osmanlı kitabı başlık
Çorlulu Ali Paşa Külliyesi
Çorlulu Ali Paşa Külliyesi
Bu yazı 4.810 views kez okundu.
11 Ağustos 2014 11:55 tarihinde eklendi

Çorlulu Ali Paşa Külliyesi

 

Çorlulu Ali Paşa Külliyesi Çemberlitaş ile Beyazıt arasında Aksaray istikametinde sağ tarafta kalmaktadır. Cami külliye bahçesinin arka tarafında olduğundan ön taraftaki büyük ağaçların arasında kaybolmuştur adeta.

 

Osmanlı zamanında bu bölgeye, “ırgat pazarı, “esir pazarı” veya “Makasçılar” olarak tanınırdı. Şimdi ise bu gölgenin adı Çarşıkapı’dır. Çarşıkapı ismini de Kapalı Çarşı’nın bu tarafa yakın olan kapısından almıştır.

 

 

Külliye, tekke, cami, şadırvan, medrese, hazire, kütüphane ve meşruta diye tanımlanan, satılmamak üzere verilmiş mülklerden oluşmuştur.

 

Külliye ait iki ilginç hikaye vardır ki öncelikle bunları sizinle paylaşmak isterim.

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

Cami Girişi

 

Birincisi, külliyenin mezarlığında vücutsuz bir baş gömülüdür. Bu baş ne yazık ki Çorlulu Ali Paşanın başıdır. Başı buradayken gövdesi de muhtemelen idam edildiği Midilli’de gömülüdür.

 

Külliye adında da belli olacağı üzere Çorlulu Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Çorlulu Ali Paşa, II. Mustafa’nın damadı ve III. Ahmed’in de sadrazamıydı. Silahtarlıktan yetişmedir.

 

Ali Paşa Çorlu’da doğmuştur. İstanbul’a nasıl geldiği bilinmemektedir fakat geldiğinde de Kapıcıbaşı Türkmen Ağa’nın evlatlığı olur. Enderun’da eğitim alır. Başarılı bir öğrenci olan Çorlulu Ali Paşa çok geçmeden de çevrenin dikkatini çekmeye başlar. Sultan II. Mustafa’nın kızıyla evlenerek saraya damat olur. Bu evlilikten önce Paşa’nın 7 yıllık bir nişanlılık süresi vardır. Zira Emine Sultan ile nişanladığında nişanlısı henüz 12 yaşındadır. Ardından da Sultan III. Ahmed’in Baltacı Mehmed Paşa’dan sonraki sadrazamı olur. Ordunun gücünün artırmak için askeri birliklerle, tersaneyle ve donanmayla ilgilenir, toplar döktürür. Paşa, ayrıca sarayın hesaplarıyla da ilgilenir ve harcamaların çokluğunu görerek kısmak ister. Bu durum, saray mal satanların ve/veya alımları yapanların hoşuna gitmez. Paşa’ya diş bilenmeye başlanmıştır. Ardından İsveç ile Rusya arasındaki savaşta İsveç’i destekler ki, ileride çıkacak olan Osmanlı-Rus savaşında Osmanlı’nın karşısına yorgun ve yenik bir Rusya çıksın. Ama işler umduğu gibi yürümez ve Rusya savaşı kazanır, Ali Paşa da kaybeder. Kaybetmek Osmanlı’da sürgün demektir, ölüm demektir. Damat Nevşehirli İbrahim Paşa’nın etkili siyaseti sayesinde önce dört yıl boyunca yerine getirdiği vezirlikten alınmış ve sonra da sürgün edilerek sürgün yerinde idam ettirilmiştir. İdam fetvasını da Paşa’nın Sinop’a sürdürdüğü ve sonradan şeyhülislam olan Paşmakçızade Seyyid Ali Efendi vermiştir.

 

Midilli’de idam edilen Çorlulu Ali Paşa’nın başı işte burada gömülüdür.

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

Hazire

 

İkinci hikaye de Pearl Harbour’da başlayıp daha sonra Amerika’da devam edip oradan da İstanbul ve İzmir seferini yapan bir geminin hikayesidir.

 

7.Aralık.1941 sabahında Hawai’de Pearl Harbour’da (İnci Limanı) bulunan Amerikan Deniz Üssü, Japonya’nın saldırısına uğrar. Çok kötü bir şekilde avlanan Amerikan Deniz Üssü’nde 12 adet savaş gemisi kullanılmayacak hale gelir, 2.403 Amerikan askeri ve 68 sivil ölür. Baskın sırasında ise limanda olmayan donanmanın büyük bir bölümü ile limanda bağlı olan “USS Solase” adlı gemi kurtulmuştur. Solace yani “Teselli” adlı geminin üzerinde büyükçe bir kızıl haç bulunmasından dolayı Japonlar bu gemiyi vurmamışlardır. Çünkü Solace bir hastane gemisidir.

USS Solace

USS Solace – Hastane Gemisi

 

Savaş bittiğinde ise yaklaşık 25.000 askere hizmet veren Solace Amerika’ya döner. Döner ama gemi artık adeta bir barış simgesi haline gelmiş, savaş karşı çıkanlar bu gemiyi sahiplenmişlerdir. Zamanın Amerikan hükümeti bu savaş karşıtı sembolleştirmeden rahatsız olur ve ondan kurtulmak ister. En iyisi onu satmaktır. Ve öyle de olur. Gemi, Türkiye Cumhuriyeti’ne sessizce satılır. Artık geminin yeni ismi Ankara’dır. Ankara Gemisi yıllarca Şefik Kaptan kumandasın ta 70’li yılların sonuna kadar Avrupa seferlerini gerçekleştirir.

 

 

Artık iyice yaşlanmış ve eskimiş olan gemi hurdaya ayrılır ve parçalanmak üzere İzmir’e götürülür. İşte o sıralarda da Çorlulu Ali Paşa Külliyesi restorasyondadır. Restorasyon planlandığı şekilde devam ederken, cami şadırvanında işler sarpa sarmaya başlar. Üzeri kurşunla kaplı olan şadırvan için Türkiye’de kurşun bulunamamaktadır. Yağ, şeker, tüp, sigara kuyruklarının oluştuğu ve karaborsa alışverişinin öğrenildiği Türkiye’de şadırvanı örtecek kadar kurşun bulamamaktadır. Neyse ki çözüm güzel İzmir’den gelir. Ankara gemisi sökülürken içinde kurşun çıkmıştır. İlk başta restorasyonu yapanlar bu gelen cevaba anlam veremezler, çünkü teknik olarak kurşunun bir gemide yeri yoktur. Ama bu gemi İkinci Dünya Savaşını gören bir hastane gemisi olduğu için röntgen odası bol miktarda kurşun ile kaplıdır. İşte şadırvan üzerinde göreceğiniz bu kurşun, savaş görmüş, barışın simgesi haline gelmiş bir geminin parçasıdır. Solace, İkinci Dünya Savaşını görmüş bir geminin küllerinden Osmanlının bir parçası olarak hayatına devam etmektedir.

 

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

USS Solace’nin Rontgen Odasının Kurşunları Bu Çatıdadır

 

Külliyeye dönelim.

 

Külliyenin iki avlusu ve iki kapısı vardır. İki kapı arasında 15-20 metre gibi bir mesafe vardır. Aynı istikamet bakan bu iki kapıdan soldakine girdiğinizde sırasıyla hazire, tekke ve şadırvan önünden geçerek camiye ulaşırsınız. Diğer sağdaki kapıdan girdiğinizde de yine hazire ve ardından sağda dershane ve kütüphane, solda ise medrese hücreleri ortada da ayrı bir şadırvan görürsünüz. Aslında bir üçüncü kapı da Caminin hemen yanında yani arka taraftadır. Kod farkından dolayı yüksekte duran yoldan merdivenle cami avlusuna inilir. Fakat bu merdivenin külliyenin orijinalinde olup olmadığı konusunda bir bilgiye rastlamadım.

 

Külliyenin yapımına 1707 yılında başlanmış ve 1709 yılında tamamlanmıştır. Mimarı Davud Ağa’dır. Daha önce üzerinde bir simkeşhane yani sırma tel çeken imalathane olan araziye külliye yapılmıştır.

 

Sol taraftaki tekke hakkında da çok bir bilgi yoktur elimizde. Kurulu olan tekkenin hangi tarikata ait olduğu bilinmemekle birlikte zamanında, cami bir tevhidhane olarak kullanılmıştır. Tevhidhane, ayinlerinin düzenlediği yerdir. Toplam 13 adet tekke odası vardır. Bu odaların tamamı kare planlıdır. Her bir odada birer ocak ve dolap nişleri bulunmaktadır. Buradaki odaların pencereleri de dikdörtgen şeklindedir.

 

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

Tekke Odaları

 

Günümüzde külliye içeriği itibariyle bir eğitim merkezi olmaktan çok uzaklaşmıştır. Sadece cami ve şadırvan yapılış amacı doğrultusunda faaliyet göstermekte olup, geriye kalan tekke odaları, medrese hücreler, kütüphane bir ticari faaliyet alanına dönüşmüştür. Yukarıda bahsedildiği üzere soldaki kapıda girdiğinizde sol tarafta gördüğünüz tekke odaları turist eşya satan mağaza olarak kullanılmaktadırlar. Sağ taraftaki kapıdan girdiğinizde ise buranın da tamamı nargile kafe halini almıştır.

 

Aslında yapılan süslemelerle burası da değişik bir havaya bürünmüş. İçeri girdiğinizde insanların kıyafetlerini görmezseniz sanki bir andan 200-300 yıl önceki kahveye girmiş gibi oluyorsunuz. Öte yandan, hemen karşısında bulunan Çemberlitaş Medresesi ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Medresesi hala amacı doğrultusunda kullanılmaktadır. Hele Ayasofya’ın altında kalan Cafer Ağa Medresesi ise çini ve hat eğitimi ile tam bir medrese. Bu sanatları insanımıza öğretmek istediğinizde öğrencisi oldukça çok çıkmaktadır. İşte İsmek kayıtları, ortada.

 

Konumuza geri dönecek olursak,

 

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

Çorlulu Ali Paşa Camii

Cami duvarları üç sıra tuğla ve bir sıra kesme taş ile örülmüştür. Külliyedeki bacalar ise doğrudan tuğla ile örülmüştür. Son cemaat yeri cami kapısının sağında ve solunda olmak üzere iki bölümlüdür ve beş açıklıdır. Burada hemen dikkat çeken husus ise son cemaat yerinin kahverengi alüminyum doğrama ile kapatılmış olmasıdır. Bu namaz vakitleri sonrasında namaz kılacak kişileri soğuktan korumak amaçlı yapılmış olduğunu tahmin ediyorum. Aslında böyle bir kaplama yapıp caminin bütünlüğü bozulacağına insanların soğuk havalarda doğrudan cami içinde namaz kılınmasına izin verilseydi daha şık olurdu. Çoğu zaman pek çok camide imam ile kılınan namazdan sonra bir şey çalınmasın diye cami harimi kilitlenir, insanlar namazlarını son cemaat yerinde kılarlar. Ama ne yazık ki bu camide çalınacak bir şey yok. Keşke bu yapıyı bozmak yerine cami kapısı açık tutulsaydı yapı orijinal olarak kalacaktır. Ayrıca son cemaat yeri ayakta tutan bu sütunların başlıklarının şimdiye kadar görmediğimiz bir şekilde süslediği şüphesizdir. Sütun başlıkları ters çevrili yarım küre gibi durmaktadır.

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

Son Cemaat Yeri

Geçen hafta da Yüşa Camii’nde minaredeki şerefe kapısının pcv doğrama sitemi ile kapı yapıldığını görüp üzülmüştüm.

 

Cami minaresi ise yapı dışında son cemaat yerinin sağ tarafındadır.

 

Cami harimi kare planlı bir yapıdır. Ortada bir kubbe bulunmaktadır. Duvarlar düz beyaz badanadır. Pencere üstlerinde birkaç kalemişi süslemeler vardır. Mihrabı ise düz beyaz badanalı olup için de kısa bir ayet yazılıdır.

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

Camiden içeri girdiğinizde sağ tarafta müezzin mahfili bulunmaktadır. Soldaki mahfil içinden de merdivenle ahşap yapılı hanımlar mahfiline çıkılır.

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

Bayanlar Mahfili

Caminin aydınlatılmasında Osmanlının hemen hemen klasik anlayışı olan iki sıra pencere sistemi kullanılmıştır. Her zamanki gibi alt sıradaki pencereler dikdörtgen, üst sıradakiler oval kemerle donatılmıştır. Bununla birlikte ortadaki kubbenin çevresine çeyrek kubbeler konmuş ve bu köşelerdeki kubbeler arasında dört bir yöne birer ufak pencere yerleştirilmiştir.

 

Cami bölümünün girişindeki kitabe kaybolmuştur. Medrese girişinin üzerinde dört bölümlü ve dört satırlı bir kitabe bulunmaktadır. 1708 tarihli olan bu kitabe ta’lik hatla “Dürri” takma adlı bir şaire aittir. Bu kitabe medresenin inşa kitabesi olup tam metni şu şekildedir:

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

Medrese Girişindeki Kitabe

Düstür-i kerem-perver sadr-ı nısfet-güster
Serdar-ı zafer-yaver ya’ni ki Ali Paşa
Ol asaf-ı derya-dil hayrata olup mail
Koydu bu cihan içre nice eser-i vala
Bu buk’a-i zibayı bünyada kılub himmet
İhlasla sa’y etdi yaptırdı güzel hakka
Hengam-ı hitamında bir kamil-i rüşen-dil
Tarihi içün görmüş vakı’a-i garra
İbn-i amm-ipeygamber ya’ni Ali Haydar
Etmiş ola rü’yada bu kavli ana inha
Kim gayete yetdikte bu medrese-i ali
Tarihini etsünler bu mısra’ ile inşa
Zira adedi anın bu sale muvafıkdır
Vaki’de güzel düşdü yekpare vü müstesna
Güya ki keramettir Dürri ana bu tarih
Men allemeni harfen kad sayyarani abdeb” 1708

Yukarıdaki kitabenin son beyitinde Hz. Ali’nin bir sözüne yer verilmiştir.

Men allemeni harfen kad sayyarani abdeb”
“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum”

Cami kitabesine göre, Çorlulu Ali Paşa Hz. Ali’yi rüyasında gördüğü için bu külliyeyi yaptırdığı ve bu nedenle de Hz. Ali’nin o ünlü sözünü de Medrese Kitabesi’ne yazdığı Sn. Rüknü Özkök’ten öğrendim.

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

Medrese Girişi

 

Medreseden içeri girdiğinizde sağ ve sol tarafta hazire bulunmaktadır. Buradaki hazirenin de bir farklılığı vardır. Hatırlarsanız diğer yazılarımda hazireyi anlatırken “kıble duvarının önündedir” diye tarif etmekteydim. Burada ise kıble duvarından oldukça uzakta külliye duvarının dibindedir. İlerlediğinizde sağ tarafta sekizgen yapılı ve basık kasnaklı bir dershane, onun üst tarafında yani az ilerisinden bir kütüphane ve sol tarafta da boydan boya uzanan sekiz adet medrese hücreleri bulunmaktadır. Medrese duvarları kufeki kesme taşla örülmüştür. Bir de bu avluda iç tarafta bir kuyu bulunmaktadır.

 

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

 

Medresede ikamet edenlerin sayısı 1792’de 15 öğrenci iken 1869 yılında bu sayı 26 öğrenciye çıkmış. Medresede öğrencilere yapılan maddi yardımlar ve çalışanlara ödenen tutarlar hakkında günümüze erişmiş bir kayıt bulunmamaktadır.

 

Çorlulu Ali Paşa Medresesi

 

Caminin girişi ile minarenin kaideden sonraki kısmı ciddi bir tamirat görmüştür. Muhtemel bu tamirat da 1766 yılının Mayıs ayında gerçekleşen deprem ile ciddi hasar görmüştür. Külliye binaları 1960-61 yılları arasında, şadırvan da 1963 yılında ve sonrasında da onarımdan geçmiştir.

Saygı ve sevgilerimle

Z. Tamer Aygün
9.Ağustos.2014

 

Kaynakça:

1.) Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 2,
2.) %100 İstanbul, Erk Acarer
3.) Yedi Tepe On Yedi Gezi, İstanbul, Rüknü Özkök
4.) Ömür Biter İstanbul Bitmez, Eray Canber, Rüknü Özkök
5.) İstanbul Camileri, Tahsiz Öz, Türk Tarih Kurumu
6.) Hadikatü’l Cevami’, Ayvansarayi Hüseyin Efendi – Ali Satı Efendi – Süleyman Besim Efendi
7.) İstanbul’un 100 Camisi, Berica Nevin Berberoğlu
8.) İstanbul’un 100 Mektebi ve Medresesi, Öustafa Göleç, Fatih Güldal,
9.) İstanbul’un 100 Kitabesi, Al Rıza Özcan
10.) İstanbul’un Ansiklopedik Öyküsü, Haldun Hürel
11.) Hun Türklerinden Son Türklere İkinci Adamlar, Hilmi Tutar
12.) İstanbul’un 100 Vakfı, Sinan Ceco, Şeyma Aslıvar
13.) Burası İstanbul, Haldun Hurel

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap