osmanlı kitabı başlık
Keçecizade Fuad Paşa Camii
Keçecizade Fuad Paşa Camii
Bu yazı 2.021 views kez okundu.
18 Mayıs 2014 23:07 tarihinde eklendi

KEÇECİZADE FUAD PAŞA CAMİİ

Keçecizade Fuad Paşa Camii, Klodfarer Caddesi (*) ile Peykhane Caddesinin (**) birleştiği köşededir. Yaklaşık olarak Divan Yolu Caddesi üzerindeki Piyer Loti adlı kafeteryanın arka taraflarına düşmektedir.

Fuad Paşa’nın, tarihe geçmiş bir sözü, hem gösterişten uzak sade camisinin ve hem de oldukça gösterişli türbesinin önüne geçmiştir.

Öncelikli olarak, bu tarihe geçmiş olan sözünden bahsedeyim.

Keçecizade Fuad PaşaFuad Paşa aldığı eğitim, zekası ve dürüstlüğü sayesinde mesleği olan hekimliği bırakarak devlet için çalışmaya başlamış ve burada hızla yükselerek iki kere sadrazam, beş kere de dışişleri bakanı olmuştur. İşte bu süreçte, yabancı devlet adamlarının bulunduğu bir toplantıda her temsilci kendi ülkesinin büyüklüğünden bahsederek ülkesini övmektedir. Söz sırası Osmanlı temsilcisine gelince Fuad Paşa söze girer ve tarihe geçen o sözü söyler:

“En güçlü devlet Osmanlı Devleti’dir. Siz dışarıdan, biz içeriden yıkmaya çalışıyoruz, hala yıkamadık!”

Bir başka yazılı kaynakta ise bu sözün hikayesi biraz daha farklıdır. (6)

Fransa İmparatoru III. Napolyon, Abdülaziz’in Fransa gezisi sırasında Fuad Paşa ile görüşürken bir takım taleplerini iletir kendisine. Şöyle ki, Girit Adası’nın Yunanlılara verilmesini, Süveyş Kanalı’nın açılmasını, Kudüs’teki kutsal yerlerin yönetiminin Katoliklerden alınarak Fransızlara verilmesini teklif eder ve bunları iletirken de Fuad Paşa’ya,

    –   Bu sorunlar sizin için bir dert. Yorgun omuzlarınızdan bunları atınız. Devletinizin ne kadar zayıfladığı bütün dünyada biliniyor, der.

Fuat Paşa ise bu sözlere gülerek şu şekilde karşılık verir.

    – Haşmetmeab, siz bendenize başka bir devlet gösterebilir misiniz ki, üç yüz senedir dışarıdan sizlerin, içeriden bizlerin devamlı tahribine direnebilmiş. Evet, üç yüz senedir, siz dışarıdan, biz içeriden bu devleti yıkamadık!” diyerek Osmanlı’nın ne kadar güçlü bir devlet olduğunu belirtmiştir.

Söylenen bu söz nerede söylenmiş olursa olsun, hem kendi milletini eleştiren ve hem de karşısındakileri susturan bundan daha güzel bir söz olur mu?

Camiyi anlatmaya geçmeden önce, her zamanki gibi onu görsel olarak tanıyalım. Bu video ile iki mesai arkadaşını, bir Osmanlı Sultanı ile onun sadrazamını, yaklaşık 150 yıl sonra aynı konuda buluşturmanın gururunu yaşıyorum. Keçecizade Fuad Paşa adına yapılmış olan camiyi onun Sultanı Abdülaziz Han’ın bestesi ile tanıyalım.

 

 

Gelelim Fuad Paşa Camii’ne

Cami yukarıda da bahsedildiği üzere iki yol ağzının birleştiği noktada yapıldığı için üçgen bir bahçe içindedir. Bahçenin iki giriş kapısı bulunmaktadır.

Fuad Paşa Camii

Daha önceden bu arazide Fatih Sultan Mehmed döneminden kalma Uzun Şuca Mescidi bulunmaktaydı. Herhalde mescit kullanılmayacak durumdaydı ki bu yapı yıkılarak yerine yenisinin yapılması uygun görülmüş. Tesadüf o dur ki, Kadıköy’deki Osman Ağa Camisi de Fatih Sultan Mehmed döneminden kalma Kadı Mehmed Efendi Mescidi yıkılarak yerine yapılmıştır. Yapım tarihi belli olmamakla birlikte, 1869 yılında sonra yani Paşa’nın vefatından sonra inşa edildiğine dair bulgular vardır.

Caminin tek şerefeli ufak bir minaresi bulunmaktadır. Minare dikdörtgen bir taban üzerine oturtulmuştur. Kaide gibi duran bu tabanın yüksekliği neredeyse cami duvarı kadardır.

Fuad Paşa Camii

Cami sekizgen bir yapıya sahip oldukça küçük bir camidir. Ardı ardına gelen iki giriş kapısı vardır. Birinci kapı ile son cemaat yerine, ikinci kapı ile de harime girilir. Mermerden yapılmış mihrabı oldukça sadedir.

Fuad Paşa Camii

Minber ise küçük olan bu camiye uygun boyuttadır. O da mermerden yapılmıştır. Dikkat çekici tarafı ise Osmanlı’nın gelişme döneminde yapılmış minberlerin merdiven altlarının yanları kapalı iken bu caminin minberinin yanları açıktır. Minberin en yüksek yeri dört adet kare mermer sütun üzerinde durmaktadır.

Fuad Paşa Camii

Cami içinde sarı, kahverengi/kırmızı ve mavi renklerin hakim olduğu kalem işleri mevcuttur.

Fuad Paşa Camii

Sekizgen caminin üç kenarını kaplayan çok küçük bir bayanlar mahfili bulunmaktadır. Bu mahfilin en dikkat çekici özelliği ise harime bakan teras kemerlerinin soğan şeklindeki yapısıdır. Daha önce camilerde hiç görmediğim, Hint mimarisini ya da Fas, Tunus, Cezayir mimarisini andıran bir tarzdır. Üst üste gelen son cemaat yeri ve harim içindeki bayanlar mahfili caminin sekizgen yapısını bozmayacak şekilde yapılmıştır.

Fuad Paşa Camii

Dıştan at nalı kemerli ikiz cami pencerelerin içeriden görünümleri farklıdır.

Fuad Paşa Camii

Caminin dış yapısına baktığımızda sıva ve boyalarından dolayı restorasyona tabi tutulduğu belli olmaktadır. Caminin bir şadırvanı yoktur. Abdest alma muslukları alt giriş kapısının hemen sol tarafındadır. Onlar da yeni yapılıdır. Aynı kapının hemen yanında Osmanlı’nın uygulamadığı, fakat ne yazık ki camilerimizin olmazsa olmazı tuvaletler vardır.

Fuad Paşa Camii

Caminin sağ tarafından girilen ufak bir bahçesi bulunmaktadır. Bahçenin içinde 15 – 20 adet kadar mezar taşı bulunan bir hazire vardır. Hazirede Uzun Şücaettin gömülüdür. Bu kişi, yukarıda bahsedildiği üzere, cami arazisi üzerinde önceden bulunan, adına mescit yapılı olan kişidir. Hazire kıble duvarının önünedir.

Fuad Paşa Camii

Fuad Paşa Camii

Keçecizade Fuad Paşa Türbesi

Kademeli kaidesi ve sekizgen yapısı ile tipik bir Osmanlı Türbesi iken dış cephesindeki süslemeleri sayesinde klasik Osmanlı türbelerinden ayrılır. Türbe dış cephe süslemeleri nedeniyle camiden daha çok dikkat çekicidir. Yeri alt giriş kapısının sağ tarafında olup, türbenin bir kısmı cami avlusuna, bir kısmı da dışarı bakmaktadır.

Fuad Paşa Camii

Yukarıda ifade ettiğim gibi türbenin dış duvar süslemeleri oldukça dikkat çekicidir. Tamamı mermer kaplı olan türbenin süslemeleri kabartma şeklinde her tarafını kaplamıştır. Kaynaklar, bu dış cephe uygulamalarının Endülüs sanatından etkilenilerek yapıldığını belirtmektedir. Bu kabartmalı bezemelere ben İshak Paşa Sarayı’nda da / Ağrı rastladım. Gerçi bu saraydaki bezemeler Türbedeki kadar yoğun değildi ama oldukça dikkat çekici güzellikteydiler.

Fuad Paşa Camii

Keçecizade Fuad Paşa Türbesi

Fuad Paşa Camii

Türbe ziyarete kapalı olduğu için içerideki durumun ne olduğu hakkında bilgi yoktur. Ama tesadüf o dur ki, anahtar deliği ile Fuad Paşa’nın sandukası aynı hizada olunca görüntü almamak olmazdı.

Fuad Paşa Camii

Fuad Paşa Sandukası

Türbe içinde üç sandukadan ortada bulunan Fuad Paşa’ya aittir. Yanlarda duran diğer sandukaların kime ait olduğu bilinmemektedir. Sanduka başlarındaki örtü/şal yatanın bayan olduğunu göstermektedir.

Cami için yazılabilecekler ne yazık ki sınırlı olduğu için devrin en önemli devlet adamlarından Keçecizade Fuat Paşa’yı tanıtmak için birkaç satır daha ayırmakta fayda var.

Keçecizade Fuad Paşa 19. yüzyılın, diğer bir ifade ile Tanzimat Devri’nin en büyük devlet adamlarından idi. 1814 – 1869 yılları arasında yaşadı. Bir başka yazılı kaynakta doğum tarihi 17.Ocak.1815 olarak verilmiştir. İki kere sadrazamlık, beş kez de dışişleri bakanlığı yaptı. Asıl mesleği askeri doktorluktur.

Keçecizade Fuad Paşa

Keçecizade Fuad Paşa

17. yüzyılın ikinci yarısında Konya’dan İstanbul’a göçen bir ailenin mensubudur. Dedelerinden Keçecizade Mustafa Efendi İstanbul’a gelerek medrese eğitimi aldı ve dönemin bilim ve din adamları arasında ünlendi. Mustafa Efendi Davut Paşa Camii imamının kızıyla evlenerek İstanbul’daki Keçecizadelerin devamını sağladı. Mustafa Efendi’nin oğlu, Mehmet Salih Efendi ve onun da en küçük oğlu İzzet Molla’dır. İzzet Molla ve babası Mehmet Salih Efendi ikişer kere İstanbul’dan sürgün yemişlerdir. Özellikle Molla Efendi’ye “dilini tutması” resmen bildirildiğine göre oğlu Fuad Paşa da dedesine çekmiş açık sözlü bir kişidir. Fuad Paşa’nın açık sözlülüğü o devirde özellikle saray çevresinde görülmeyecek bir marifet olduğu için, Abdülaziz’in gözüne girmiş ve tarihte, 1863 yılında, ilk defa “Yaver-i Ekrem” ünvanını almıştır. (1.Haziran.1863)

Fuad Paşa medrese eğitiminden sonra tıp eğitimi alarak Mekteb-i Tıbbiye’nin ilk öğrencilerinden olmuştur. Latince ve Fransızca biliyordu. Edebiyata karşı ilgili olduğu için Cevdet Paşa’nın yazdığı gramer kitabı olan Kavaid-i Osmaniye’nin yazılmasına yardımcı oldu. Hariciye’de yani Dış İşleri’nde ve orduda muhtelif görevler aldı. 1861 yılında ilk defa sadrazam olup 14 ay sonra istifa etti. Beş yıl sonra 1866 yılında ikinci kez sadrazamlığa getirildi. Bu ikinci görevinden de yine istifa ederek ayrıldı. İlk sadrazamlık görevinden şu şekilde ayrılmıştır.

Abdülaziz Dönemi’nde Osmanlı bütçesi iyice terse dönmüş yani bütçe açık vermişti. Bütçe açığının kapatılması için alınan karar gereği herkesin elindeki altın ve gümüş eşyalar toplanıp sikke yaptırılacaktı. Şeyhül İslam’dan da fetva alınmıştı. Fakat Abdülaziz, saraydaki bu gibi kıymetli eşyaların alınıp eritilmesini istemiyor, bu eşyaların bu uygulama dışında tutulmasını istiyordu. Fuad Paşa’ya:

“Nasıl olur da Sultanların eşyaları ellerinden alınır. Onların seyir yerlerinde su içtikleri gümüş tasları var, bunlar alınır mı?” diye serzenişte bulunur. Fuad Paşa ise Sultan Abdülaziz’e şu karşılığı verir:

“Tabii ki alınır. Allah göstermesin. Devletimize kötü bir şey olursa siz efendimiz ortamızda Konya Ovası’na doğru çekilirken, hanım sultanlar bu altın ve gümüş taslarla Ayrılık Çeşmesi’nden su mu içecekler?” diye cevap verir.

Sultan Abdülaziz’in bu konuda tasarruf etmemesinden dolayı durumunda çevresindeki insanlara söz geçiremeyeceğini düşünerek sadrazamlıktan defa istifa eder. Bu onun birinci sadrazamlık görevinden ayrılış şeklidir.

Bu arada, “Ayrılık Çeşmesi”, Osmanlı Ordularının ve Surre Alaylarının toplanıp İstanbul’dan hareket ettikleri yerdir. Lokasyon olarak, Kadıköy’deki Nautilus Alışveriş Merkezi’nin önündeki yeni yapılan kavşak bölgesidir. Şimdi aynı bölgede aynı isimli metro durağı ve Marmaray hareket noktası bulunmaktadır.

 Fuad Paşa Camii

Sadrazamlıktan ayrıldığı halde Sultan Abdülaziz Fuad Paşa yanından ayırmaz ve Mısır seyahatine Fuad Paşa’yı da götürür. Bu seyahat sonunda Paşa, “Yaver-i Ekrem” unvanı verilir ve ikinci kez sadrazamlığa getirilir. Bu görevde bu sefer üç yıl gibi uzunca bir süre kalır. Sultan Abdülaziz’in 15 yıllık iktidar döneminden 13 defa sadrazam değiştiği göz önüne alındığında 3 yıl hakikaten uzunca bir süredir. Fuad Paşa’nın ikinci kez sadrazamlık görevinden ayrılması ise yine kendi prensipleri sebep olmuştur. Şöyle ki:

Fuat Paşa’nın sadrazamlık dönemi içinde bir bayram ziyareti için Mısır Valisi Hidiv İsmail Paşa kızı Tevhide Hanım’la Sultan Abdülaziz’i ziyarete gider. Sultan, 16 yaşındaki Tevhide Hanım’ı çok beğenir ve onunla evlenmek ister. 36 yaşındaki Abdülaziz’in halen iki eşi ve çocukları vardır. Tanzimat Fermanı ile Sultanın ve şehzadelerin saray dışından birisiyle evlenebilmeleri hükümetin onayına bağlıdır. Özetle, Fuad Paşa çıkabilecek bir takım siyasi sorunlardan dolayı Sultan Abdülaziz’in bu evliliğine onay vermez. Bu durum üzerine ikisinin de araları açılır. Sultan ile sadrazamın yani başbakanın bu şekilde çalışmasının devlet için sıkıntı vereceğini düşünerek Fuad Paşa Sultan Abdülaziz Han’ın huzuruna çıkarak,

“Padişah hazretlerinin mizacına uygun hizmette bulunamamaktan dolayı mahcup olduğunu ve diğer bir kimsenin sadrazamlıkla taltif edilmesinin uygun olacağını” Sultan Abdülaziz’e bildirerek ikinci kez sadrazamlıktan istifa eder. Yeni sadrazam Mütercim Rüştü Paşa olur, fakat o da bu evliliğe onay vermez. Böylece evlilik olayı gündemden çıkar.

Fuad Paşa Camii

Keçecizade Fuad Paşa Türbesi Süslemeleri

Fuad Paşa görevi sırasından İstanbul’un sorunları ile de ilgilendi. Sultanahmet’ten Çemberlitaş’a doğru giden Divan Yolu’nun genişletme çalışmaları kendisi zamanında yapıldı. Çıkan bir yangından sonra yolun genişletilmesi gerektiği ortaya çıkınca, Gazi Atik Ali Paşa Külliyesi’ne ait bazı binalar ile Firuz Ağa Türbesi ve Köprülü Mehmet Paşa Türbeleri yıkıldı. Bu genişletme çalışmalarında özellikle yıkılan Köprülü Mehmet Paşa Türbesi için çok eleştiri alan Fuad Paşa, hazırcevaplığını konuşturarak “Köprülü Mehmed Paşa, onun kişiliğine uygun davrandığım için ruhu şad olmuştur” diyerek kendisini eleştirenlere karşılık vermiştir. Divan Yolu yapıldıktan sonra kaldırımların güzelliğini öven bir kişiye de “O kaldırımlar bize atılan taşlarla yapılmıştır!” demiştir.

Fuad Paşa Camii

1867 yılında Hariciye Nazırı olarak (günümüzde dışişleri bakanı) Abdülaziz ile Avrupa Seyahatine çıkar. Seyahat “Sultaniye” adlı gemi ile yapılmıştır. Gemi Fransa’nın Toulon Limanı’na girerken Fransız Donanması top atışları ile Abdülaziz’i selamlar. Top atışlarının gürültüsü ile uyanan sultan çok hiddetlenip Fuad Paşa’ya derhal geri dönme emrini verir. Fuad Paşa ise gayet soğukkanlı olarak Abdülaziz’in emrine şu şekilde karşılık vererek emri uygulatmamıştır. “Padişahım, önce beni şu geminin baş direğine astırın, ondan sonra geri dönme emrini verirsiniz” demiştir. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu hikayede tuhaf bir şeyler var. Şöyle ki, resmi ziyaret için gittiği ülkenin limanına yanaşırken padişah hala niçin uyur ve padişah nasıl olur da top seslerinden ürker! Eğer bu olay doğru ise, bu sefer, top atışlarını uykusunun bozulmasını saygısızlık olarak değerlendirerek ülkesine geri dönme kararı veren bir padişahın, ülkesini yönetirken aldığı diğer kararlar neticesinde ülkenin ayakta kalması takdire şayan olmalı…

Fuad Paşa Camii

Fransa’da yaşanan ilginç bir diyalog ise Fransız İmparatoriçesi Eugenie ile Fuad Paşa arasında geçmiştir. Sultan Abdülaziz onuruna verilen bir akşam yemeğinde İmparatoriçe Fuad Paşa’nın nüktedanlığını denemek için der ki:

     – Paşa elde edilemeyecek bir kadın olmadığını söylemişsiniz. Mesela beni nasıl elde edebilirsiniz?

Fuad Paşa:

     – Parayla. Der

İmparatoriçe:

     – Ne kadar parayla? diye sorar.

Verdiği tutarı beğenmeyen İmparatoriçe karşısında Fuad Paşa tutarı birkaç kez yükseltir ve sonunda:

     – Bir milyon Frank ( 50.000 altın) majesteleri, der.

İmparatoriçe:

     – O kadar parayı bir kadına verecek erkek çıkmaz, deyince Fuad Paşa

     – O halde anlaştık. Mesele bu parayı verecek kişiyi bulmaya kaldı, der.

Fuad Paşa’nın Şehzadebaşı’nda bir konağı, Çamlıca’da bir köşkü ve Kanlıca’da da bir yalısı vardı. 1854 yılında Yunanlılarla yapılan Kanlıca Anlaşması bu yalıda yapılmıştı. Fuad Paşa korusu eteklerinde bulunan bu yalıda yabancı konuklar ağırlanır, çok zengin ve kalabalık iftar davetleri verilirdi. Açık havada, ışıklandırılmış yalı bahçesinde teravih namazları kılınır, namaz sonrası misafirlere şerbetler ikram edilirdi. Gelen yabancı konuklara batı tarzı yemekler bile ikram edilirdi. Burada düzenlenen davetlere “Kanlıca Partileri” denirdi.

Fuad Paşa başa çıkamadığı hastalığını tedavi ettirmek için doktor tavsiyesi ile bakanlık görevinden istifa eder ve Fransa’nın Nice şehrine gider. Uygulanan tedavi fayda vermez ve 12.Şubat.1869 tarihinde 54 yaşında iken vefat eder. Vefatından önce Sultan Abdülaziz’e yazdığı mektuba,

“Hünkarım! Şurada yaşayabileceğim birkaç gün ya da birkaç saatim kaldı. Bu kağıt parçası huzuru Alinize sunulduğunda, ben bu dünyayı terketmiş olacağım” diye başlar ve özetle,

“Çevresindeki tehlikeleri ve düşmanları görmesini ve olaylar hakkında etraflıca düşünmesini, vatansever olarak geçinen bazı cahillerin kendisini yanlış yönlendirdiğini, Ermeni, Musevi, Hristiyan kökenli bazı paşaların Kostantiniye, Yahudi ve Ermeni devleti için gizli çalışmalar yaptıklarını, eğitim sisteminin çöküntü içinde olduğunu, Ali Paşa’ya devlet idaresi konusunda kesinlikle güvenilmesi gerektiğini” bildirmiştir.

Fuad Paşa Camii

Türbe Kapısı

Fransız savaş gemisi ile İstanbul’a getirilen Fuad Paşa’nın naaşı büyük bir kalabalıkla karşılanarak büyük bir törenle Fuad Paşa Camii bahçesindeki türbesinde defnedilir.

Allah, bu camiyi yaptırandan da, yapanlardan da, tüm çalışanlarında da razı olsun.

Saygı ve sevgiyle

 

Z. Tamer Aygün
18.Mayıs.2014

 

(*) Klodfarer Caddesi: Bu caddenin adı tıpkı Piyer Loti gibi bir Türk dostu olan Fransız yazar Claude Farrere’den gelmektedir. Milli Mücadele yıllarında Ankara’ya geldiğinde askeri törenle karşılanarak Atatürk tarafından kabul edilmişti.

(**) Peykhane Caddesi: Eskiden Peykhane Ocağı bu caddeye çok yakın olduğu için adını bu ocaktan almıştır. “Peyk” Osmanlı döneminde habercilik görevi üstlenmiş, teslim aldığı mesajı koşarak karşı tarafa çok kısa zamanda ileten askerlere denmekteydi.

 

Kaynakça:
1.) Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 3,
2.) Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 4,
3.) Ömür Biter, İstanbul Bitmez, Eray CANBERK – Rüknü ÖZKÖK
4.) İstanbul, Yedi Tepede on Yedi Gezi, Rüknü ÖZKÖK
5.) Hun Türklerinden Son Türklere, İkinci Adamlar, Hilmi TUTAR
6.) İstanbul’un 100 Türbesi, Celil CİVAN
7.) İstanbul’un Alfabetik Öyküsü, Haldun HÜREL
8.) İstanbul’un İncileri, Sur İçi Camileri, Sudi YENİGÜN

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap