osmanlı kitabı başlık
Cihangir Camii
Cihangir Camii
Bu yazı 2.909 views kez okundu.
15 Temmuz 2014 02:57 tarihinde eklendi

Cihangir Camii

Beyoğlu Pürtelaş Mahallesi’ndeki Cihangir Yokuşu’ndadır. Mevki olarak öyle bir konumdadır ki İstanbul Boğazı’ndan gelip geçen gemiler, vapurlar, limana yanaşmış yabancı seyahat gemileri hep onun önünden selamlayarak geçerler. Karşısında Üsküdar ve Kadıköy, sol tarafında İstanbul Boğazı, önünde Marmara Denizi, sağında Topkapı Sarayı ve Haliç adeta Sultan Süleyman’ın divanında ayakta duran vezirleri gibidir.

Cihangir Camii

1559 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a ahşap çatılı bir cami olarak yaptırılmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman Han ve Şehzade Cihangir adı yan yana gelince bu cami için şifre çok kolaylıkla çözülebiliyor. Cami Süleyman Han tarafından 22 yaşında Halep’te vefat eden oğlu Şehzade Cihangir adına inşa ettirilmiştir. Şehzade Cihangir, Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Hürrem Sultan’dan olan oğludur. Özürlü olarak, kambur olarak doğmuştur. Rivayete göre Sultan Süleyman Han, kamburundan ötürü, oğluna dünyayı sırtında taşımayla cezalandırılan Atlas’a atıfta bulunarak dünyayı zapteden anlamına gelen Cihangir adını vermiştir.

Şehzade Cihangir, sanatı seven ve oldukça hassas bir yapıya sahip bir kişilikti. Şiirler yazar, güzellikler karşısında etkilenirdi. Hikaye midir yoksa toprak mı çeker bilinmez ama şimdi adına cami bulunan ve adı o bölgeye verilen Cihangir tepesini/sırtlarını çok severmiş.

Cihangir Camii

Yukarıda belirtildiği gibi hassas bir ruha sahip olan Şehzade Cihangir üvey ağabeyi Şehzade Mustafa’nın boğularak katledilmesiyle derinden sarsılır. Çok sevdiği kardeşi Şezade Mustafa’nın ölümü ardından şu dizelerle acısını dile getirmiştir.

Dir gören ebruların çaşmanunu,
Hance altunda yatur saydolmuş ahular mudur?

1553 yılında İran seferine babası ile birlikte giden Şehzade Cihangir’in, bu sefer sırasında Şehzade Mustafa’nın ne şekilde katledildiğini görmesi onun Ereğli yakınlarında hastalanıp yatağa düşmesine ve ardından da Halep’te vefatına sebebiyet vermiştir. Kim bilir, Mustafa’nın haksız yere öldürülmesinin semeresi Süleyman Han Şehzade Cihangir’i kaybederek mi ödemiştir acaba?

27.Kasım.1553 tarihinde Şehzade’nin naaşı İstanbul’a varır ve Şehzade Mehmed Külliyesi’nin haziresindeki türbede ağabeyinin yanında defnedilir.

Bu cami hakkında geçmişten günümüze gelen yazılı bilgileri Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi ile Ayvansarayi Hüseyin Efendi’nin yazdığı Hadikatü’l Cevami’den almaktayız.

Cihangir Camii

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde caminin “İskender-i Zülkarneyn’in Aleksandıra adlı kilisesi yerine yapılmıştır” diye bildirir ve şöyle devam eder: “Göklere baş kesmiş yüksek bir dağın tepesinde cihannüma bir cihangir camidir ki cihan süsüdür. Deniz kenarındaki dik sokaktan baş yukarı ta Cihangir Camii’e kadar yüz basamak taş merdivenle çıkılır. Nice yiğitler bahis ile dinlenmeden çıkamamıştır. Ta bu derece dik bir yokuştur.”

Cihannüma, bulunduğu yer itibariyle çevresi açık ve bu nedenle de her tarafa hakim, her tarafı görmeye elverişli anlamında kullanılmıştır. Bulunduğu lokasyon itibariyle oldukça çevresine hakim bir noktadadır.

Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde Cihangir Camii’nden bahsederken “dört köşe duvar üzerine yine dört köşe ve balıksırtı kurşun örtülü kubbedir, zira o dağın tepesinde ağır bina olması imkansızdır.” diye not düşmüştür.

Cihangir Camii

Mahfilden Görünüm

Ayrıca Evliya Çelebi camiyi, kare planlı, tek minareli ve tek şerefeli, kırma ahşap çatılı olarak tanımlamış, bugüne ulaşmayan yapılardan sıbyan mektebi, imaret ve tekkeden bahsetmiştir. Bugün ise caminin iki minaresi bulunmaktadır. Burada bahsi geçen tekke Halveti Tarikatı’nın Cihangiri kolunu kuran Şeyh Hasan Burhaneddin Efendi tarafından kurulan tekkedir. Bilindiği kadarıyla caminin sağ ve sol tarafında bulunan ve günümüze ulaşmayan tekke yapıları varmış. Ayinler de cami içinde yapılırmış.

Hemen söylemek gerekir ki, Kanuni Sultan Süleyman Han zamanında yapılan cami esas itibariyle günümüze ulaşmamıştır. Cami günümüze ulaşana kadar toplam kayıtlara düşülen beş yangın geçirmiştir. Bunlardan ilki 1719 da Fındıklı’da başlayan yangındır. Daha sonra 1765 yılında Cihangir, 1771 yılında Çivici Limanı, (Çivici Limanı ya da bazı kaynakla göre Çivi Limanı yukarıda siyah beyaz fotoğrafta gördüğünüz Süheyl Bey Camii çevresindedir.)

1823 yılında Tophane çıkan yangınlarla cami ciddi hasarlar almıştır. 1823 yangınından sonra cami II. Mahmud Han’ın sadrazamı Silahdar Ali Paşa tarafından onartılmıştır. Son olarak da 1874 yılında çıkan yangından sonra II. Abdülhamid tarafından 1889 yılında yeniden yaptırılarak almıştır. Bu durumda cami yaklaşık olarak 15 sene ibadete kapalı kalmıştır. Prof. Dr. Haluk Sezgin’e göre camiyi ikinci kez yapan mimar Sarkis Balyan’dır. Bu isimle 19. yüzyıl camilerini çalışken oldukça sık karşılaşacağız. Gördüğümüz Cihangir Camii, Mimar Sinan’ın yaptığı orijinal cami değildir.

Caminin kubbesi dalgalı saçakla donatılmıştır. Bu tip uygulama Osmanlı camilerinde oldukça azdır. Rum Mehmed Paşa Camii, Rüstem Paşa Camii ve Zeynep Sultan Camii bu tür kubbesi olan camilerdir. Asıl itibariyle bu kubbe uygulaması Bizans döneminin sonlarında kullanılan bir uygulama idi.

Cami oldukça dik bir arazi üzerinde inşa edilmiştir. Bu nedenle de avlusu/bahçesi ile kapladığı alan da oldukça küçüktür. Caminin ön ve arka tarafından büyükçe bir istinat duvarı ile desteklenmiştir. Hem Kabataş ve hem de Tophane istikametinden birer kapısı vardır.

Haziresi sol tarafındadır. Oldukça huzur veren, insanı kendisine getiren bir bahçesi ve doğal olarak da müthiş bir manzarası vardır.

Cihangir Camii

Hazire

Cami kapısı üzerindeki bir kitabe onarım kitabesidir. Yani caminin yapıldığı zamanda yazılmamış, yangınlar sonucunda yeniden yapım ile kitabe yazılarak yerine konmuştur.

Cihangir Camii

Cami Onarım Kitabesi

Cihangir Camii

Cami Kapısı ve Kitabe

Kitabe üzerinde Hattat Sami Efendi tarafından çekilmiş Sultan II. Abdülhamid Han’ın tuğrası yer alır. Tuğra altında üç bölümden oluşan yedişer satırlı metin bulunur. Üsküdar’lı Mısrizade Ali Rıza Efendi tarafından celi ta’lik hat üslubuyla 1889 yılında yazılmıştır.

Cami dikdörtgen planlıdır. Dikdörtgenin dar cepheleri denize ve içeri bakmaktadır. Kubbenin çapı 14 metre olup, 14,25*14,25 ebatlarındaki kare planlı harim üzerine oturmaktadır. Diğer bir ifade ile cami kubbesi son cemaat yerinin üzerini kaplamamaktadır. Son cemaat yerinin kubbeleri ayrıdır. Girişte kapalı alanda olan sağ ve sol son cemaat yeri üzerinde birer ufak kubbe bulunmaktadır.

Cihangir Camii

Kubbe ve Süslemeleri

Caminin kara tarafındaki köşelerde birer minaresi vardır. Her iki minarenin de birer şerefi bulunmaktadır. Caminin giriş kapısına göre sağdaki minarenin tadilat gördüğü; orijinali ile rengi tutturulamamış taşlarında bellidir.

Cihangir Camii

Minareler ve Ağırlık Kulesi

Batı tarafındaki minarenin girişi batıya, doğu tarafındaki minarenin de girişi doğuya doğru dönüktür. Sanki doğudan ve batıdan gelenlere açılan, onları karşılayan birer kapıdırlar. Minare kaideleri kare şeklindedir. Kaideler neredeyse son cemaat yerinin üst noktasına kadar yükselmekte ve bu noktadan sonra klasik minare normu başlamaktadır. Fakat minarelerin külahları ise bilinen tarzdaki minare kubbelerinden farklıdır. Halen de minarelerden tekinin külahında bir eksiklik bulunmaktadır. Resimlere dikkatle bakıldığında minarelerde ufak bir hata vardır. Bilindiği üzere, şerefelerin kapısı daima Kabe’ye doğru dönük olur. Bu şerefelerin kapıları da o istikamete doğru dönük olsa da açıları farklıdır.

Cihangir Camii

Farklı Açılardaki Şerefe Kapıları

Cihangir Camii’nde kubbe klasik şekilde fil ayaklarına oturmamaktadır. Aksine kubbeyi büyük kemerler taşımaktadır. Kubbenin yaptığı baskı dışarıdan da görülen kuleler vasıtası ile zemine taşınmaktadır. Bu ağırlık kuleleri yapıya öyle güzel bir şekilde camiyle uyumlu inşa edilmiştir ki dıştan bakıldığında yapısal özelliğinden ziyade sanatsal özelliği göze çarpmaktadır. Kulelerin dört cephesinde birer dilimli kemerli sathi niş bulunmaktadır. Dört kulenin de süslemelerini birbirinin aynıdır.

Cihangir Camii

Ağırlık Kulesi, Pencereler ve Minare Kapısı

Caminin içine girdiğinizde yukarıda da ifade edildiği üzere sağ sol tarafta son cemaat yeri bulunur. Son cemaat yeri tamamen kapalı bir mekandır. Cami harimine girdiğinizde içerinin oldukça ferah ve aydınlık olduğu hemen göze çarpar. Kapının sağ ve sol tarafında müezzin mahfilleri ve onun üzerinde de bayanlar mahfili bulunmaktadır. Bayanlar mahfili dört adet ahşap sütun üzerine yükselmektedir. Mahfilin tam ortasına sanki mihrabı taklit edercesine dışarı doğru bir kavis bulunmaktadır. Mahfile girişte sol taraftaki mahfil içindeki ahşap merdivenlerden çıkılmaktadır.

Cihangir Camii

Son Cemaat Yeri

Duvarlarda çini yoktur. Süslemelerde zengin kalem işleri tercih edilmiştir. Abartıya kaçılmadan mat pastel renklerle yapılan bu süslemeler içinde mihrabın süslemesi ise benim için oldukça şaşırtıcıdır. Mihrap üzerine yanlara toplanmış perde motifi çizilmiştir/boyanmıştır. Perdeler arası ise gökyüzünün tasvir dildiğini düşündüğüm açık mavi bir görümde boyanmıştır. Benzeri bir süslemeyi Beşiktaş’taki Ertuğrul Tekke Camii’nde de gördüm. O cami de son dönem Osmanlı camilerindedir. Dürüstçe söylemek gerekirse tüm ihtişamı ile o tepe de duran bu güzel cami için bu mihrap süslemesi basit olmuştur.

Cihangir Camii

Mihrap

Mihrap nişi kıble duvarını dışarı doğru çıkıntı vermeyecek şekilde inşa edilmiştir. Dışarıdan bu mihrabın bulunduğu kıble duvarına bakıldığında mihrabın bulunduğu noktayı bir pencere olarak görürsünüz. Ama bu pencerenin camları yoktur. Cam yerine duvar vardır ki buna da “kör pencere” denir.

Süslemelerde ise pencere altlarında mermer tarzı boyamalar, pencere aralarında ise sütun tarzı boyamalar yapılmıştır.

Cihangir Camii

Mahfil

Caminin duvarlarında ise şimdiye kadar görülmedik bir şekilde yarım daire şeklinde hatta daha güzel bir tanımlama ile yelpaze/pervane şeklinde inşa edilmiş pencereleri bulunmaktadır. Bu sayede cami içine çok bol gün ışığı girmekte ve bu nedenle de cami aydınlık bir mekana sahip olmaktadır. Dışarıdan bakıldığında kemer ile pencereler arasında çok güzel çiçek motifleri kabartmalı olarak nakşedilmiştir.

Cihangir Camii

Kemer, Pencereler ve Süslemeler

Duvardaki levhalar ta’lik yazı üslubuyla 19. yüzyılda yazılmıştır.

Caminin bahçesinin yukarda belirtildiği üzere iki kapısı var demiştim. Bu kapılardan Tophane tarafındaki kapının hemen yanında bir çeşme vardır. Çeşmenin kitabesi olmamakla birlikte Hadikatü’l Cevami’de IV. Murad Han’ın saymanlarından Silahdar Bıyıklı Mustafa Paşa tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Her tarihi çeşmede olduğu gibi bu çeşmenin de bir musluğu yoktur. Musluk olmayınca da doğal olarak su da yok…

Cihangir Camii

Cami Çeşmesi

Camin diğer taraftaki kapısından içeri girildiğinde hemen sol tarafta haziresi vardır. Hazire içinde tekkenin kurucusunun ve aile bireylerinin mezarı vardır. Mezarlar 1951 yılına kadar ahşap bir türbe içindeyken bu tarihten sonra ahşap türbe yıkılmış ve yerine beton, kiremit çatılı kulübe tarzı bir türbe yapılmıştır.

Hazirenin karşısında ise ufak bir sarnıç bulunmaktadır ki sarnıç ilk hali ile günümüze gelememiştir.

Cihangir Camii

Sarnıç

Sarnıcın hemen az ilerisinde sağ tarafta ise duvar üzerinde bir levha vardır. Bu levha üzerinde caminin minaresiz olarak önden görünümü kabartmalı olarak tasvir edilmiştir.

Cihangir Camii

Levha Üzerinde Cihangir Camii

 

Son olarak, ilk paragrafımda bahsettiğim cami panoramasının bir kısmı aşağıdaki resimdeki gibidir.

 

Cihangir Camii

 

Sağlık ve esenliklerle.

Z. Tamer Aygün
14.Temmuz.2014
 

 
Kaynakça:

1.) Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 1,
2.) Gökyüzünden İstanbul’un İbadethaneleri, Mustafa Çağrıcı
3.) Hadikatü’l Cevami’, Ayvansarayi Hüseyin Efendi – Ali Satı Efendi – Süleyman Besim Efendi
4.) İstanbul’un 100 Mimar Sinan Eseri, Başak Oğuz Ural
5.) İstanbul’un 100 Camisi, Berica Nevin Berberoğlu
6.) Osmanlı Padişahları, Nermin Taylan
7.) Siyah beyaz resim Yusuf Kasar’ın katkılarıyla konulmuştur.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap