osmanlı kitabı başlık
Kalenderhane Camii
Kalenderhane Camii
Bu yazı 1.589 views kez okundu.
25 Temmuz 2014 11:26 tarihinde eklendi

Kalenderhane Camii

Bizans döneminde Ortodoks Kilisesi tarafından kilise olarak inşa edilen Kalenderhane Camii Vefa Semtindedir. Evvela bir kilise olarak inşa edilen ibadethane daha sonra 18. Yüzyılda Babüssaade Ağası Maktul Beşir Ağa tarafından camiye çevrilmiştir. Babüssaade Ağası Babüssaade isim olarak çok bilinmemekle birlikte görsel olarak hepimizin bildiği Topkapı Sarayı’ndaki o ünlü kapıdır. Babüssaade kapısına Akağalar Kapısı da denir. Bu kapı, Sultan tahta çıktığında, bayramlarda bayramlaşmak için ve Ayak Divanı denilen özel durumlarda Sultan görüşmek için sultanın tahtının önüne konulduğu kapıdır. Kadıköy’deki Osman Ağa Camii’ni yaptıran Osman Ağa da bir babüssaade idi.

Kalenderhane Camii

Kalenderhane Camii

Ulaşımı oldukça kolaydır. Eğer Şişhane – Yenikapı Metrosu ile gittiğinizde Venzeciler Durağında indiğinizde tam karşınıza çıkacaktır. Eğer Eminönü ya da Aksaray istikametinden geldiğinizde de Vezneciler içeri yürüdüğünüzde tam karşınıza çıkacaktır. Oraya kadar gitmişken hemen birkaç yüz metre ilerisindeki Süleymaniye Külliyesini de görmenizi tavsiye ederim. Gitmeden önce de Süleymaniye Camii hakkındaki hikayeleri de okumakta yarar var.

Kalenderhane Camii

Gelelim caminin tarihine:

Yapılan arkeolojik kazılarda yapının bulunduğu alanın bir sarayın hamamı kalıntılarına ait olduğu anlaşılmıştır. Bozdoğan Kemerlerinin işlevini yitirmesinden sonra 4. yüzyılın sonu ile 5. yüzyılın başlarında hamam kullanılmaz hale gelmiş. Bu hamam kalıntılarının üzerine bir kilise inşa edilmiş. Kilise çevresindeki kalıntı ve kilise temeline ilişkin bilgilerden hareketle şimdiki gördüğümüz yapı zamanında Maria Kyriotissa Akataleptos kilise olarak 8. yüzyıldan kalmıştır. Kilisenin İstanbul’un fethine kadar aktif olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Kalenderhane Camii

İstanbul’un fetihten sonra II. Mehmed yani Fatih Sultan Mehmed Han, kiliseyi camiye çevirttirerek Osmanlı Ordusundaki Kalenderi dervişlerine tahsis etmiştir.

Fatih Sultan Mehmet Han’ın vakfiyesinde bu kiliseyi zaviye olarak vakfettiği anlaşılmaktadır. İlgili vakfiyede cami çalışanları için ne kadar ücret ödeneceği ve çalışanların görevlerinin ne olduğu şu şekilde bildirilmiştir:

1.) Bir köşede kanaat getirip oturan, fakirlere hizmet edecek, inancı tam, şeyhe 10 akçe,

2.) Zaviyenin işlerine bakan kişiye 5 akçe

3.) Cuma namazlarından sonra yapılacak Sema Meclislerinde Kur’an-ı Kerim’den ve Mesnevi-i Manevi’den parçalar okuyacak olan br hafıza 1 akçe,

4.) Sema Meclisinde şiirler okuyacak iki kişi için birer akçe,

5.) Semazenlere eşlik edecek 4 çalgıcı derviş için ikişer akçe,

6.) Zaviye veya çevresinde oturan dervişler için 40 akçe,

7.) Misafir olan ve muhtaç kişiler için de 15 akçe tahsis edilmişti.

Ayrıca, bu camiden ayrı olarak II. Mehmed Han’ın vakfiyesinden İstanbul’daki yetimler için günlük 100 akçe, bütün İstanbul’a da 3.000 akçe ayrılacağı belirtiliyordu. Yetim ve öksüz çocuklara da 15’er akçe dağıtılacaktı.

Kalenderhane Camii

Fetih sonrasında zaviye olarak kullanılan kilise henüz tam olarak bir camiye çevrilmemişti. Sadece kazılardan anlaşıldığı kadarıyla, namaz kılmak için bir mihrap apsisin sağ ön tarafına bir niş açılmıştı. Yaklaşık 300 bu yapı bu şekilde kullanıldıktan sonra 18. yüzyılın birinci yarısının sonlarına doğru Darüssaade Ağası Maktul Beşir Ağa tarafından camiye çevrildi. Kilisenin küçük bir odasın doldurularak bir minare temeli haline getirildi ve bunun üzerine minare inşa edildi.

Kalenderhane Camii

Hadikatü’l Cevami’de medresesi olduğu yazılı olmakla birlikte bugün ondan herhangi bir iz yoktur. Medresenin Arpa emini Mustafa Efendi’nin hayrı olduğu yazılıdır.

Cami 17. ve 18. yüzyıllarda ciddi yangınlar geçirmiştir. Bu hasarları örtmek için 1854 yılında cami restorasyon alınmış ve fakat yapılan tamir işlerinin çok kalitesiz olması nedeni ile yapıya kalitesiz bir mimari hakim olmuştur. Kilisenin ana holünün üzeri kiremit çatı ile örülmüş, duvarlarda küçük ve orantısız pencereler açılmış, kilisenin yanlarındaki odaların iç yüzleri kilisenin dış duvarları haline dönüşmüş, kilisenin giriş kemeri yıkılarak ve bir giriş haline getirilmiş, hatta caminin minaresine çıkan dıştan bir merdiven inşa edilmiş. Bu son değişiklik akla hayale sığmayan bir değişiklik değil mi? Diğer değişiklikleri gözardı etseniz bile, karşınızda öyle bir cami düşünün ki minaresine dıştan bir merdivenle çıkılsın! İçeride ise 18. Yüzyılda yapılan mihrabı kapatan başka bir mihrap yapılmış, dökülen mermer kaplamalarının yerine de mermer taklidi sıva sürülmüştür.

Kalenderhane Camii

Cami bu haliyle 1930 yılına kadar kullanılmış. Bu yılda meydana gelen bir fırtına ile caminin o tuhaf, dıştan merdivenli minaresi yıkılmış ve 1965 yılına kadar kullanım dışı kalarak evsizlerin barınağı haline gelmiş. 1966 ve 1975 yılları arasındaki 9 yıllık dönemde İstanbul Teknik Üniversitesi ve Harward Üniversitesi’nin birlikte çalışması ile yukarıdaki sayılı kusurlar tespit edilerek bunların düzeltilmesi yoluna gidilmiştir.

Kalenderhane Camii

Kilisenin ne kilisesi olduğu konusunda tam bir mutabakat yoktur uzmanlar arasında. Bununla birlikte tıpkı bir Ayasofya gibi çek geniş ve eski bir tarihi vardır. Doğu Roma İmparatorluğunun yıkılışı ve ardından da Osmanlı İmparatorluğunun tarihe karışmasını görmüştür. Hayatına bir hamam üzerinde başlayıp daha sonra bir kilise, ardından bir zayiyeye dönmüş ve daha sonra da cami olmuş, ardından boş kalmış ve belki de kurda kuşa yem olmuştur. Üstelik bu yaklaşık 1500-1600 yıllık ömrü hayatında pek çok zelzeleler ve pek çok yangınlar geçirmiş.

Kalenderhane Camii

Cami’nin iki adet kitabesi bulunmaktadır. Fakat elimdeki kaynaklarda bu kitabeye ilişkin bir bilgi bulamadım.

Kalenderhane Camii

Kalenderhane Camii Kitabesi

Kalenderhane Camii

Kalenderhane Camii Kitabesi

Camiye fotoğrafları çekmek için girmeden önce nasıl bir şey göreceğim konusunda pek fikir sahibi değildi. Eski kiliselerde bulunmuştum ama bunun nasıl bir görünüm sergilediği hakkında bir fikrim yoktu. Yani bir cami mi görecektim yoksa bir kilisemi ya da başka bir şey mi? Dürüstçe söylemek gerekirse başka bir şey gördüm. Gördüğüm ne cami ne de bir kilise idi. Bir bakıyorsunuz ortada Yunan Haçı şeklinde kemerlere sahip bir kilise, duvarlarda oranın kilise olduğunu gösteren pek çok iz var. Bir de bakıyorsunuz ki apsisin bir kenarında bir mihrap, az ötede bir minber, yerdeki halılarda saf tutma çizgileriyle bir cami. Ve şöyle bir kanaate vardım ki bir eser ne olarak yapıldıysa o şekilde kalmalı. İstanbul’un kiliseden dönme bir camiye ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Kaldı ki birkaç yüz metre ötesinde Süleymaniye varken böyle bir caminin cemaatinin olmasını beklemek saflık olur. Derim ki ne Avrupa’da camilerimiz kiliseye çevrilsin ne de Türkiye’de kiliseler cami olarak yaşasın. Yapılar ne amaçla yapıldıysa ya öyle kalsın ya da müze olsun. İkisi arasında bir yapı tat vermiyor.

Cami Süleymaniye Külliyesine oldukça yakın olması nedeni zengin bir tarihi doku ile kaplıdır. Bu ortamı korumak adına çevrede restorasyonları eski evler bulunmaktadır.

Kalenderhane Camii

Bununla birlikte camide gördüğüm ve diğer camilerde kesinlikle görmediğim güzel bir şey vardı ki, cami imamı ve yardımcısı gelen ziyaretçilere ve namaz kılanlara çay ikram ediyordu. Bu çok güzel çok sıcak bir karşılama/uğurlama.

Saygı ve sevgiyle

 

Z. Tamer Aygün
22.Temmuz.2014

 

 
Kaynakça:

1.) Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 4,
2.) Ömür Biter İstanbul Bitmez, Eray Canberk, Rüknü Özkök
3.) Gökyüzünden İstanbul’un İbadethaneleri, Mustafa Çağrıcı
4.) Hadikatü’l Cevami’, Ayvansarayi Hüseyin Efendi – Ali Satı Efendi – Süleyman Besim Efendi
5.) İstanbul’un 100 Camisi, Berica Nevin Berberoğlu
6.) İstanbul’un Ansiklopedik Öyküsü, Haldun Hürel
7.) İstanbul’un İncileri Sur İçi Camileri, Sudi Yengün

Yorumlar

Bu Yazıya 1 Yorum Yapılmış

  • Selman Sağlam (6 Ağustos 2014 saat: 05:36)

    Aman ne kadar bilgili ve aydınsınız! Bayezid- i Sani hiç düşünememişti kiliseden bozma camiye ihtiyaç olup olmadığını!

Yorum Yap