osmanlı kitabı başlık
Hırka-i Şerif Camii
Hırka-i Şerif Camii
Bu yazı 1.583 views kez okundu.
6 Ağustos 2014 14:53 tarihinde eklendi

Hırka-i Şerif Camii

 

İstanbul’un Fatih ilçesindedir. Abdülmecit Han’ın 1851 yılında yaptırdığı bir camidir. Yapılış amacı Hz. Muhammed’in (s.a.s.) Veysel Karani’ye (Üveys el-Karani) verilmesini vasiyet ettiği hırkasını muhafaza etmek için yaptırılmıştır. Bu nedenle caminin ismi Hırka-i Şerif Camii olmuştur. Peygamber Efendimizin hırkasının ramazan aylarında ziyarete açılması sebebi ile camiye ziyaretler bu dönemlerde oldukça fazlalaşır. 2014 yılı Ramazan’ında bildiğim kadarıyla tüm ay boyunca açık iken önceki senelerde sadece Ramazan ayının 15 – 27. günleri öğle ve ikindi namazı arasında ve Kadir Gecelerinde açık oluyordu.

 

 

Veysel Karani’nin vefatından sonra soyu kardeşinden devam etmiş ve hırka miras yolu ile elden ele geçerek 17. Yüzyılda sülalenin başında bulunan Şükrullah Üveysi’ye kadar gelmiştir. Sultan I. Ahmed’in fermanı gereğince de Şükrullah Üveysi tarafından İstanbul’a getirilmiştir. Üveysi ailesinin İstanbul’a yerleşmesinden sonra bu cami yapılana kadar hırka, ailenin oturduğu evde muhafaza edilmiştir. Aile, Hırka-i Şerif Camii’nin az ilerisinde bulunan Akseki Kemaleddin Mescidi’nin karşısında bir evde oturuyordu. Bu dönemde Sadrazam Çorlulu Ali Paşa hırkanın muhafazası için kagir bir bina inşa ettirmiş, ardından binanın yanına bir çeşme ve imaret inşa ettirmiş, Şeyh Osman Üveysi zamanında ise bir vakıf kurulmuştur.

 

Hırka-i Şerif Camii

Hırka-i Şerif Camii

 

‘I. Abdülhamid Han ise 1782 yılında cami avlusu içinde ufak kagir odayı inşa ettirerek Hırka-i Şerif ziyaretlerinin burada yapılmasını sağlamıştır. Zamanla bu yapı “Küçük Hırka-i Şerif Dairesi” veya “Eski Hırka-i Şerif Odası” olarak bilinmiştir. Bu odanın yenilenmesi ise 1812 yılında Sultan II. Mahmud Han zamanında olmuştur. Bu bilgi Eski Hırka-i Şerif Odası’nın dış duvarındaki kitabe ile sabittir. Kitabenin metni Vasıf’a ve ta’lik hattı ise Mehmed Şahabettin’e aittir. Oda içinde mavi-beyaz renkli Kütahya işi çinileri kullanılmıştır.

 

Hırka-i Şerif Camii

 

Dairenin içinde bulunan bir başka kitabe vardır ki, bu kitabenin metni Şair Veysi’ye ve celi ta’lik hat ise hattat Mehmed Es’ad Yesari’ye aittir. Toplam 17 satılık şiir mermere nakşedilmiştir. Zemini neft yeşil olup harfler altın varaklıdır. Kitabe şu şekilde yazılmıştır:

 

“Enbiyalar serverimahbub-ı Rabbi’l-alemin
Mustafa Ahmed Muhammed sahib-i şer’-i sedid
Hazret-i Veys el-Karane hırkasın kıldı ata
Ümmeti beyninde oldu rif’at u kadri mezid
Kisve-i paki ziyaret eyleyüp ta’zim ile
Saye-i Hak Hazret-i şah-ı cihan Abdülhamid
Cay-gir idi zamirinde ammarı ol şehin
Hak bu hizmetle edüb eslafi beyninde ferid
Misli mesbuk olmayan emrin hudusunda hükm
Şah-ı zi-şan hizmet-i tecdid ile oldu vahid
Zat-ı pakin hıfzedüp daim hatalardan Huda
Şevket u iclalini efzun ede Rabb-ı Mecid
Gördüler ta’zim u ikram etdiğin peygambere
Oldu ashab-ı kuluba ıyd ber-balay-ı ıyd
Söyledi gayet edeple Veysi tarihin anın
Kıldı tecdid kisve-i pak hücresin Andülhamid”
El-fakir el-müznib er-raci Mehmed Es’adü’l-Yesari
Gufire zünubehu 1196

 

Hırka-i Şerif Ziyareti

 

Hırka-i Şerif ziyareti sırasında uygulanan ritüel şu şekildedir:

 

Osmanlı zamanında bu ziyaret iki ayrı dini tören şeklinde hem Topkapı Sarayı’nda ve hem de Hırka-i Şerif Dairesi’nde yapılırdı. Topkapı Sarayı’ndakini padişahlar, diğerini ise valide sultan başlatırdı. İki ayrı yerde yapılan bu Hırka-i Şerif ziyareti iki ayrı hırka için yapılırdı. Birincisi Yavuz Sultan Selim Han Suriye – Mısır Seferi sırasında ele geçirip İstanbul’a getirdiği hırka için, ikincisi de yazının en başında ifade edildiği üzere Hz. Muhammed’in (s.a.s.) vasiyeti üzerine Veysel Karani’ye verilen Hırka-i Şerif’e yapılan ziyarettir.

 

 Hırka-i Şerif Camii

 

Yavuz Sultan Selim Han’ın yaptığı sefer sırasında ele geçirdiği bu eşyalar saray getirildikten sonra bir süre Harem Dairesi’nde muhafaza altına alınmışlar ve daha sonra da Hasoda’ya alınır. Bu mukaddes emanetler arasında Hz. Muhammed’in (s.a.s.) Ka’b bin Züheyr’e hediye ettiği sanılan “bürde” bir anlamda “peygamberin halifesi olmanın simgesi” kabul edilerek özel bir çekmece ile korumaya alınmıştır. İşte bu hırka/bürde için saray özgü bir törenle ziyarete başlandı. Buradaki ritüel ise şu şekildeydi:

 

Ramazan ayının 12. Günü Hasodalılar tekbir ve selat ü selam getirerek Hırka-i Saadet ile diğer mukaddes emanetleri bir başka daireye götürürlerdi. Bu daire 17. yüzyıl ortalarından itibaren Revan Köşkü olarak sabitlenmiştir. Mukaddes emanetler Hasoda’dan çıkarıldıktan sonra iki günboyunca burası gül sularıyla yıkanır, silinip temizlenir ve sonra mukaddes emanetler tekrar buraya taşınırdı. Ramazan ayının 14. Gününe denk getirilen bu taşınma sonunda 15. Günün sabah namazını dönemin sultanı sabah namazını burada kılardır. Namaz sonrasında ise ziyareti gerçekleştirecek olan tüm makam sahipleri, din bilginler saray meydanında toplanırdı. O sırada öğle namazını Ayasofya’da kılan sadrazam ve şeyhülislam da saray meydanında toplanan kişilere katılarak “Hırka-i Saadet Alayı”nı oluştururlardı. Bu alay hep birlikte saraya alınır ve Hasoda’daki arzhaneye davet edilirlerdi. Bunun ardından sultan hasoda ağalarına gümüş sandukayı ve yedi kat bohçaya sarılı olan küçük altın çekmeceyi açtırır ve “Hırka-i Saadet” dışarı çıkarılırdı.

 

Bu noktadan sonra sembolik bir temizlik işlemi yapılırdı. Temizlik sultan tarafından hırkanın bir yeni veya bir yaka düğmesi altın tas içinde zemzem suyu ile yıkanırdı. Yıkanan kısım amberli ateşdan ile kurutulur ve hırka sırma işlemeli bir yastık üzerine konularak başında sadrazam ve şeyhülislamın bulundu alaydaki kişiler içeri alınarak hırkaya yüz sürülürdü. Bu sırada da elbette tören boyunca da hasodalılari hünkar imamı ve müezzinler de Kur’an-ı Kerim okurlardır. Yukarıda bahsi geçen ateşdan ise bir tür ocak, korluktur. Osmanlıca’da yazılışı “ateş-dan” şeklindedir.

 

Bu temizlik ve hırkaya yüz sürme seremonisi 1825 yılında itibaren hırkadaki yıpranmaların önüne geçmek için değiştirilmiş ve hırkanın üzerine bir tülbent örtülmeye başlanmıştır. Bu tülbendin üzerinde

 

Hırka-i fahr-i Resule
Atlas-ı çerh olamaz pay-endaz
Yüz sürüb zeyline takbil edilerek
Kıl şerif-i ümeme arz-ı niyaz

 

yazılı olurdu. Her sene değiştirilen bu tülbentler o günün anısına bir kişiye hediye edilirdi. Bu törende ziyaretçiler ve İstanbul halkı tarafından önemli bir başka husus vardı. O da yukarıda sultan tarafından altın tas içinde zemzem suyu ile sembolik olarak yıkanan hırkanın yıkama suyu yani tastadi suyu birer ikişer damla şeklinde ziyaretçilere dağıtılırdı. Bu suya “ma-i mübarek” denirdi. Yani mübarek su. Halk bu suda şifa olduğuna inanır ve hastalıklarına çare olması için içerledi. Hatta bu törenden sonra İstanbul’daki kimi dükkanlarda ağzı mühürlü olarak şişelerde sözde “mübarek su” satışa çıkardı!

 

Topkapı Sarayı’nda yukarıdaki Hırka-i Şerif dini töreninden sonra bu defa başlarında valide sultan olmak üzere harem kadınları padişahın gözetiminde Hırka-i Şerif’i ziyaret ederlerdi. Bu sırada da dışarıda saray ehline tepsilerle baklavalar dağıtılırdı.

 

Bu dini tören 1922 yılına kadar sürdü. Bu yıllarda boşalmış olan Topkapı Sarayı’na Dolmabahçe Sarayı’ndan gelip töreni gerçekleştirirlerdi.

 

Bu yukarıda anlatılanlardan hariç bir de yazımızın konusu olan Veysel Karani’den günümüze ulaşan hırkanın ziyareti vardı ki o da 1617 yılında başlamıştır. Burada yapılan törenlere de sultan yerine valide sultanlar başkanlık yapmış, tören onları idare ve gözetiminde yapılmıştır.

 

Üveysi ailesinin reisi veya onun vekil tayin ettiği kişi mukaddes hırkayı nişin önüne konulan som altından yapılmış bir sehpanın üzerine koyarak arkasına geçer ve hırka bu şekilde ziyarete açılır. Doğu yönündeki galeriden salat ve selam okuyarak bu alana giren ziyaretçiler hırka-i şerif ziyaret ettikten sonra hırkaya sırtlarını dönmeden geri geri batı yönündeki kapıdan çıkarlar

 

Hırka-i Şerif Camii Hakkında Bilgi

 

Cami inşaatı başlamadan önce caminin yapılacağı alan tespit edilmiş ve bu alanda muhtelif kamulaştırmalar yapılmıştır. Cami inşaatı 1847 yılında başlayıp dört yıl sonra 1851 yılında tamamlanarak cami ibadete açılmıştır.

 

Hırka-i Şerif Camii

 

Mimarı ile ilgili çok net bir tanımlama olmamakla birlikte Garabet Balyan olabileceği sadece bir kaynakta geçer (6)

 

Camide muhafaza altına alınacak emanet mukaddes olunca, doğal olarak cami binalarında da diğer camilerden bir farklılık olması gerekmektedir. İlk başta bu mukaddes emaneti korumak için cami çevresinde bir jandarma kışlası kurulmuştur ki, günümüzde kışla binası hemen caminin karşısında ilkokul olarak kullanılmaktadır.

 

Hırka-i Şerif Camii

Bundan başka Üveysi ailesinin en yaşlı bireyine/reisine, satılmamak kaydı ile bir mülk, aile reisinin reşit olmaması durumunda o kişiye vekalet edecek olan kişi için bir vekil odası da yaptırılmıştır.

 

Cami avlusunun anıtsal nitelikte üç kapısı vardır. Bunlardan halen sadece iki kapısı açıktır. İlkokul tarafında bulunan kapısı kapalı durumdadır. Her üç kapı üzerindeki sülüs üsluplu ayetler Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılmışlardır. Bütün kapıların en üstünde, yani ayetlerin üzerinde “Allah dedi ki” anlamında “Ka-al Allahü Teala” yazılıdır. Bu yazıların çevresi dal kabartmaları ile süslenmiştir. Bu tepeliklerden sonra ise ayetler ayrı bir çerçeve içinde yazılmışlardır.

 

Hırka-i Şerif Camii

Halen Kapalı Tutulan Kapı

 

Halen kapalı olan kapı ile Akseki Caddesi üzerindeki üst kapı kemerleri basık, alt tarafta bulunan girişten sonra merdivenle avlusuna çıkılan kapının kemeri ise yuvarlak olarak inşa edilmiştir.

 

Hırka-i Şerif Camii

Yuvarlak Kemerli Alt Kapı

 

Camide diğer camilerde olduğu gibi küfeki taş kullanılmıştır. Cami duvarları küfeki taş ile yükselip kubbeye gelindiğinde ise kubbe tuğla ile örülmüş ve kurşun kaplanmıştır. Kubbelerin kurşun ile kaplanmasının sebebi hem kolay işlenmesi ve hem de yağmurun kubbe ile temasını kesmek içindir. Keza tonozlar da tuğla ile örülmüşlerdir. Tonoz, yarım silindir biçimindeki tavan örtüsü olup, bu yapıda kubbenin üzerine oturduğu kesimdir.

 

Cami harimi alışılagelmişin dışında sekizgen bir yapıdadır. Hırka-i Şerif ziyareti için yapılmış olsa da çok da büyük bir iç alanı yoktur. Küçük bile denilebilir. Yaklaşık çapı 11 metre olan bir kubbesi vardır. Kubbe merkezinde Nur Suresi’nin 35. ayeti yazılıdır.

 

Hırka-i Şerif Camii

Nur Suresi 35. Ayet

Hırka-i Şerif Camii

Kubbe

 

 
 

 

 

 

 

 

 

Nur 35

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

“Allah göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, tıpkı içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. Lamba bir sırça (cam) içinde, o sırça da sanki parlayan incimsi bir yıldız. Bu lamba, ne yalnız doğuya, ne de yalnız batıya mensup olmayan kutlu, pek bereketli bir zeytin ağacından tutuşturulur. Bu öyle bereketli bir ağaç ki, neredeyse ateş değmeden de yaş ışık verir. Işığı pırıl pırıldır. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir, gerçeği anlamaları için insanlara böyle temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.”

 

Cami harimindeki bu farklı mimari anlayış caminin diğer bir kısmı olan son yerine de yansımıştır. Caminin son cemaat yeri bulunmamakta, doğrudan bir hol vasıtası ile harime girilmektedir. Bu giriş kapısı üzerinde A. Sadık Ziver Paşa tarafından ta’lik uslupla yazılmış bir inşa kitabesi vardır.

 

Pencereleri o dönemin gözde mimari anlayışını yansıtan bir tarzda yapılmıştır. Oldukça büyük pencereleri bu küçük camiyi yeterince aydınlatmaktadır. Pencereleri ahşap doğrama olup içten ve dıştan motifli parmaklıklarla korunmuştur. İçteki parmaklıklar kahverengi ve dıştakiler ise beyaz boyalıdır. Pencerelerin üzerlerinde bulunan ayetler Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılmıştır.

 

Hırka-i Şerif Dairesi

 

Hünkar mahfili ve ziyaret galerileri ile bağlantılı olan Hünkar Kasrı caminin kuzey tarafındaki kanadın üst katını tamamıyla kapsamaktadır.

 

Caminin kuzey tarafından iki katlı olarak inşa edilmiş Hünkar Dairesi bulunmaktadır. Mihrap duvarına bitişik olan yapı ise Hırka-i Şerif Dairesi’dir. Bu bölümün alt katında mukaddes Hırka-i Şerif muhafaza edilmekte, üst katında ise ziyarete açılmaktadır.

 

Tıpkı cami harimi gibi Hırka-i Şerif Dairesi de sekizgen yapıdadır. Kubbesi de biraz basıktır. Ziyaret kapalı olduğu günlerde hırka bu yapının zemin katında muhafaza edilmektedir. Bu yapı kuzey tarafından camiye bitişiktir. Yapının üst katı ise ziyaret yeridir. Pencere kemerleri yuvarlaktır. Bu kemerli pencerelerden bir tanesinin camı yoktur. Örülüdür yani. Buna mimari yapıda sağır pencere denir. Ziyaret zamanlarında mukaddes hırka işte bu pencerenin önünde ziyarete açılır. Duvarlarda çelenkler ve helezoni dallarla süslemeler yapılmıştır.

 

Tıpkı türbeler gibi sekizgen olan harimin girişine göre sol tarafta mermerden yapılmış, üzeri beyaz çiçekler süslü bir vaaz kürsüsü vardır. Aynı renk mermerden yapılmış mihrap ve minber üzerinde ise altın varaklı çiçek motifleri görülmektedir. Minber kapısının üzerindeki sülüs hatlı kelime-i tevhid Sultan Abdülmecid imzasını taşımaktadır. İmza “Ketebehu Abdülmecid Bin Mahmud Han sene 1267” (1851) olarak atılmıştır.

 

Hırka-i Şerif Camii

Minber Kitabesi

 

Kubbe resimden de görüleceği üzere kubbe süslemeleri bir dar ve bir geniş dilimlere bölünerek içlerine çiçek bezemeleri ile yapılmıştır.

 

Caminin içinde alçı kabartmalar süsleme olarak bolca kullanılmıştır. İçeri girdiğinizde beyaz zemin üzerine koyu sarı renk ile bu alçı süslemeleri görürsünüz. Mustafa İzzet Efendi’nin yazdığı hatlar ise siyah zemin üzerine altın varaktır. Cami süslemesinde bundan başka bir renk kullanılmamıştır ki süslemede sadece iki açık renk kullanılması da bu küçük harimi boğmamış, aksine ferah bir görünüm sağlamıştır.

 

Hırka-i Şerif Camii

 

Caminin iki adet minaresi vardır. Her iki minarede tek şerefelidir. Minarelerin kaideleri ustalıkla bina gövdesi içine gizlenmiştir. Minareler cami giriş kapının bulunduğu duvarın iki köşesine yerleştirilmiştir. Bu köşelerde yükselen minareler cami tavanına eriştiğinde silindir şeklinde yükselir. Minarelerin külahının hemen alt tarafında ise alışılmadık bir şekilde çok güzel süslemeler yapılmıştır.

 

Hırka-i Şerif Camii

Külah Altı Süslemeler

 

Saygı ve sevgilerimle,

 

Z. Tamer Aygün
5.Ağustos.2014

 

 
Kaynakça:

1.) Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 4,
2.) Ömür Biter İstanbul Bitmez, Eray Canberk, Rüknü Özkök
3.) Gökyüzünden İstanbul’un İbadethaneleri, Mustafa Çağrıcı
4.) İstanbul Camileri, Tahsiz Öz, Türk Tarih Kurumu
5.) İstanbul’un 100 Camisi, Berica Nevin Berberoğlu
6.) İstanbul’un 100 Kubbesi, Kaya Üçer
7.) İstanbul’un Ansiklopedik Öyküsü, Haldun Hürel
8.) Bir Dünya İmparatorluk Merkezi İstanbul, Ceyhan Güren
9.) Prof. Dr. Suat Yıldırım Meali

 

Yorumlar

Bu Yazıya 1 Yorum Yapılmış

  • ömer faruk (12 Nisan 2015 saat: 17:23)

    giriş kapısı üzerindeki kitabenin hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi’dir, metnin yazarı ise Sadık Ziver Paşa’dır…

Yorum Yap