osmanlı kitabı başlık
Kılıç Ali Paşa Külliyesi
Kılıç Ali Paşa Külliyesi
Bu yazı 5.226 views kez okundu.
24 Nisan 2014 20:51 tarihinde eklendi

KILIÇ ALİ PAŞA CAMİİ

Süleymaniye Camii ne kadar Süleymaniye Camii ise, Sultanahmet Camii ne kadar Sultanahmet Camii ise Kılıç Ali Paşa Camii de o kadar Kılıç Ali Paşa Camii’dir. İçeri girdiğinizde o muhteşem eserin sahip olduğu o ilahi güç size huzur ve mutluluk olarak gelir. İçeride oturan insanlarımızı görürsünüz, turistleri görürsünüz, eseri inceleyen, cami hocasından bilgi alanları görürsünüz. Hele, öylece yerde bir oturup camiyi seyreden onun verdiği huzuru teneffüs eden turistleri görmek insana mutluluk veriyor.

Caminin yumuşacık kırmızı halısı, kufeki taşının krem rengi, 16. yüzyıl çinilerinin renkleri, kubbeni yüksekliği, vitrayların renkleri sizi sarıp sarmalıyor bir anda.

İşte Kılıç Ali Paşa Camisinden içeri adım attığınızda hissedeceğiniz huzurun tarifi böyle bir şey.

Kılıç Ali Paşa Camii

Rivayet odur ki, Kılıç Ali Paşa kendi adına bir külliye yapmak arzusundadır ve ilgili makamlardan bir yer ister. Burada kendisinden hoşnut olmayan makam sahibi/sahipleri “O kaptan-ı Derya değil mi, bütün denizler onun değil mi? Varsın camisini denize yapsın.” deyip işi uzatırlar. Bunun üzerine Paşa “madem denizler benim, ben de burayı doldurur ve külliyemi buraya yaparım” der ve denizin bir kısmını doldurur, doldurduğu yere de külliyeyi inşa ettirir. Bu konu ile okuduğum bir kitapta Paşaya “git camini denize yap” diyen kişi olarak Sultan III. Murad geçmektedir. Bir Sultanın donanma komutanına bu cevabı vermesi için o gözden çıkarmış olması gerekir ki elimizde böyle bir bilgi yoktur.

Yukarıda anlatıldığı üzere caminin daha doğrusu külliyenin banisi Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa’dır. Kaptan-ı Derya günümüzün donanma komutanıdır. Mimarı ise Mimar Sinan’dır. Bununla birlikte Osmanlı döneminde yazılı bazı kitaplarda külliyenin medresesi, Mimar Sinan’ın yaptığı eserler arasında geçmez.

Bu duruma tarihçilerin yorumu, esere Mimar Sinan’ın başlaması ve vefatından sonra da başka bir mimar tarafından tamamlanması şeklindedir.

Kılıç Ali Paşa Camii

Kılıç Ali Paşa Camii

Kılıç Ali Paşa 16. yüzyılın ünlü denizcilerindedir. Kaptan-ı Derya olmadan önce Uluç Ali Paşa olarak bilinirdi. 1572 – 1587 yılları arasında yaklaşık 15 yıl boyunca kaptan-ı derya olarak hem II. Selim ve hem de III. Murad devrinde Osmanlı Donanması’nda görev almıştır. 1587 yılında da vefat etmiştir.

Kılıç Ali Paşa’nın aslı İtalyan’dır. Gençliğinde papaz olmak için gemi ile Napoli’ye giderken Osmanlı korsanları tarafından esir alınmıştır. Daha sonraki yıllarda Müslüman olur, denizlere açılarak korsanlık yapmaya başlar ve Uluç adını alır. Zamanında “Uluç” adı, Arap olmayan korsanlara verilen bir isimdi. 1548 yılında Turgut Reis ile birlikte Osmanlı’ya doğrudan hizmet etmeye başlar. Kazandığı savaşlar nedeniyle gösterdiği yararlılıkların ardından, İnebahtı Savaşı’ndaki yenilgi sonrasında donanma komutanı yani kaptan-ı derya olarak atanmıştır. İnebahtı Savaşı Kılıç Ali Paşa’nın aklınızda kalmasını sağlayacak çok önemli bir savaştır. Bir an önce Külliye tanıtımına geçmek istediğim için “Biz sizin kolunuzu kestik, siz ise bizim sakalımızı” diye özetlenen bu savaşın hikayesini yazımın en sonunda aktaracağım.

Her zamanki gibi önce görsel olarak camiyi tanıyalım

Külliye cami, medrese, hamam, türbe, sebil ve hazireden oluşmaktadır. Külliyenin bu birimlerinin hepsi günümüze kadar sağlam ve aslı bozulmadan ulaşmıştır.

Mihrap ve Minber

Mihrap ve Minber

Cami’nin cümle kapısı üzerindeki dört mısralık tarih kitabesinden anlaşıldığına göre 1581 yılında tamamlanmıştır. Mimar Sinan’ın 1588 yılında 98 yaşındayken vefat ettiği ve hatta 1580 yılında da Şemsi Ahmed Paşa Külliyesini bitirdiği gözönüne alındığında Koca Sinan’daki kuvvet, azim ve çalışkanlığının “ilahi” olmaktan başka bir tanımlaması olamaz.

Osmanlıların İstanbul’daki önemli iskelelerin bulunduğu yere cami yapma adetleri vardı. Keza Üsküdar’daki İskele Cami, Eminönü’ndeki Yeni Cami bu tür camilerdendi. Aylı şekilde Kılıç Ali Paşa Külliyesi de bu mantık ile deniz kenarına inşa edilmiştir. Külliye yapıldığı yıllarda deniz kenarında iken gün geçtikçe şehirleşmenin getirdiği değişiklerle kara denize doğru ilerleyince bugün cami deniz kenarından 100-150 metre içeride kalmıştır.

Cami yapıldığı yıldan bugüne ciddi değişikliklere maruz kalmamıştır. İstanbul’un depremlerinden sağlamlığı sayesinde, İstanbul’un meşhur yangınlarından da Sur İçi’nde bulunmamakla kurtulmuş olmalıdır. 19. Yüzyılda yapılan onarımda minarenin mimarı tarzı değişikliğe uğrayarak Barok usulde restore edilmiş, fakat daha sonradan orijinal mimarisine çevrilerek minare tepesine külah takılmıştır.

Külliye tüm yapıları ile bir bütün iken hamamı ayrı bir yapı olarak külliye duvarlarının dışında durmaktadır.

Külliye avlusunun dört girişi vardır. Bir tanesi Nusretiye Camii istikametinden, bir tanesi hamam (Karaköy) tarafından ve diğer iki tanesi de ana cadde üzerinden açılıdır.

Caddeye Bakan Avlu Kapısından Biri

Caddeye Bakan Avlu Kapısından Biri

Cami’nin ise üç girişi vardır. Birincisi doğal olarak kıble duvarının karşısındaki cümle kapısıdır. Diğer iki kapı ise yanlarda, caminin arka duvarına oldukça yakın bir noktadadırlar. Soldaki giriş kapalı iken, sağdaki giriş doğrudan bayanlar mahfiline açıldığından bu kapı bayanlara tahsis edilmiştir. Bu girişin kitabesi aşağıdadır.

Bayanlar Girişinin Kitabesi

Bayanlar Girişinin Kitabesi

Avlu ortasında bir şadırvan olsa da ana cadde duvarının iç tarafında sıralı pek çok musluk bulunmaktadır. Hepsi de temiz ve çalışır durumdadır.

Şadırvan ve Çeşmeler

Şadırvan ve Çeşmeler

Çeşmeler

Çeşmeler

Son cemaat yeri, cami avlusundan demir parmaklıklarla ayrılmıştır. Buradaki kapıdan içeri adım attığınızda tam karşınızda cümle kapısı ve genişçe bir son cemaat yerini görürsünüz. Avlu kapısı ile son cemaat yeri arasında sağlı ve sollu bir koridor bulunmaktadır ki burası da namaz kılınmaya müsaittir.

Son Cemaat Yeri

Son Cemaat Yeri

Ardından son cemaat yeri gelir. Her iki taraftaki son cemaat yerinin cami duvarında, ikişer pencere ve iki pencere arasında birer niş bulunmaktadır.

Son Cemaat Yeri Pencereleri ve Nişi

Son Cemaat Yeri Pencereleri ve Nişi

Caminin yan cephelerinin arka taraflarında iki çıkıntı vardır. Bunlardan sağ taraftakinin üzerine minare oturmuştur. Sol taraftakinden de üst mahfile çıkan merdivenler bulunmaktadır. Aşağıdaki resimde bu merdiven üzerinde bulunan bir pencere görülmektedir.

Mahfil Merdivenindeki Havalandırma

Mahfil Merdivenindeki Havalandırma

Caminin dört büyük taşıyıcı sütunu vardır. Bunların taşıdığı dört kemerin üzerinde ise çapı 12,7 metre olan bir kubbe bulunmaktadır. Kubbenin ön ve arka taraflarında da yarımşar kubbe inşa edilmiştir. Ana kubbe merkezinde İhlas Suresi yazılıdır.

Cami Kubbesi

Cami Kubbesi

Caminin en göz alıcı yerlerinden birisi de mihrap çevresidir. Gerek mihrap çevresi gerekse cami pencerelerinin üzeri 16. yüzyıldan kalma çinilerle bezenmiştir. Orijinal olarak muhafaza edilen bu İznik Çinilerinden bir kaçı zamanla dökülmüş olsa da eksik olanların sayıları göze batmayacak kadar azdır. Keza mumlar ve pirinç şamdanlar camiye ayrı bir heybet katmaktadır.

Mihrap

Mihrap

Mihrap Çinileri

Mihrap Çinileri

Müezzin Mahfilinde Mihrap ve Çiniler

Müezzin Mahfilinden Mihrap ve Çiniler

Mihrap üzerindeki kitabenin içeriğine ilişkin yazılı bir bilgi bulamadım. Mihrabın bulunduğu alan cami haziresine doğru bir çıkıntı yapacak şekilde inşa edilmiştir. Dolayısıyla, cami hocasının ifade ettiği gibi, bu bölümde namaz kıldığınızda namazı bitirirken sağa doğru selam verdiğinizde dünya örneği olan medrese ve hamamı görür, sola doğru selam verdiğinizde de ahiret örneği olan hazireyi görürsünüz. Ne güzel değil mi, ibadetinizi bitirirken bir bakışınızla dünya hayatını üstelik medrese ile eğitimi, hamam ile temizliği hatırlarken sola selam ile gördüğünüz hazirede elbet bir gün gideceğiniz yeri göstererek belki de namazın önemini farketmiş olursunuz.

Külliye hakkında iletebileceğim son hikaye ise şudur.

Bir deniz savaşında Osmanlı’ya esir düşerek bir süre İstanbul’da kalan Cervantes’in külliye inşaatında çalışan esirlerden bir olduğu söylenmektedir. Bilindiği üzere, Cervantes “Don Kişot” adlı eserin yazarıdır.

KILIÇ ALİ PAŞA HAMAMI

Hamam yukarıda da ifade edildiği üzere caminin sağ tarafındadır ve külliyeden ayrıdır. Cami 1581 yılında tamamlanırken hamam 1583 yılının Muharrem ayında tamamlanmıştır.

Kılıç Ali Paşa Hamamı

Kılıç Ali Paşa Hamamı

Hamam tıpkı Süleymaniye hamamı gibi tek taraflı hamamdır. Yani kadın ve erkeğin yıkanacağı ayrı bölümler yoktur. Bu durumda kadın ve erkeğin girişleri günlere göre ayrılmıştır. Günümüzde ise saatlere göre ayrılmıştır. Bayanlar gündüzcü, erkekler ise akşamcıdır. J Enteresan bir şekilde hamamın kubbesi caminin kubbesinden biraz da ha büyüktür. Kubbe çapı 14,1 metredir. Duvarlar taş ve tuğla sıraları ile örülmüştür.

Kılıç Ali Paşa Hamamı

Kılıç Ali Paşa Hamamı

Kılıç Ali Paşa Hamamı uzun yıllar bakımsız ve sahipsiz kalmış ve bu dönemde evrenin evsizlerinin barındığı bir yer haline gelmiştir. Bugün hamam özel bir işletme tarafından işletilmektedir.

Zamanında deniz kenarına yapıldığı halde şehirleşmenin etkisi ile içeride kalıp denize olan kıyısını kaybeden külliye gibi yine aynı sebeple yani şehirleşme etkisiyle oluşan kod farkı ile hamam yol seviyesinden biraz aşağıda kalmıştır. Aslında aynı husus külliye içinde geçerlidir. Avluya girerken bir iki basamak inerek içeri girersiniz.

Kılıç Ali Paşa Hamamı

Kılıç Ali Paşa Hamamı

Camekan yani hamam girişinde karşılaştığınız geniş alan, aydınlık feneri olan büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Sıcaklık kısmında altı köşeli bir göbek taşı ve üç halvet ile altı adet eyvan bulunmaktadır. Sıcaklık kısmı ise yıkanılan bölümdür.

Bu hamamda başka Kılıç Ali Paşa’nın bir de Fener’de hamamı vardır.

KILIÇ ALİ PAŞA MEDRESESİ

Medrese, hamamın deniz tarafından bulunmaktadır, fakat külliyeden de ayrı değildir, aynı avlu içindedir. Günümüz itibariyle restore edilmekte olan medrese, kare bir plana sahiptir. Bu karenin çevresinde 18 adet oda ve ortada bir avlu bulunmaktadır. Avlunun hazire tarafında büyükçe bir derslik ve odaların/hücrelerin önünde de 11 kubbeli bir revak bulunmaktadır.

Kılıç Ali Paşa Medresesi

Kılıç Ali Paşa Medresesi

Medresenin oldukça geniş olan kitap arşivi Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Süleymaniye Kütüphanesi’ne devredilmiştir.

Medrese kayıtlarına göre 1792 yılında kayıtlı 19 öğrencisi vardı. 1869 yılında kayıtlı öğrenci sayısı 10 düşmüş. Süleymaniye külliyesinde de benzer yıllarda öğrenci sayısı düşüktür. Bunun sebebinin İmparatorluğun muhtelif yerlerde girdiği savaşlar olduğu kanısındayım.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Çocuk Esirgeme Kurumu’na devredilmiş olan medrese 1996 yılında Aydınlar Ocağı’na devredilmiş.

KILIÇ ALİ PAŞA TÜRBE ve HAZİRESİ

Caminin kıble istikametinde bir hazire ve onun içinde de türbe vardır. Türbede Kılıç Ali Paşa yatmaktadır.

Kılıç Ali Paşa Türbesi

Kılıç Ali Paşa Türbesi

Her Cuma caminin yaz sofasında oturup fakirlere bir kese altını sadaka olarak dağıttığı söylenen Kılıç Ali Paşa’nın türbesi de dikkat çekicidir. Sekizgen planlı taş yapının girişi dışarı doğru çıkma yapmaz. Aksine bir niş gibi içeri girintilidir.

Kılıç Ali Paşa Türbesi Girişi

Kılıç Ali Paşa Türbesi Girişi

Hazireye baktığınızda aklınıza “burada denizciler yatıyor olmalı” demekten başka bir şey gelmez. Kaptan-ı Derya Ateş Mehmed Paşa ve matematikçi Hasan Fuad Paşa’nın mezarları da bu hazire içindedir.

Kılıç Ali Paşa Külliye Haziresi

Kılıç Ali Paşa Külliye Haziresi

Evliya Çelebi bu camiden bahsederken “Deniz kıyısında bir düz geniş yerde tek kat, şirin bir camidir ki İstanbul’da benzeri yoktur. Bir şerefeli nazik bir minaresi var. Bunda da Süleyman Han’ın Koca Mimar Sinan Ağası el hünerini göstermiştir. Hemen tıpkı tıpkısına Ayasofya tarzında yapılmıştır. Ancak iki yan kapı ve bir kıble kapısı vardır.” der. Aslına bakılırsa videodan da göreceğiniz üzere hiç de öyle tek katlı şirin bir cami değildir. Aksine yüksek bir mahfil, camiyi üç cepheden sarmış, kimi selatin camilerini dahi geçmiş, şirin değil muhteşem bir camidir.

Evliya Çelebi’nin camiyi Ayasofya’ya benzetmesinin sebebi ise yerden epey yüksekte bulunan mahfilinin sütunları ve mahfilin camiyi üç cepheden sarmış olması gerek. Sanat Tarihçisi Semavi Eyice’ye göre, cami ile Ayasoya’nın birbirlerine benzerliğini en fazla vurgulayan unsurun iki yanda birer çift destek payanda bulunmasıdır.

Külliye Sebili

Külliye Sebili

Kılıç Ali Paşa Camii basit bir kopya kesinlikle değildir. Bu camideki estetik ve zerafet Ayasofya’da yoktur. Bu camideki derli topluluk Ayasofya’da yoktur. Hemen her camisinde farklı bir tarz deneyen Mimar Sinan bu camide de bu tarzı seçmiştir. Eğer Sinan’ın camileri hep aynı olup da bu cami farklı olsaydı iddia edilen doğru olabilirdi. Ama sırf yanlardaki birer çift payandadan dolayı caminin mimarisin kopya olduğu iddiası üzücüdür.

Son olarak, gelelim yazımın hemen başında bahsettiğim Kılıç Ali Paşa’yı size her zaman hatırlatacak olan tarihi savaşa:

İNEBAHTI DENİZ SAVAŞI

Yıl 1571’dir. Sultan II. Selim Han İmparatorluğun başındadır. Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa ve sonradan Kaptan-ı Derya olacak olan Uluç Ali Paşa ise Cezayir Beylerbeyi’dir.

Osmanlı’nın Kıbrıs’ı alması üzerine Papa V. Piyer’in teklifiyle İspanya, Venedik ve Malta devletleri bir haçlı donanması hazırlar. İspanya Kralı II. Plip’in kardeşi ve Şarlken oğlu 23 yaşındaki Don Juan bu donanmanın komutasına geçer. Donanma 206 gemi, 1.300 top, 16.000 asker 36.000 gemiciden oluşur.

Osmanlı Donanması da oluşturulan bu donanmadan haber alınca haçlı donanmasının Akdeniz’de dolaşmasının önüne geçmek için 1571 yılında Akdeniz’e açılır. Osmanlı donanması 250-300 arasında gemiye sahip olduğu halde savaşacak asker ve kürekçi sayısı az, üstelik de mevcut asker içinde acemi asker sayısı fazlaydı. Bu sebeple Pertev Paşa ve Uluç Ali Paşa bir müdafaa savaşı olmasını isterken o günkü Kaptan-ı Derya Müezzinzade Ali Paşa alınan emir gereği düşmana saldırılmasını emreder. Sonuçta 7.Ekim.1571 tarihinde Mora yarımadası kuzey kısmındaki İnebahtı kasabası açıklarında iki donanma karşı karşıya gelir

Savaş sonunda Osmanlı Donanması ağır bir yenilgi alır. Kaptan-ı Derya ve pek çok paşa şehit olur. Uluç Ali Paşa ise emrindeki gemilerle Haçlı Donanması’nın sol tarafını çökertmesi sayesinde bu savaştan sağ çıkar.

Alınan bu zafer sayesinde Avrupa’da büyük kutlamalar olur ve savaşa katılan devletler hemen Osmanlı sahillerini kağıt üzerinde paylaşılmaya başlarlar. Venedik Elçisi Barbaro Osmanlı ile barış imzalama şartlarını görüşmek üzere Sokollu Mehmet Paşa’nın huzuruna geldiğinde, Paşa Venedik Elçisinin kibirli davranışı üzerine o meşhur sözleri söyler.

“Sen bizim son hadiseden sonra cesaretimizin ne halde bulunduğunu yoklamaya geliyorsun. Sizin kaybınızla bizimki arasında büyük bir fark var. Biz sizden Kıbrıs Krallığı’nı alarak kolunuzu kesmiş olduk. Siz ise bizim donanmamızı mağlup etmekle sakalımızı traş etmiş oldunuz. Kesilen kol bir daha geri gelmez, ama traş edilen sakal eskisinden daha gür biter!”

Külliye Bahçesinden Savaş ve Barış

Külliye Bahçesinden Savaş ve Barış

Ekim ayında meydana gelen savaşın ardından bahar ayında yani 6-7 ay sonra 250 parçalık Osmanlı Donanması’nı karşısında gören düşman kuvvetleri bu sözlerin anlamını gayet iyi anlamışlardı.

İnebahtı Savaşına 20 gemilik donanması ile iştirak eden Uluç Ali Paşa, şehit olan Kaptan-ı Deryanın ardından 250 parçalık yeni Osmanlı Donanmasının başına Kaptan-ı Derya olarak geçirilecektir.

Vezir-i Azam Sokollu Mehmet Paşa tarafından Kılıç Ali Paşa’ya 250 parçalık donanmanın 6-7 ay gibi kısa bir sürede kendisine teslim edileceği sözü verilmiş olsa da, Kılıç Ali Paşa sürenin çok az ve yapılacak işin çok büyük olması nedeni ile gidip gelip Sokollu Mehmet Paşa’ya gemileri sormaktadır. Bir gün Divan toplantısında Sokollu’ya:

“Paşam, belki teknelerin hazırlanması mümkündür. Ancak 200 gemiye 500-600 lenger (gemi demiri) palamar, ip ve her gemiye yelken ve diğer aletler tedarikine imkan bulunmaz” deyince Sokollu Mehmed Paşa:

“Paşa! Paşa! Sen bu Devlet-i Aliyye’yi henüz tanımamışsın. Allah aşkına şuna inan. Bu devlet öyle bir devlettir ki eğer isterse o donanmanın bütün demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden ve yelkenlerini atlastan yapmakta asla güçlük çekmez. Hangi geminin gerekli alet ve yelkenini yetiştiremezsem gel bu minval üzere benden iste” der.

Bu sözler üzerine heyecanlanan Ali Paşa ayağa fırlayıp saygı ile sadrazamın elini öpmüş ve:

“Kesin olarak inandım ki bu donanmayı tamamlarsınız” demiştir.

Avlu İçinden Görünüm

Avlu İçinden Görünüm

1572 yılının Mayıs ayında yani İnebahtı Savaşı’ndan tam 7 ay sonra, 250 parçalık muazzam Osmanlı Donanması hiçbir eksiği olmadan Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa komutasında denize açılmıştır.

Kılıç Ali Paşa Külliyesi’ni yaptıranda da, yapandan da, emeği geçenden de Allah razı olsun.

Saygı ve sevgilerimle

Z.T.Aygün
24.Nisan.2014

KAYNAKÇA:

1.) Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 4
2.) İstanbul’un 100 Mimar Sinan Eseri,
3.) İstanbul’un 100 Hamamı,
4.) İstanbul’un 100 Mektebi ve Medresesi,
5.) İstanbul’un 100 Kubbesi,
6.) Kayı – V, Osmanlı Tarihi, Kudret ve Azamet Yılları, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

Yorumlar

Bu Yazıya 2 Yorum Yapılmış

  • rüknü özkök (29 Nisan 2014 saat: 09:28)

    güzel bir eseri öyküleriyle beraber güzel bir şekilde tanıtmışsınız.

  • semra akçığ (3 Eylül 2016 saat: 21:17)

    Çok teşekkürler..tarihimiz ve ceddimizle gurur duymakta haklı olduğumuzu gösteren bu muhteşem camiyi hakkıyla anlattığınız için..

Yorum Yap