osmanlı kitabı başlık
Davud Paşa Camii
Davud Paşa Camii
Bu yazı 1.475 views kez okundu.
8 Temmuz 2014 20:08 tarihinde eklendi

Davud Paşa Külliyesi

Davud Paşa Külliyesi, Cerrah Paşa’yı Kocamustafa Paşa’ya bağlayan yolun üzerinde küçük bir külliyedir. Banisi adından da anlaşılacağı üzere Davud Paşa’dır. Davud Paşa II. Beyazid’in vezirlerindendir. Bir başka kaynağa göre ise Fatih Sultan Mehmed Han döneminde vezirlik, Yıldırım Bayezıd Han döneminde ise sadrazamlık yapmıştır. (5) Cami 1485 yılında yaptırılmıştır.

Davud Paşa Camii

Davud Paşa aslen Arnavut olup Enderun’da yetişmiştir. “Koca” ve “Derviş” lakapları ile anılmıştır. Fatih Sultan Mehmed Han devrinde, Çirmen Sancakbeyi iken Macaristan ve Venedik topraklarına yapılan akınlardaki başarılarından dolayı 1470 yılında yıllık 700.000 akçe ile Anadolu Sancakbeyliğine, ardından Anadolu ve sonra da Rumeli Beylerbeyliğine atanmıştır.

Sultan II. Beyazıd Han’ın tahta çıkından sonra Rumeli beylerbeyi olarak görevine devam etmiş, 1483 yılında da sadrazam olmuştur. Yaklaşık 14 yıl bu görevde kalan Paşa, 8.Mart.1497’de azledildikten sonra 300.000 akçe maaş bağlanmıştır. 9.Ekim.1498 tarihinde Dimetoka’da vefat etmiştir. Cenazesi İstanbul’a nakledilerek yaptırdığı camisindeki türbesine defnedilmiştir.

Vakıf kayıtlarına göre dört oğlu vardı. Oğullarından Mustafa babası vefat ettikten sonra Sultan II. Beyazıd Han’ın damadı olmuştur.

Davud Paşa uzun yıllar devletin üst kademelerinde görev yapmasından dolayı devamlı olarak yüksek maaş almış ve vefat ettiğinde nakit olarak 1.000.000 duka yani Venedik altını bıraktığı hesaplanmıştır. Davut Paşa’nın hayratı olan vakıf eserleri de bıraktığı bu nakit para ile tesis edilmiştir.

Külliyenin Vakfiyesine göre yapı cami, medrese, sıbyan mektebi, türbe, tabhane, çeşme ve imaretten oluşmaktadır. Bugün itibariyle imaret ve sıbyan mektebi hariç diğer hepsi ayaktadır. Medrese ise kötü durumdadır. Külliye’ye sonradan mahkeme taşınmak suretiyle ilave olmuştur.

Keçecizade Fuad Paşa Camii’ni anlatırken Fuad Paşa’nın Konya’dan İstanbul’a göç eden büyük büyük dedesinin Davud Paşa Camii imamının kızı ile evlenerek Keçecizade soyunu İstanbul’da bu evlilikten devam ettirdiği yazmıştım. Dolayısıyla o camiden sonra Davud Paşa Camii’ni tanıtmanın yazılara tarihi bir akışkanlık getireceğini düşündüm.

Cami:

Süleymaniye Külliyesi’ni anlatırken Tabhane’nin misafirhane olduğunu belirtmiştim. İşte bu cami yani Davud Paşa Camii Osmanlı mimarisinde tabhaneli cami olarak geçen bir camisidir. Esas ibadet mekanının iki yanında birer misafirhane vardır. Tabhanelerden birisinde ocak bulunmaktadır. Bu tip camiler Osmanlı döneminde “tabhaneli cami” ya da “zaviyeli cami” denirdi.

Davud Paşa Camii

Minber ve Mihrap

Cami kare bir yapıya sahiptir. Yavuz Sultan Selim Camisi gibi tek kubbelidir. Fakat cami daha küçüktür. Kenar uzunluğu 18,3 metredir. Büyükçe bir kubbeyi bu kare tabana oturtmak için oldukça mukarnasla zenginleştirilmiş köşeler desteklenmiştir.

Davud Paşa Camii

Mukarnas

Davud Paşa Camii

Mukarnaslar ve Giriş

Cami kubbesinin çapı hakkında rakamsal bir bilgiye ulaşamamakla birlikte oldukça büyük olduğunu söyleyebilir. Kubbe merkezinde Nur Suresi’nin 35. Ayeti koyu mavi zemin üzerine beyaz harflerle nakşedilmiştir.

Davud Paşa CamiiDavud Paşa Camii

Mihrap bu kare yapılı harimde dışarı doğru çıkıntı halinde inşa edilmiştir.

Davud Paşa Camii

Yukarıda bahsedildiği üzere tabhane yani misafirhanelere cami içinde girilmektedir. Harimin sağ ve sol tarafından oldukça yüksek ve gösterişli birer kapı vardı. Bunlardan sağ taraftaki oda halen imam odası olarak kullanılmaktadır. Misafirhanelerin giriş kapısının cami içinden olması oldukça ilginçtir.

Davud Paşa Camii

Tabhane (Misafirhane) Girişi

Beş kubbeli bir son cemaat yeri mevcuttur. Kubbeleri taşıyan sütunlar granittir.

Davud Paşa Camii

Son Cemaat Yeri

Cami için sıvalı olduğu halde mihraba dokunulmamıştır. Yani kesme taştan yapılmış olan mihrap olduğu gibi bırakılırken caminin diğer iç çeperleri sıvanarak boyanmıştır. Mihrap 1894 yılındaki depremden sonra yıkılmış ve tekrar inşa yapılmıştır.

Bir adet minaresi vardır. Minare kare zemine oturtulmuştur. Kaidesinden yaklaşık 1 metre sonrası sonradan inşa edilmiştir.

Yapımından sonra karşılaştığı depremlerden büyük ölçüde zarar görmüştür. Hatta 28.Haziran.1648 yılındaki depremden sonra hazırlandığı sanılan raporda “Mihrap sofasının kubbe ve duvarı yeniden yapılmaya muhtaç” diye bildirilmiştir. 1766 yılındaki depremde tekrar zarar gören cami Başmimar Tahir Ağa nezaretinde onartılmış, 1894 yılındaki depremde son cemaat yeri ise tamamen çökmüştür. Keza, Temmuz 1782’de İstanbul’u yakıp kavuran yangında cami yine hasar görmüştür.

Medrese:

Medrese caminin sol tarafındaki sokağın içindedir. Medrese kubbeli 16 hücreden oluşmaktadır. Ortada büyükçe bir dershanesi vardır. Hücre önleri revaklıdır. Revaklar 16 adet sütun üzerinde durmaktadır. Sütun başlıkları ise Bizans eserlerinden toplanmışlardır. Medrese İstanbul depremlerinden zarar gördükten sonra en son 1931-1932 kışında iki kubbesi bakımsızlıktan çökmüştür. Halen olduğu gibi restore edilmeksizin durmaktadır.

Sıbyan Mektebi:

Günümüz itibariyle sıbyan mektebi kaybolmuştur. Zamanında Avlu duvarına bitişik duran mektep yıkılarak yerine okul yaptırılmıştır.

Mahkeme:

Aslında mahkeme Külliyelerin bir parçası değillerdir. Yapı Külliye mantığı içinde mahkeme yoktur. Zaten burada anılan mahkeme Mayıs 1661’de Sultan IV. Mehmed Han’ın emriyle Saraçhanebaşı’ndaki Dülgerzade Camii yanında iken Davud Paşa Camii yanına taşınmıştır.

Türbe:

Davud Paşa’nın türbesi hazirenin içinde bulunmaktadır. Kıble duvarının önündedir. Sekizgen bir yapıya sahip olan türbenin tavanı da temiz bir işçiliğe sahiptir. Türbenin girişinde iki adet sütuna dayalı bir sundurma saçağı bulunmaktadır. Türbe kitabesinde Arapça olarak “Derviş Davud” yazmaktadır. İkinci paragrafta yazıldığı üzer Davud Paşa “Derviş” ve “Koca” lakapları ile de anılırdı.

Davud Paşa Camii

Hazire ve Türbe

Türbenin içi çapı 7,36 metredir. Türbe üst üste iki sıralı pencere ile aydınlatılmaktadır.

Çeşme:

Avlu dışında yer alan çeşme İstanbul’un bilinen en eski kitabeli çeşmesidir. Bu arada önemli olarak şunu da söylemek gerekir ki yazının muhtelif yerlerinde bahsedilen avluda günümüze bir şey kalmamıştır. Yani avlu olabilmesi için öncelikle bir avlu duvarının bulunması gerekir ki ortada bugün böyle bir şey yoktur. Sadece içinde şadırvanının da bulunduğu, birkaç tarihi taş blok parçasının mevcut olduğu ve içinde çocukları top oynadıkları bir açık alan kalmıştır ortada.

Çeşme oldukça sade olup kesme taştan yapılmıştır. Kitabesinden külliyenin inşa tarihi yazılıdır. Öte yandan Davud Paşa için kitabede “merhum” ifadesinin geçmesi çeşmenin Davud Paşa’nın vefatından sonra yapıldığının kanıtıdır.

İmaret:

Külliyenin imareti bugün itibariyle yıkıldığı için kaybolmuştur. Yeri dahi bilinmemektedir. İmaretin varlığı ise 1648 yılındaki depremden sonra külliye hakkında tutulan hasar/keşif raporunda bilinmektedir. Bu raporda külliyenin mütevelli odası, imareti ve yemekhanesinden bahsedilmektedir.

Cami sırasıyla 28.Haziran.1648 depreminde, 1766 yılındaki bir başka depremde, 1782 yılındaki büyük yangında ve ardından 1894 yılındaki bir başka depremde oldukça büyük zararlar görmüş ve her defasında tekrar ayağa kaldırılmıştır. Elbette ki İstanbul’un yaşadığı depremler şiddetli depremlerdir fakat caminin bu kadar çok zarar görmesinin sebebi olarak bu kadar büyük kubbenin kare taban doğru olarak oturtulamamasına bağlanmaktadır.

Son olarak Davud Paşa semtinden de çok kısa bir şekilde söz edelim ki Davud Paşa Hamamı’ndan da söz etme şansımız olsun.

Davud Paşa semtinin geçmişi Bizanslara kadar uzanır. Bizanslılar döneminde daha çok bir sayfiye bölgesi olarak kullanılan bu yöre, İstanbul’un semtinden sonra hızla yerleşime açılarak bir Müslüman mahallesi haline gelmiştir. Yıllar öncesinde semt Alt Davud Paşa ve Üst Davud Paşa olarak anılmaktaydı. Alt Davud Paşa deniz tarafına denirdi ki Davud Paşa Hamamı da bu taraftadır. Alt Davud Paşa’da bir de önemli bir iskele vardı. Hatta II. Beyazıd’ı devirmek için Manisa’dan Mudanya yolu işe İstanbul’a gelen Şehzade Korkut bu iskeleden karaya çıkmıştır. Davud Paşa Semti camileri ile birlikte, mescit ve dergahları ile birlikte sıbyan mekteplerinin çokluğu ile de dikkati çekmektir. Bu tür yapılan çokluğu Osmanlı döneminden bu yörenin dini yoğun olarak yaşadığı düşüncesini akıllara getirmektedir. Davud Paşa İskelesi Mescidi, Hobyar Mescidi, Şey Derviz Mirza Baba Mescidi, Kürkçübaşı Camii, Hacı Hüseyin Kethüda Camii, Haseki Sultan Camii, Şeyhül Harem Camii, Hobyar Camii, Çavuşzade mescidi, Şah Sultan Camii, Kasap İlyas Camii, Kadem-i Şerif Tekkesi, Etyemez Tekkesi (Kara Bıçak Veli Tekkesi), Gümüş Baba Dergahı, Bekar Bey Tekkesi, Nazperver Kalfa Sıbyan Mektebi, Ahmed Paşa Sıbyan Mektebi, Etyemez Sıbyan Mektebi, Kama Hatun Sıbyan Mektebi, Ayşe Hatun Sıbyan Mektebi bunlarda bilinenlerdir. Bu camilere ilave olarak daha pek çok küçük camii günümüzde de var olup, isimlerine burada yerverilmemiştir.

Bu yapılardan pek çoğu günümüze ulaşamamıştır. Bu kadar dini yapı ve okul varken doğal olarak da çevrede pek çok evin bulunması normaldir. Bu evler ve konaklardan ise hiçbir günümüzde artık yoktur.

Cerrah Mehmed Paşa, Ramazan Efendi, Cambaziye, Haydar Kethüda, Kasap İlyas, Sümbül Efendi ve Hekimoğlu Ali Paşa Cami’lerini de daha sonraki yazılarımda tanıtacağım.

Saygı ve sevgiyle

Z. Tamer Aygün
8.Temmuz.2014

 

 
Kaynakça:

1.) Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 3,
2.) Hadikatü’l-Cevami, Ayvansarayi Hüseyin Efendi / Ali Satı Efendi, Süleyman Besim Efendi
3.) İstanbul’un Alfabetik Öyküsü, Haldun HÜREL
4.) İstanbul’un 100 Camisi, Berica Nevin BERBEROĞLU
5.) İstanbul’un 100 Kubbesi, Kaya ÜÇER,
6.) Ömür Biter İstanbul Bitmez, Eray CANBERK, Rüknü ÖZKÖK
7.) Bir Dünya İmparatorluk Merkezi, İstanbul, Ceyhan DOĞAN

 

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap