osmanlı kitabı başlık
Altunizade Külliyesi
Altunizade Külliyesi
Bu yazı 1.718 views kez okundu.
4 Eylül 2014 11:01 tarihinde eklendi

Altunizade Külliyesi

 

Külliye, öncelikle cami olarak inşaata başlanmış ve 1865 tarihinde tamamlanmıştır. Banisi Altunizade İsmail Zühdi Paşa’dır. Cami inşaatı tamamlandıktan sonra diğer yan birimleri inşa edilerek parça parça kullanıma açılmıştır. İnşa edildiğinde cami, sıbyan mektebi, hamam, muvakkithane, çeşme, imam ve müezzin lojmanı, fırın ve dükkanlar şeklinde bir bütün olarak inşa edilmiştir. Bugün ise günümüze kullanılır nitelikte olarak sadece cami ile yol kenarındaki birkaç dükkan gelebilmiştir.

 

Altunizade Külliyesi, Küçük Çamlıca ve Koşuyolu Caddelerinin karşılaştığı dört yol ağızındadır. En basit tarifle, Capitol AVM önünden Çamlıca istikametine doğru sağ içteki yoldan yürürseniz 200 metre sonra kapısının önünde olursunuz. Koşuyolu’ndan gelirseniz, caddenin en üst noktasında köprü bağlantısından hemen önce camiyi görürsünüz.

 

 

Külliye, Sultan II. Mahmud, Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde yaşamış ve devri önemli adamı Altunizade İsmail Zühdi Paşa tarafından yaptırılmıştır.

 

Altunizade İsmail Zühdi Paşa

Altunizade İsmail Zühdi Paşa

Altunizade İsmail Zühdi Paşa, ki günümüz kitaplarında hatalı olarak Zühtü Paşa olarak geçmektedir, lakabını babasının altın varak işi ile uğraşmasından almıştır. Babası Hacı Ali Efendi’nin 64 gemilik filosu varken vefat etmesi üzerine İsmail Zühdi Efendi babasının bıraktığı işin başına geçer. Bir gün devletten alacağı 30.000 altın lira için komşusu olan Serasker Hüsrev Paşa ile birlikte Sultan II. Mahmud’un huzuruna çıkar. Yandaki resimden de anlaşılacağı üzere iri yarı bir yapıya sahip olan İsmail Zühdi Efendi’yi Sultan, “vay altunizade vay” diye karşılar. Sultan II. Mahmud’un bu seslenişi bir ferman olarak kabul edilir ve İsmail Zühdi Efendi “Altunizade” ünvanını alır. Bu arada, alacağını da tahsil eden Altunizade İsmail Zühdi Efendi, Sultan’ın emriyle iki yıl Enderun’da okur ve mimar olarak mezun olur. Bina Eminliği yaparken Zühdi Efendi’ye sonrasında “Mimar Ağalığı” ünvanı verilir. 1878 yılında vezir rütbesi ile Ayan üyeliğine atanarak Paşa rütbesini alır ve Altunizade İsmail Zühdi Paşa olur. Bu arada sahibi olduğu 64 gemiden 60 adetini satarak çok büyük bir nakdin sahibi olur. Paşa servetini hayır işlerinde harcayan bir kişi olarak tanınmıştır. Pek çok cami yaptırmış, yangınlarda yanan 16 camiyi onartmıştır. Osmanlı-Rus savaşında tam üç tabur askerin masraflarını tek başına üstlenmiştir. Bu nedenle de bu taburlara ait olan sancak bugün kendi yaptırdığı yazısını bu camide muhafaza edilmektedir. 1806 yılında dünyaya gelen Paşa, 16.Ocak.1888 tarihinde konağında vefat etmiş ve camisinin haziresinde defnedilmiştir.

 

Altunzade İsmail Zühdi Paşa’nın Mimar Ağası olarak yaptığı/sorumluluk üstlendiği yapıların başlıcaları şunlardır. İzmit Hünkar Köşkü, Küçüksu Kasrı, Beykoz Kasrı, Taksim’de Taşkışla ve Dolmabahçe Sarayı, Paşabahçe Şişe, Mum ve Kağıt Fabrikaları, Beykoz’da Debbağhane, Zeytinburnu Fişek Dökümhanesi, Defterdar Çuha Fabrikası, Salı Pazarı’nda Çifte Saraylar, İzmit Kirazlıdere’de Çuha ve Fes Fabrikası’dır.

 

Zühdi Paşa’nın konağı da bu külliyenin hemen yanında olduğu halde konak yıkık bir şekilde günümüze gelmiş ve Avrupa Holding A.Ş. tarafından aslına uygun olarak inşa ettirilerek şirket merkezi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Rivayete göre, Paşa daha önceden kendisine adına dış cephesi oldukça süslü olan köşk yaptırır. Bu köşkün övgüsünü duyan Sultan Abdülaziz, Paşayı huzuruna çağırarak köşkü kendisine vermesini ima eder. Paşa çaresiz köşkü Sultan Abdülaziz’e verir ve hemen cami yakınında bir başka konak yaptırır. Bu seferki konağı dış görünümü sade fakat içi oldukça süslü olur. İşte bu köşk zamanla harap olmuş ve yıkılarak yerine aslına sadık kalınarak günümüz teknolojisi ile yenisi yapılmıştır.

 

Caminin bugünkü durumu ise çok iyidir. Anadolu yakasının sayılı birkaç Osmanlı camisinin, belki de en son inşa edilenlerindedir. Zaten cami içine girdiğinizde ya da dışarıdan baktığınızda sadece pencerelerinin büyüklüğü ile barok tarzında yapılmış bir cami olduğunu çözersiniz. Barok üslupta yapılan camiler Osmanlı’nın son dönemlerine denk gelir.

 

Cami küçük bir avlu içindedir. Avluya üç ayrı kapıdan girilir. Bu kapılardan büyük olan üzerinde caminin kitabesi bulunmaktadır. Diğer bir kitabede Kabe’ye bakan duvarın dış cephesindedir. Her iki kitabe de Trabzonlu Mehmed Rasim Efendi’nin ta’lik hatla yazdığı kitabedir. Avlu girişindeki kitabenin metni Senih Efendiye ve mihrap duvarının dış yüzeyindeki kitabe ise Asım takma isimli bir şaire aittir.

 

İçeri girdiğinizde caminin çok aydınlık, temiz ve pırıl pırıl olduğunu kolaylıkla fark edersiniz. Caminin son cemaat yeri kapalı olarak inşa edilmiştir. Dolayısıyla son zamanlarda yazılarımda bahsettiğim açık olan son cemaat yerlerinin doğramalarla kapatılması burada gerçekleşmemiştir. Fakat, buna karşın Cümle Kapısı’nın girişine ayakkabıların konulması için bir kulübe gibi giriş alanı inşa edilerek cami bütünlüğü bozulmuştur.

 

Son cemaat yerinden cami harimine açılan üç ayrı kapı vardır. Bu kapılardan ortadaki olanı büyük olup yanlardakiler daha küçüktür. Kullanılmakta olan da orta kapıdır. Bununla birlikte bir de Son Cemaat Yerinde ufak bir mihrap vardır. Bu mihrap, caminin kapalı olduğu saatlerde birkaç kişinin birlikte namaz kılması durumunda imamlık yapacak olan kişinin namazı kıldıracağı yer olarak tasarlanmıştır. Üzerinde süslemeler ve içinde ayet yazılı kartuşlar bulunmaktadır. Diğer camilerde de bu yeri sadece bir niş olarak örnekleri çoktur.

 

Son cemaat yerinin sağ ve sol tarafından ahşap merdivenler ile bayanlar ve müezzin mahfiline çıkılır. Esas itibariyle müezzin mahfili olarak harime girişteki sağ tarafta bulunan mahfil kullanılmaktadır.

 

Cami kufeki kesme taştan yapılmış olmakla birlikte iç mekan tamamen sıvandığı için diğer klasik camilerde olduğu gibi taşlar gözükmemektedir. Harimde duvarlar, kreme çalan bir sarı zemin üzerinde açık kahverenginin egemen olduğu kalem işleri ile süslenmiştir. Cami süslemesinde çini bulunmamaktadır. Süslemelerin tamamı kalem işçiliğine dayanmaktadır. Oldukça ustalıkla yapılmış süslemelerde, kullanılan gölgelendirmeler üç boyutlu hissi uyandırmaktadır. Kubbe içi süslemelerinde dilimleme yapılmıştır. Kubbe iki ayrı desen kullanılarak sekizerden 16 dilime ayrılmıştır. Kubbe merkezinde ise genel renklendirmeden apayrı bir tonda mavi renk kullanılarak merkeze dikkat çekilmiştir.

 

Cami tek kubbeli bir camidir. Kare bir zemine sahiptir. Kubbeyi dört adet kemer taşımaktadır. Bu kemerler de dört bir köşede bulunan kalın payelere oturtulmuştur. Kubbe merkezinde mavi zemin üzerine Nur Suresi’nin 35. Ayeti yazılıdır.

Nur Suresi 35. Ayeti

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

“Allah göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, tıpkı içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. Lamba bir sırça (cam) içinde, o sırça da sanki parlayan incimsi bir yıldız. Bu lamba, ne yalnız doğuya, ne de yalnız batıya mensup olan kutlu, pek bereketli bir zeytin ağacından tutuşturulur. Bu öyle bereketli bir ağaç ki, neredeyse ateş değmeden de yağ ışık verir. Işığı pırıl pırıldır. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Gerçeği anlamaları için insanlara böyle temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.”

 

Vaaz kürsüsü tıpkı Hırka-i Şerif Camii’nde görüldüğü gibi bir kadeh şeklinde yapılmıştır. Mermerden yapılı olan bu vaaz kürsüsü üzerindeki süslemeler de hiçbir abartıya kaçılmadan hem gövdede ve hem de ayağında mükemmel bir işçiliğe sahiptir. Kürsü üzerine sonradan oturtulan ahşap parça kürsünün bütünlüğünü bozduğu gibi kullanılan renklerde de becerikli olunamadığı gayet açıktır.

 

Minber ve mihrap da mermerden imal edilmiştir. Üzerinde sonradan yapılmış olan altın varaklı süslemeler detaylandırmada oldukça başarılıdır. Bu sayede detaylar daha dikkat çekici bir hale getirilmiştir.

 

Mihrap ve minberde kullanılan süslemeler ise bu alanların azametine yakışır şekildedir. Mihrap nişi düz oldukça sadedir Nişin yan tarafları sütunce olarak yapılmıştır. Üst tarafında ise bir kitabe bulunmaktadır. Kitabenin üst tarafında ise tıpkı dönemin meydan çeşmeleri gibi bir saçak/taç bulunmaktadır. Mihrabın üzerinde yeşil zeminli bir kitabe bulunmaktadır. Bu ayet levhasının üzerinde çevresinde yaprak süslemelerin bulunduğu bir ayet madalyonu vardır.

 

Minberin kapısında da iki kitabe kartuşu bulunmaktadır. Hem bu kapının üzerinde ve hem de köşk kısmında birer yıldız bulunmaktadır. Köşk kısmı ise mermerden yapılmış, dilimli ve işlemeli bir ufak kubbe bulunmaktadır.

 

Caminin sağ arka köşesinde tek şerefeli bir minaresi bulunmaktadır. Minare kare taban üzerine yükselmektedir. Devrinin tipik mimari anlayışı minare külahında kendisini göstermektedir. Klasik Osmanlı cami mimarisinde görülen kurşun külah yerini bu dönemde taş külaha bırakmıştır artık. Minarenin tam ortasında bir sıra yıldızla süsleme yapılmıştır. Şerefe ve külah arasında da ikişerli sütunceler bulunmaktadır. Sütunce, herhangi bir taşıyıcı özelliği olmayan duvar üzerine oturtulmuş/kazınmış yarım sütun görünümlü süslemelerdir. Minare külahına da dikkatlice bakıldığında yivli sadrazam kavuğu şeklinde yapıldığı görülür.

 

Pencereleri barok mimarinin tipik bir örneği olarak alışıla gelmişin dışında oldukça büyüktür. Hatırlanacağı üzere klasik Osmanlı cami mimarisinde en az iki sıra pencere bulunur. Alttakiler dikdörtgen, üstteki sıra sivri ya da oval kemerli pencerelerdir. Bu camide ise, yan cephelerde altta üç büyük pencere, mihrap duvarında ise mihrabın iki yanında birer büyük pencere bulunur. Üst sırada ise cephelerde üçer pencere bulunmaktadır. Bunlardan ortadakiler büyük, yanlardakiler ise biraz daha küçük pencerelerdir.

 

Külliyenin medresesi, hamamı, fırını, İmam ve müezzin meskenleri Tophanelioğlu Caddesi yani koşu yoluna inen cadde üzerindeki iki katlı bitişik nizam yapılar içindedir. Günümüzde bu bölümlerin bir kısmı boş olup bir kısmı da eczane olarak kullanılmaktadır. Medrese, hamam kullanılır durumda değildir.

Saygı ve sevgilerimle,

Z. Tamer Aygün
27.Ağustos.2014

Kaynakça:

1.) Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 1,
2.) Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 1,
3.) İstanbul Camileri, Tahsiz Öz, Türk Tarih Kurumu
4.) İstanbul’un Ansiklopedik Öyküsü, Haldun Hürel

 

 

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap