osmanlı kitabı başlık
Osman Gazi
Osman Gazi
Bu yazı 1.261 views kez okundu.
1 Nisan 2014 13:02 tarihinde eklendi

Osman Gazi

Osmanlı İmparatorluğu’nun imparatorluk olmadan hali olan Osmanlı Beyliği’nin kurucu, ilk sultanıdır. 1258 ve 1324 yılları arasında yaşamıştır.

1258’de Söğüt’te dünyaya gelmiş ve 1324 yılında Bursa’da vefat etmiştir. Saltanatı 1281-1324 yılları arasından 43 yıl sürmüştür. Bu süre içinde babası Ertuğrul Gazi’den teslim aldığı 4.800 kilometrekare toprağı oğlu Orhan Gazi’ye 16.000 kilometre kare olarak devrettiği hesaplanmıştır.

On yedinci yüzyıl tarihçilerinden Bostanzade Yahya Efendi’nin yazdıklarına göre uzun boylu, beyaz tenli ve kumral kaşlı bir görünümü varmış.

I. Osman

Osman Gazi

Müneccimbaşı Ahmed Dede’ye göre ise kara yağız, çatık kaşlı yuvarlak yüzlüymüş. Geniş  göğüslü, ela gözlü, siyah saçlı ve seyrek sakallıymış. Kanımca bu tasvir Türklere daha uygun gelmektedir, zira Türkler beyaz tenli bir ırk değildir. İlave olarak, muhtelif kaynaklara göre Osman Gazi’nin lakabı “Kara Osman”dır. Öte yandan Müneccimbaşı Ahmed Dede’nin tasvirine göre Osman Gazi ayakta dururken elleri dizlerini geçermiş. Bu tanımlama ışığı altında, yukarıda Osman gazinin ölümünden 400 yıl sonra yapılan betimlemelerin ne kadar doğru olabileceği şüphelidir.

Osman Gazi’nin resimlerine diğer Osmanlı imparatorlarının resimleri ile birlikte baktığınızda hemen gözünüze çarpması gereken bir husus vardır. O da giyim tarzları. Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş yıllarındaki giyim tarzı ile 1600’lü yıllarda, 1700’lü yıllardaki giyim tarzları aynı olmaması gerekir. Sonuçta bu tip resimlerin bir tür kanaat çerçevesinde yazıldığı görüşündeyim.

Başına kırmızı çuhadan yapılmış Çağatay tarzında Horasan tacı giyerdi. İç ve dış elbiseleri geniş yenliydi.

Sadece bir yaşam tarzı seçen Osman gazi geçimini kendi koyunlarından elde ettiği ürünlerle sağlarmış. Öldüğünde terekesinde altın ve gümüş yerine şunlar çıkmıştır.

“Sırtlak Tekelesi” denilen yenice bir elbise, bir “yancığı” yani atın yanına asılan heybe türü bir torba, bir tuzluk, bir tahta kaşıklığı, bir çift “sokman” çizmesi, Denizli bezinden yapılmış sarık, at için zırh takımı, birkaç koyun, Alaşehir dokumasından kırmızı renkli sancaklar, bir kılıç, bir okluk ve bir mızrak.

Bunlardan başka bir de bir Selçuklu Sultanı tarafından hediye edildiği söylenen/biline iri taneli tespihi ile bir de davulunun kendisinden kaldığı ve bunların da Bursa’daki türbesinden bulunduğu rivayet edilmektedir. 1855 yılında Küçük kıyamet adı verilen Bursa depremi ile yıkan yangınlarda kaybolduğu bilinmektedir.

Rivayetlere göre Osman gazi oldukça yardım sever bir insanmış. Gerektiğinde üzerindeki kıyafetini dahi çıkarıp ihtiyacı olana verirmiş. Fakirleri giydirir ve dul kadınlara sadaka verirmiş. Elde ettiği ganimet gelirlerini ihtiyaç sahiplerine dağıtırdı. Dairesinden ne kadar adamı varsa her ikindi vakti onların karınlarını doyurur. Bir ilginç adet ise yemek öncesi müzik dinleme hakkındadır. Osmanlıların ilginç bir geleneği olan bu tarz, Osmanlı’nın yemek sırasında değil de yemekten önce müzik dinlemesiydi. Osman Gazi, sofra kurulmadan önce Selçuklu Sultanı Alaeddin’in gönderdiği beylik alametlerinin bir parçası olan mehterhaneyi çaldırır ve yemek servisi bu müzik ziyafetinden sonra başlardı. Bu sofranın bir başka özelliği de yoksul veya zengin, Müslüman ya da gayrimüslim ayırımı yapılmadan her kesimden olan insan sofrada kendisine bir yer bulmasıydı.

Eski bir Türk Kabile adeti vardır. Hıdırellez günü aşiret reisinin evi yağmaya açılır, bey ve hanımı yanlarına hiçbir şey almadan evden ayrılır, arkalarından aşiret mensupları eve girip evden istediklerini alırlarmış. Buna Hanı-ı yağma yani “Bey evinin yağmalanması” denir. Osman Gazi de yılda bir kere evini yağmaya açardı.

Osman Gazi 1281 yılında Söğüt Kayı Boyu’nun yönetimine geçtiğinde henüz 23 yaşındaydı. Hayatta kaldığı sürece, Ahi şeyhlerinden Edebali’nin görüşlerine değer verir ve ona saygı duyardı. Sık sık Şehy Edebali’nin Eskişehir Sultanönü’ndeki dergahına gider ve orada misafir kalırdı. Osman gazi bir gece orada misafir kaldığında bir rüya görür ve sabah hemen şeyhinin yanına girer ve gördüğü rüyayı anlatır.

“Şeyhim, rüyama girdiniz. Göğsünüzden bir ay çıktı. Yükseldi, yükseldi sonra benim koynuma girdi. Göbeğimde bir ağaç büyümeye başladı. Büyüdü, yeşillendi. Dal budak saldı. Dallarının gölgesi bütün dünyayı tuttu” dedi ve ilave etti.

“Rüyam ne manaya gelir?”

Şeyh kısa bir süre düşündükten sonra şöyle dedi:

“Müjdeler olsun ey Osman. Hak Teala (cc) sana ve senin evladına saltanat verdi. Bütün dünya, evladının himayesinde olacak, kızım da sana eş olacak.”

Bu olaydan sonra Şeyh kızı Bala Hatun’u Osman Bey’e verdi. Bu evlilikten Alaeddin adında bir çocukları dünyaya geldi.

Osman Gazi, hanımı Malhun Hatun’dan iki ay sonra vefat etmiştir. Naaşı önce Söğüt’e defnedilmiş, daha sonra Orhan gazi tarafından Bursa’ya nakledilmiştir. “Oğul, Ben öldüğüm vakit beni Bursa’da şu Gümüşlü Kubbe’nin altına koy” şeklindeki vasiyeti gereği Tophane semtindeki türbesine defnedilmiştir. Söğüt’te ise II. Abdülhamit tarafından sembolik olarak yaptırılan boş türbesi bulunmaktadır.  Tophane/Bursa’da yattığı yer ise 1855 depreminde tamamen yıkıldığı için Abdülaziz döneminden kalmadır.

Osman Gazi’nin vasiyetinin tamamı şu şekildedir:

“Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farzlara dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din işlerini, dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan ayrılmaya yönelen, büyük günahlardan kaçınmayan, helale – harama dikkat etmeyen sefihlere ve ayrıca tecrübesiz kişilere bırakma, devlet idaresinde bu gibi kişilere iş verme. Zira Yaradan’dan korkmayan, yaratılandan hiç korkmaz. Büyük günah işleyen ve bunu devam ettiren kimsede sadakat olmaz.

Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamber-i Zişan’ın sadık tebligatı üzere hareket eder de şer’i şerifin dışına çıkmazdı. Zulümden, bid’aten sakın. Zulme ve bid’ate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni zevale uğratmış olurlar. Daima cihat ile devletini genişletmeye çalış. Çünkü uzun zaman sefer olunmazsa askerin şecaatine; reislerin ve kumandanları bilgi, tedbir ve malumatına ağırlık ve noksanlık gelir. Böyle sefer işlerini bilenler ölür gider de yerine tecrübesiz kimseler gelir, bu yüzden de bir çok hatalar meydana gelir ki, bundan da devlet büyük zararlar görür.

Beytü’l-mali koru. Devletin servetini çoğaltmaya çalış. Şer’i şerifin ölçüsüne göre sana ait olana kanaatle, ihtiyaçlarından ve gerekli olanlardan başka lüzumsuz yere telef etme, israftan kaçın. Askerinle, malınla gururlanma. Zira onlar Allah yolunda cihad için milletin işlerinin yerli yerinde görülmesi ve cihana adalet ve fazileti yayman için vasıtadır. Sadakatle Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru.

Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla. Hakkından hiç kimsenin malına tecavüz etme. Hak edenlere yardım ile iltifat elini uzat, böylelerinin yakınlarını sıkıntıdan kurtar.

Askeri erkanı iyi koru. Alimler, fazıllar, sanatkarla, edipler, devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun.

Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun. Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir bey olarak gelip haketmediğim halde bunca inayet-i celile-i Rabbaniye’ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu Din-i Muhammedi’yi ve ashabını, başka sana tabi olanları koru.

Allah’ın (c.c.) hakkını kullarının hukukunu gözet. Ve senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma. Adalet ve insafa riayet ile zulmü kaldırmaya devam ile her bir işe teşebbüste Allah’ın yardımına güven.

Halkını düşman istilasından ve zulme uğratılmaktan koru.

Haksız yere hiçbir ferde layık olmayan muamelede bulunma.

Halkı taltif et, hepsinin rızasını al.”

Ölüm sebebi ise yazılı kaynaklara göre gut hastalığıdır. Fatih Sultan Mehmed de aynı hastalıktan vefat etmiştir. Hastalığın sebebi fazla et yemektir. Aşıkpaşazade, Osman Gazi’nin son zamanlarından bahsederken “… Hem de Osman’ın ayağında zahmet var idi. Zahmet çekerdi” der. Bu ifade aynı yazarın Fatih Sultan Mehmed’in ölümü için de kullanmış, “Ölümüne sebep ayağında zahmeti var idi” ifadesini kullanmıştır.

İlk Osmanlı parası olan “Sikke”yi 1324 yılında bakırdan bastırmıştır.

Bitirmeden, annelerimize saygının gereği olarak Osmanlı soyunun babaannesini de tanıtmak gerektiğini düşünüyorum.

Hayme Ana. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin babaannesi, Ertuğrul Gazi’nin annesidir. Hayme Ana, Ertuğrul Gazi’yi 1191 yılında Ahlat’da dünyaya getirmiş ve ona kocasının ölümünden sonra aşiretin başına geçmesi nedeni ile her bakımdan destek olmuştur. İlerleyen yıllarda torunu Osman Gazi’yi de görmek kendisine nasip olmuş ve onun bakımında emek harcamıştır. Rivayete göre, Osman Gazi bebekken ağladığında ulu bir ağacın dallarına kuruduğu salıncağa/beşiğe koyup “Mızıklanma en kızan” dermiş. Daha sonra o ağacın adı “Mızık Çamı” veya “Beşik Çamı” olarak kalmış. 1988 yılında şiddetli bir rüzgar sonucu yıkılan ağaç bugün üstü örtülü bir barınakta korumaya alınmıştır.

“Devlet Ana” diye de anılan Hayme Ana’nın türbesi Kütahya’nın Domaniç ilçesinin Çarşamba köyündedir. İkinci Abdülhamit Han’ın buldurduğu mezar yine kendisi tarafından türbe haline getirtilmiştir.

Ertuğrul Gazi’nin hanımı Halime Hatun’dur. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Sultan Osman Gazi’nin annesidir. Halime Hatun, Sultan Osman Gazi’yi 1258 yılında Söğüt’te dünyaya getirerek 623 sene sürecek olan bir imparatorluğunun kurucusuna anne olma şerefine nail olmuştur. 1281 yılında vefat eden Halime Hatun’un kabri Ertuğrul Gazi’nin türbesinin bahçesindedir.

Mekanları cennet olsun.

KAYNAKÇA:

1.)    Osmanlı’nın Mahrem Tarihi – Mustafa Armağan
2.)    Osmanlı Sultanları Albümü – Mustafa Armağan
3.)    Padişah Anneleri – İbrahim Pazan
4.)    100 Osmanlı Büyüğü – Dr. Yaşar Ateşoğlu
5.)    Herkes İçin Osmanlı Padişahları – Prof. Dr. Oğuz Aytepe
6.)    Dünyaya Hükmeden Osmanlı Padişahları – AhmetSeyrek
7.)    Yaşanmış İlginç Hikayelerle Osmanlı Padişahları – Nermin Taylan

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap