bir o kadar da heyecanlıdır, mutludur. Hemen Mimar Başı Mimar Sinan’ı çağırır ve doğrudan onu Hz. Muhammed’in (s.a.s) kendisini rüyasında götürdüğü yere götürür ve :

– Burada bir külliye yapacağız, der. Tam o sırada Mimar Sinan söze karışır ve der ki:

– Sultanım, mihrabı burada, minberi de burada olsun.

Sultan şaşırır ve “Sen” der durur. Mimar Sinan:

– Sultanım, dünkü rüyanızda ben de bir adım geriden geliyordum. der.

Osmanlı’nın bu görkemli eseri, tıpkı Osmanlının son zamanlarındaki hali gibi acınacak bir duruma düşmüştür. Bu durumu Yahya Kemal şu şekilde açıklamakladır.

“I. Dünya Savaşı sonunda Mondros Mütarekesi imzalandı. Mütareke günlerinde ordudaki salgın hastalıklar nedeniyle büyük camilerde askerler barındı. Süleymaniye’de de 10.000 kadar asker barınmıştır. Türk sanatının en büyük mabedi bu günlerde büyük bir felaket yaşıyordu.

Süleymaniye’nin vakfı olan yerlerin önemli bir bölümü I. Dünya Savaşı sonunda kaybedilmişti. Bu nedenle vakfın gelirleri azalmıştı. Caminin yıpranan hasırları yenilenemedi. Osmanlı devleti bu büyük mabedin hasırlarını yenileyemeyecek kadar zor duruma düşmüştü. Bu zor günlerde şiddetli esen bir karayel Süleymaniye’nin bir minaresinin külahını uçurdu ve bir şerefeyi yıktı. Altı aydan fazla süren bir çaba sonunda minarenin külahı ancak yerine konulabildi. Osmanlı Devleti camiye hasır alamamış, minareyi tamir ettirememişti.”

12.) Süleymaniye Camii inşa halindeyken Roma-German İmparatoru Şarlken “böyle büyük bir camide benim de katkım olsun” diyerek İstanbul’a güzel bir mermer blok gönderir ve Sultan Süleyman’dan bu mermer bloğu mihraba koydurtmasını rica eder. İyi niyetli olmayan bu hediyenin asıl amacı şudur: Gönderilen mermer blok içine bir haç yerleştirilmiş, Osmanlı bu mermer bloğu mihrapta kullandığında camideki herkes bu hacca sedde edeceklerdir. Bu konudan haberi olmayan Süleyman hediyeyi memnuniyetler karşılar. Ne var ki takva üzerine kurulmakta olan bu cami sadece Osmanlı askerleri ya da inşaat bekçileri ile korunmamaktadır. Mimar Sinan’a bir gece rüyasında mermerin içinde haç olduğu ve niçin İstanbul’a gönderildiği bildirilir. Ertesi gün hemen Mimar Sinan Sultan Süleyman Huzurunda mermeri kırdırır ve görürler ki içinde bir haç var.

Bu sefer, Sultan Süleyman, o haccı alır ve başka bir mermer bloğun içine koydurur ve o mermer bloğu da cami avlusunun sağ taraftaki kapısına eşik yapar. Böylelikle secde edilmesi için gönderilen haç yüzyıllardır Türkler tarafından üzerine basılarak camiye girilmektedir.

SÜLEYMANİYE’NİN SÜSLEMELERİ

Süleymaniye’de süslemelere çok önem verilmemiştir. Yani çok süsleme kullanılmamıştır. Çini süslemeleri de oldukça azdır, sadece mihrap çevresinde ve iç avlunun duvarlarında vardır.

Mihrap Çevresindeki Çiniler

Mihrap Çevresindeki Çiniler

Mihrap dubarındaki vitraylar Sarhoş İbrahim diye tanınan bir usta tarafından yapılmıştır. Tamamı orijinal değildir. Yani zamanın etkisiyle yenilenmek zorunda olanlar olmuştur.

Süsleme olarak ayetler ön plandadır. Kubbenin merkezinin etrafındaki hat Nur Suresidir ve Ahmed Karahisari’nin öğrencisi Hasan Çelebi tarafından yazıldığı Tezkiretü-l Bünyan’da yazılıdır. Mihrabın üzerindeki çini madalyonlarda ise Fetih Suresi yazılıdır.

Kubbedeki Süslemeler - Nur Suresi

Kubbedeki Süslemeler – Nur Suresi

 

Mihrap Süslemeleri

Mihrap Süslemeleri

Cami minberi de külliyenin her köşesi gibi muhteşem bir işleme ile yapılmıştır. Minber mermerden yapılmış fakat sanki bir tahtaymış gibi kusursuzca işlenmiştir. Akustiği ile ünlü olan mihrabın üzerinde Karahisari’nin yazısı ile “Zekeriyya mihraba her girişinde, yanında yeni bir rızık bulur” (3 Al-i İmran – 37) ayeti lacivert altınla yazılmıştır. Minberin sağındaki pencerede “Mescidler Allah’a mahsustur. Allah ile bir başkasına dua etmeyin” yazısı mevcuttur.

Evliya Çelebi, Ahmed Karahisari’nin yazılarından söz ederken “Bu caminin içinde ve dışında bulunan Ahmed Karahisari’nin yazıları bugüne kadar ne yazılmıştır, ne de yazılabilir. Yüce Tanrı onu bu yolda başarılı kılmıştır. Ahmed Karahisari büyük kubbenin tam ortasına Nur suresini büyük bir ustalıkla yazmıştır.

Caminin bütün kapıları, pencere ve kanatları oymacılık, fildişi ve sedef kakmacılığı yönünden örnek alınacak güzelliktedir. Alçı pencereleri de devrin tanınmış üstadı İbrahim Usta tarafından yapılmıştır. Orijinal kalem işleri Abdülmecid zamanında Ayasofya’yı tamir eden Fossati tarafından yağlı boya harap edilmiş ve daha sonra mihrap yanlarındaki bu yazıların bir kısmı kurtarılabilmiştir.

Yüzyıllardır Süleymaniye Cami Ayasofya ile mukayese edilmiştir. Ayasofya’nın kubbesinin daha büyük ve daha yüksek olduğu vurgulanmıştır. Bu doğrudur çünkü rakamlar ortadır. Fakat şu da bir gerçektir ki, Ayasofya’nın tüm duvarlarının görevi kubbeyi ayakta tutmaktır. Bu nedenle Ayasofya’ya baktığınızda hantal ve desteklenmiş duvarlar görürsünüz. Süleymaniye duvarlarının birebir olarak yüklendiği böyle bir görev yoktur. Çünkü ana kubbenin baskısı ana kubbe çevresinden yarım kubbelere yayılmıştır. Kaldı ki hatırladığım kadarıyla Osmanlı zamanında kubbenin çökmemesi için kubbeyi tutan duvarlara destekler yapılmıştır. Bu nedenle dışarıdan Ayasofya’ya baktığınızda hantallık, Süleymaniye’ye baktığınızda da bir estetik görürsünüz. Elbette ki Ayasofya da saygı duyulması gereken bir yapıdır, çünkü Süleymaniye’den yaklaşım 1.000 yıl önce yapılmış (532-537 yılları arası) ve ciddi bir kubbe büyüklüğüne ve yüksekliğine ulaşmış bir ibadethanedir. Fakat şu da var ki Mimar Sinan eğer sırf Ayasofya’yı ölçülerde geçmek isteseydi Süleymaniye’de ya da Selimiye’de Ayasofya’daki aynı tekniği uygulayarak onu geçerdi, ama ortaya bir eser değil büyük ve yüksek bir kubbe çıkardı.

Süleymaniye Camii

Süleymaniye Camii

Cami içinde tek tuhafıma gider şey ise minberin iki yanındaki kocaman şamdanların devrilmemesi için duvar sabitlenmesi için kullanılan ve ne olduğunu anlamadığım şeyin kirliliği/pisliği idi. En basitinden, Bakırcılar Çarşısına bu kadar yakınken böylesine acayip bir şey kullanmak sanata, tarihe ve Mimar Sinan’a saygısızlıktır.

Allah yaptırandan da , yapandan da, emeği geçenden de razı olsun.

Sağlık ve esenlikler,
 
Z.T.Aygün
17.Nisan.2014
 

 
Kaynakça
1.) Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 7,
2.) Yedi tepede 17 Gezi, İstanbul, Rüknü Özkök,
3.) Ömür Biter, İstanbul Bitmez, Rüknü Özkök, Eray Canberk,
4.) %100 İstanbul, Erk ACARER
5.) Bir Dünya İmparatorluklar Merkezi İstanbul, Ceyhan GÜRAN
6.) İstanbul’un İncileri, Suriçi Camileri, Sudi Yenigün
7.) İstanbul’un 100 Camisi, Kültür A.Ş.
8.) İstanbul’un 100 Mimar Sinan Eseri, Kültür A.Ş.
9.) İstanbul’un 100 Türbesi, Kültür A.Ş.
10.) İstanbul’un 100 Mezar Taşı, Kültür A.Ş.
11.) İstanbul’un 100 Kubbesi, Kültür A.Ş.
12.) İstanbul Manzaraları, Thomas Allom.
13.) İstanbul’un 100 Efsanesi, Ferhat Aslan

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap