osmanlı kitabı başlık
Süleymaniye Camii
Süleymaniye Camii
Bu yazı 2.452 views kez okundu.
2 Nisan 2014 22:53 tarihinde eklendi

Süleymaniye Camii

Mimar Sinan’ın “Kalfalık Eserim” dediği bu eser, Kanuni Sultan Süleyman adına İstanbul’un üçüncü tepesinde inşa edilmiş Osmanlı’nın ve günümüzün bir gurur kaynağı, bir medeniyet simgesi, o zamanın bir külliyesi, bugünün ise bir camisidir.

Süleymaniye'nin Galata Köprüsünden görünümü

Süleymaniye’nin Galata Köprüsünden görünümü

‘I. Süleyman’ Osmanlı hukukunu düzenlemesi ve yazılı hale getirmesi nedeniyle Kanuni Sultan Süleyman olarak tanınırken, Batı’da Muhteşem Süleyman olarak tanınmıştır. 1495 yılında Trabzon’da doğmuştur. 25 yaşındayken, babası I. Selim’in vefatı üzerine tahta geçmiştir. Kanuni Sultan Süleyman Osmanlı’nın 10. Padişahı olarak 1520 – 1566 yılları arasında 46 yıl boyunca en uzun hüküm süren sultan olmuştur. Sadrazamı Sokollu Mehmet Paşa iken, yaşlı ve dermansız hali ile Zigetvar seferine çıkmış ve sefer sırasında vefat etmiş, askerlerin moralinin bozulmaması için ölümü uzunca bir süre gizli tutulmuştur.

Saltanatının en güzel yıllarında adına bir külliye yaptırmak istemiş ve bu konuda doğal olarak Saray Mimarı olan Mimar Sinan’ı görevlendirmiştir.

Külliye, cami, medrese, kütüphane, hastane, bimarhane, imaret, hamam, misafirhane, çeşme, hazire ve dükkanlardan oluşmaktadır. Cami, külliye içinde en çok göze çarpan eser olup, bir selatin camisidir. Selatin camisi, Osmanlı Hükümdarların kendi adına ve kendi varlıkları ile yapılan camilerdir. Bu kural, yani selatin camisinin yaptıranın kendi varlığı ile yapılma kuralı I. Ahmet’in yaptırdığı Sultan Ahmet Camii ile bozulmuştur.

Kara Tarafından Görümüm

Kara Tarafından Görümüm

Külliyeye gidebilmek için en pratik yol Vezneciler’den içeri girerek deniz/Haliç istikametine doğru ilerlemek ya da Mercan Yokuşu’ndan çıkarak tabelaları izlemektir. Sahaflar ile Kapalı Çarşı arasındaki sokağı takip ederek de Beyazıt istikametinden camiye ulaşabileceğiniz gibi, Vefa istikametinden de yürüyerek Süleymaniye’ye gidebilirsiniz.

Aslında külliyeye gitmek için tarife gerek yok. Ona görerek de ulaşabilirsiniz. Zira lokasyon olarak bulunduğu tepe şehir merkezinin her yerinden gözükmektedir. Doğal olarak da Süleymaniye’nin avlusundan bakınca da çok güzel bir manzara karşınızda durur.

Süleymaniye'nin Avlusundan Şehre Bakış

Süleymaniye’nin Avlusundan Şehre Bakış

 Sırası gelmişken açıklamak isterim. Bu çalışmalarda külliye ve camilerin yapılış hikayelerini anlatacağımız gibi bulunduğu semtlerin de ilginç hikayelerine de gireceğiz. Bu bağlamda, Vezneciler adının nereden geldiğini yazmak isterim. O bölgeye neden “Vezneciler” adı verildiğini merak eder, Osmanlı’nın hazinesinde çalışanların oturduğu bir semt olduğunu düşünürdüm. Cevabı bu çalışmalar sırasında Rüknü ÖZKÖK ve Eray CANBERK’in “Ömür Biter İstanbul Bitmez” adlı kitabında buldum. Vezneciler ismi akla ilk geldiği gibi, para alıp verenlerden gelmemiş. O zamanlarda kullanılan çakmaklı tüfeklerin barut ölçüsü olarak kullanılan pirinç ya da gümüşten yapılan ölçü kabına vezne denir, bunları imal edenlere / satanlara da vezneci derlermiş. Vezneciler ismi işte buradan gelmektedir.

Süleymaniye Külliyesi, Mimar Sinan ve I. Süleyman’ı (Kanuni Sultan Süleyman) yani en büyük sanatçı ile en büyük politik gücün birleştirilmesi ile ortaya çıkan bir eserdir. Osmanlı döneminin en büyük külliyesi, eğitim merkezi, imareti, hastanesi, çevresindeki güzel ve havadar olması nedeniyle o dönemin gözde mekanıydı.

Şimdi daha fazla detaya girmeden Külliyeyi görsel olarak tanıyalım.

Evliya Çelebi’ye göre, Süleymaniye’nin inşası temelleri de gözönüne alınarak 1544 yılında başlamıştır. Bu tarihe göre, Mimar Sinan bir yanda daha önce başladığı Şehzade Camii’ni yaparken, Kanuni’nin talimatı üzerine Eski Saray’ın bahçesinin de bir kısmını alarak Süleymaniye Külliyesinin inşasına başlamış olsa gerek. Bu arada, belirtmek gerekir ki caminin kitabesi dahil her türlü yazılı kaynak Süleymaniye’nin 1550-1557 yılları arasında yapıldığını yazmaktadır.

Son cemaat yeri hariç, caminin kapalı alanı yaklaşık 5.000 kişinin aynı anda namaz kılmasına müsaade edecek büyüklükteki caminin inşası 7 yıl sürmüştür. Bunun 3 yılı temel atma çalışmalarına ayrılmıştır. Kalan dört yıl gibi kısa bir sürede, cami binası ile çevre birimlerinin inşa edilmesi büyük bir organizasyon eserinin olduğunun en açık kanıtıdır. Külliyenin maliyeti ile ilgili olarak Kaynakça’da gözüken eserlerden sadece birinde bir cümle ile geçmektedir. O kitapta külliyenin maliyeti olarak 59.000.000 akçe zikredilmiştir. (7 -İstanbul’un 100 Camisi)

SÜLEYMANİYE’NİN İNŞASI

 Mimar Sinan, I. Süleyman adına büyük bir külliye yapılması talimatını aldıktan sonra doğal olarak çalışmalara planı hazırlamak ve cami yerini tespit etmekle başlamıştır. “Karname” adı verilen yapı planı Mimar Sinan tarafından çizilmiştir. Plan tamamlandıktan sonra diğer hazırlıkların da yol alması ile birlikte uygulamaya geçilmiştir. Önce yapı alanı düzleştirilmiş ve temizlenmiştir. Ardından, zemin üzerinde plan çizilerek temel atma işlemine geçilmiştir. Cami 1550 – 1557 yılları arasında yapılmıştır. Cami hariminin giriş kapısının üzerindeki kitabede külliyenin 7.Haziran – 17.Haziran.1550 arasında başlandığı yazılmaktadır. Öte yandan, Celalzade’ye göre 13.Haziran.1550 Perşembe günü başlangıç olup kubbenin kapanışı 16.Ağustos.1556’dır.

Süleymaniye Cami'nin Cümle Kapısı ve Şadırvanı

Süleymaniye Cami’nin Cümle Kapısı ve Şadırvanı

Caminin temel atma merasiminde Kanuni Sultan Süleyman’ın caminin ilk temel taşını Şeyhülislam Ebussuud Efendi’ye koydurması bilime ve dine, din adamlarına verilen önemi ve bu kişilere de duyulan saygıyı göstermektedir.

Caminin mihrabının yerinin tespiti için Beyazıt Camii’nin yeri ve mihrabı esas alınmış ve mihrap yönü bu şekilde tespit edilmiştir.

Külliyenin inşasında çalışmak üzere imparatorluğun çeşitli yerlerinden duvarcılar, nakkaşlar, taş ustaları, demirciler, marangozlar bir inşaat için aklınıza gelecek her türlü meslekten zanaatkarlar getirtilmiştir. Sadece zanaatkarlar değil, onların kullanacağı malzemeler, taşlar, mermerler de imparatorluğun çeşitli bölgelerinden temin edilmiştir.

Süleymaniye Camii'nin İç Avlu Kapısı

Anadolu’nun ve Rumeli’nin muhtelif yerlerinden bulunan ve bazı  antik şehirlerdeki bazı büyük sütunları İstanbul’a getirmek için özel gemiler yapılmıştır. Cami’deki dört büyük sütundan biri Kıztaşı’ndan getirilmiş roma sütunudur. Diğerleri de İskenderiye’den, Baalbek’ten ve Topkapı Sarayı’ndan getirilmiştir.

Külliyenin mermerleri Marmara adasından, keresteler Biga ve İstanbul’un Karadeniz kıyılarından, tuğlalar Hasköy ve Gelibolu’dan, urganlar Samsun’dan, demir Bulgaristan’dan, alçı ve kireçler Bursa-İznik’ten getirilmiştir.

Meyilli arazi üzerine inşa edilen cami için oldukça derin bir temel kazılmıştır. Öylesine ki temel kazma ve ilk taşı koyma işlemi iki yıl sürmüş, temel atıldıktan sonra temelin yerine oturması için cami inşaatı bir yıl beklemeye alınmıştır.

Cami yapımı ile ilgili olarak Evliya Çelebi şunları yazmıştır.

“Bütün Osmanlı Ülkesinden ne kadar usta, mimar, yapıcı, amele, taş yontucu, mermerci varsa toplandı. Üç bin esir tam üç sene çalışarak temelini yerin dibine indirdiler. Dağ delenlerin balyoz sesini dünyayı yüklenmiş öküz işitirdi.”

Sanki Mimar Sinan Nahl Suresi’ndeki mesajı çok iyi almış gibiydi.

16.NAHL Suresi

15. Hem dünya hareketiyle sizi sarsmasın diye, yeryüzüne sabit dağlar koydu. Amaçlarınıza ermeniz için ırmaklar, geçitler yerleştirdi.

Cevahir Minaresi

Cevahir Minaresi

Peki, inşaat sırasında çalışan sayısı nasıldı acaba? Yukarıda okunduğu üzere, Evliya Çelebi, 3.000 ayağı bağlı forsanın yani esirin temel inşaatında çalıştığını yazar. Ord. Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN, Süleymaniye İnşaat Defteri’nin 4 yıl ve 8,5 aylık bölümünü incelemiş; bu inceleme sonucunda inşaatta çalışan Müslüman ve Hıristiyan işçilerin sayılarının hemen hemen eşit olduğunu tespit etmiştir. Duvarcıların 14/17’sinin Hıristiyanlardan oluştuğunu, diğer geri kalan işlerde çalışanlarının %90-95’nin ise Müslüman olduğunu kayıtlardan görmüştür. İnşaatın yoğun olduğu yaz aylarında çalışanların günlük ortalamasının 2.000’in üzerinde olduğu, nadiren 3.000’i bulduğu; kış aylarında ise oldukça düştüğü inşaat kayıtlarında sabittir. Kasım – Mart ayları arasında ise iklim şartları nedeni ile inşaatın durduğu yıllar olmuştur. Hava şartlarından dolayı bazı kış aylarında inşaat durmuş olsa dahi, kapalı mekanda yani kendi atölyesinde çalışacak olan zanaatkarların durmaları gerekmezdi. Mesela, cam imalatları, vitray imalatları, çini imalatları, hasır imalatları, tahta kapı ve pencere imalatları kendi içinde çalışmalarına devam etmişlerdir. Dolayısıyla görünürde duran inşaat döneminde üretim hiçbir zaman durmamıştır.

İnşaat süresince, özellikle inşaatların çeşitli aşamalarının tamamlanmasında çalışanlara hükümdar tarafından çeşitli hediyeler verilmiştir. Bu aşamaları esas olarak şu şekilde sıralayabiliriz. Temelin tamamlanıp inşaatın toprak seviyesine gelmesi, büyük kemerlerin tamamlanması, kubbenin kapatılması gibi. Konuya külliye çapında baktığımızda da hamamın tamamlanıp ilk yakılması da hediye dağıtımına bir vesile olduğuna göre Külliye’nin medrese, imarethane, darüşşifa gibi parçalarının da tamamlanmasında çalışanlara çeşitli hediyeler dağıtıldığı kanısındayım.

Süleymaniye Külliyesi

Meyilli araziyi en iyi şekilde kullanmak için Külliye’nin çeşitli birimleri değişik kodlarda inşa edilmiştir. Külliyedeki binalar camiyi “U” şeklinde sarmıştır. U’nun açık tarafı Beyazıt’a bakmaktadır. Aşağıdaki krokiden de görüleceği üzere medreseler ve diğer birimler caminin dış avlusunu sarmıştır.

Cami çevresini gezme şansınız olduğunda caminin alt tarafında sıralı dükkanların iç yüksekliklerinin farklı olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz. Haliç’e bakan dükkanların duvar yükseklikleri Mercan Yokuşuna bakan dükkanların duvar yüksekliğinden daha fazladır. Bu yol çevresinde dizili olan külliye birimlerinin ise yolun alt tarafında Haliç’e doğru meyilli arazi üzerinde teraslar halinde inşa edildiğini görürsünüz.

Kod farkından dolayı yapılan dükkanlar.

Kod farkından dolayı yapılan dükkanlar.

Caminin yapıldığı alanın bir kısmı Eski Saray sınırları içinden alınmıştır. Süleymaniye ile Eski Saray duvarları arasında kalan yere Pehlivan Meydanı dendiği ve ikindiden sonra orada pehlivanların güreş tuttuğu Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde yazmıştır.

SÜLEYMANİYE VAKFİYESİ

Süleymaniye’nin önemli bir tarihsel metni de onun vakfiyesidir. Bu vakfiye sayesinde Süleymaniye hakkında çok önemli bilgilere ulaşılmıştır.

Vakfiye, herhangi bir malı vakfeden/bağışlayan kişi tarafından vakıf idaresini anlatan bir talimat/nizamnamedir. Vakfiyelerde bağışlanan malların listesi, nasıl kullanılacağı, gelirlerinin nerelere harcanacağı, kimler tarafından idare edileceği yazılıdır.

Süleymaniye Vakfiyesi diğer vakfiyeler gibi Allah’a hamd ile başlar. Bu vakfiyenin başında cami ve imaret kurmanın dinsel gereklilikleri yani diğer bir ifade ile cami inşa etmenin dini sebepleri sayılmıştır. Bunlar:

  • Siz, sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş sayılmazsınız (3 Al-i İmran Süresi – 92)
  • Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur (9 Tevbe Suresi – 18)
  • Allah’ın sana verdiğinden harcayıp ahiret evini ara. Dünyadan nasibini de unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsandan başkalarına ihsanda bulun. (76 Dehr-İnsan Suresi – 8) Burada çok önemli bir not düşmek isterim ki bu maddede verilen meal ve mealin Dehr – 8’e ait olduğu bilgisi “Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi Cilt 7, sayfa 96’da geçmektedir. Fakat Dehr süresinin 8. Ayetinde ya da sürenin tamamında böyle bir meal bulunmamaktadır.

Vakfiye, cami ibadete açılmadan 5 ay önce bitirilmiştir. Yani 6.Mayıs.1577’de. Yapı bitmeden önce, külliyede çalışacak yüzlerce insanın görev ve kimlikleri tanımlanmış, verilecek ücretler saptanmış, külliyenin işlemesi ve bakımı için gerekli eşya ve malzemeler belirlenmiş ve bu işlevin sonsuza kadar sürmesi için gerekli vakfi işler bitirilmiştir.

Süleymaniye Külliyesi

Süleymaniye Camii ve Külliyesinin bakımı ve işlemesi için vakfedilen gayrimenkuller şu şekildedir.

221 köy, 30 mezra, 2 mahalle, 7 değirmen, 2 dalyan, 2 iskele, 1 çayırlık, 2 çiftlik, 5 ayrı köyün mahsulü, 2 ada ve 1 hisse Süleymaniye için vakfedilmiştir.

Külliyede çalışan sayısı 700 idi. Bunlardan 281 kişi cami için çalışırlardı. Caminin 2 imamına karşılık 24 tane müezzini vardı ki bu müezzinlerin sesi oldukça güzeldi. Osmanlı zamanında bir söz varmış, “Cami imamının karısı güzel olmalı ki dışarı bakmasın, müezzinin sesi güzel olmalı ki cemaati kaçırmasın” Bunu Süleymaniye’de görüştüğüm bir cami görevlisinden duydum. Bu söz hemen aklıma günümüzde yırtınırcasına ezan okuyan imam ya da müezzinleri aklıma getirdi. Duyduğum ezanlardan fark ettiğim şudur ki, tarihi camilerden gelen ezan sesleri kalplere hitap ederken, yeni yapılan, mahallemizdeki camilerin ezanları sadece kulaklara hitap etmektedir. Bu benim algıladığımdır.

Elbette yıldan yıla değişmekle birlikte Vakfiye’deki tahsislere göre: 894.756 akçelik yıllık gelirin %35’i cami için, %25’i medreseler ve darülhadis için %15’i Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın türbeleri için, %13’ü darüşşifa için, %5’i imaret için ve %2’si de ortak servisler için ve kalan kısmı da sıbyan mektebi için ayrılırdı.

Süleymaniye Cammi'nden bir kesit

Yukarıda külliye kadrosu ve bütçesi tekrar gözönüne alındığında yıllık bütçeden yaklaşık 312.000 akçe alıyordu ve yaklaşık 700 kişilik külliye kadrosunun 28 kişisi cami içindi. İki imama karşılık 24 müezzin vardı. Peki başka kimse yok muydu? Elbette vardı, bakın kimler varmış, şimdiki camilerle siz karşılaştırın. Caminin 10 kayyımı vardı. Kayyım, bugünkü anlamda kısıtlıların mal varlıklarını koruyan onları hukuki alanda temsil eden kişilerdir. Demek ki bu kişiler Vakfın tüm haklarını kontrol ve idare eden kişilerdi. 10 kayyımdan başka diğer kişiler yine dini çerçeve içinde görevli kişilerdi. Bunlar 10 devirhan, 120 cüzhan, 41 enamcı, 20 mühellil yani “Lailaheillahlah” okuyan, 10 salavathan, 6 musalli yani ömrünü ibadetle geçiren, 1 yasinhan, 1 teberekeahan ve 1 ammehandır. Bunlar bilgisi günümüze ulaşanlar. Ve tabiiki bir de günlük temizlik ve tamirat işleri ile uğran kişiler olmalı.

Cami içinde tek tuhafıma gider şey ise minberin iki yanındaki kocaman şamdanların devrilmemesi için duvar sabitlenmesi için kullanılan ve ne olduğunu anlamadığım şeyin kirliliği/pisliği idi. En basitinden, Bakırcılar Çarşısına bu kadar yakınken böylesine acayip bir şey kullanmak sanata, tarihe ve Mimar Sinan’a saygısızlıktır.

KÜLLİYE’NİN DİĞER BİRİMLERİ

Külliye’nin doğal olarak en büyük ve ilgi çeken yapısı camidir. Cami haricinde külliyeyi oluşturan yapıtlar şu şekildedir. Dört adet medrese, bir hastane, bir imaret, bir hamam ve bir tıp okulu.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılan medreselerde eğitim 12 yıl sürerdi. Süleymaniye medreselerinden hadis, tıp, göz hekimliği, matematik ve tabii ilimler eğitimi yapılırdı. Darülhadis’de ise yüksek hadis eğitimi verilirdi. Medreselerde öğretim, “hariç” ve “dahil” olmak üzere iki bölüme ayrılırdı. Hariç medreselerinden okuma yazma bilen öğrencilere temel hazırlık bilgileri verilir ve bilimsel eserleri okuyacak düzeyde Arapça öğretilirdi. Dahil bölümde ise yüksek düzeyde ilim verilirdi.

Evvel ve Sani Medreseleri. En Dipte Tıp Medreseleri

Evvel ve Sani Medreseleri. En Dipte Tıp Medreseleri

1751 yılında Sultan I. Mahmud medreselerde bir kütüphane kurulması için ilk çalışmaları başlatmıştır. Hükümdarları, bilim adamlarının vakıfların bağışladığı kitaplarla oldukça geniş bir kütüphane kuruldu. Süleymaniye Kütüphanesi dünyanın en zengin elyazması eserlerinin bulundu kütüphaneler arasında bulunur. 70.000’e yakın el yazması eser vardır.

Kütüphane ve Tıp medreselerinin bulunduğu binaları Bimarhane (akıl hastalarının tedavi edildiği hastane) , Tabhane ve İmarethane çevrelemiştir.

İmaret'in İçten Görünümü

İmaret’in İçten Görünümü

Son olarak, mevcut başlığın çok uzaması nedeni ile Külliye’nin diğer birimleri ve cami hakkında detaylı bilgiler ayrı başlıklar altında geçilecektir. Yazının bir sonraki bölümü olan ve sadece camiyi ve hikayelerini anlatan bölüme burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Allah, Süleymaniye’yi yaptırandan da, yapanlardan da, tüm çalışanlarında da razı olsun.

 

Saygı ve Sevgiyle
 
Z. Tamer Aygün
13.Nisan.2014
 

 

Kaynakça:

1.) Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 7,
2.) Yedi tepede 17 Gezi, İstanbul, Rüknü ÖZKÖK,
3.) Ömür Biter, İstanbul Bitmez, Rüknü ÖZKÖK, Eray CANBERK
4.) %100 İstanbul, Erk ACARER,
5.) Bir Dünya İmparatorluklar Merkezi İstanbul, Ceyhan GÜRAN,
6.) Gökyüzünden İstanbul’un İbadethaneleri – İstanbul Ticaret Odası,
7.) İstanbul’un 100 Camisi, Kültür A.Ş.,
8.) İstanbul’un 100 Mimar Sinan Eseri, Kültür A.Ş..

Yorumlar

Bu Yazıya 1 Yorum Yapılmış

  • rüknü özkök (6 Mayıs 2014 saat: 11:33)

    Muhteşem eseri değişik bölümlerde çok güzel tanıtıyorsunuz.Tebrikler

Yorum Yap