osmanlı kitabı başlık
Allah
Allah
Bu yazı 760 views kez okundu.
28 Nisan 2014 12:28 tarihinde eklendi

ALLAH
 

Allah, Cenab-ı Hakkın 99 isminden en büyük ve en önemli olanıdır. Bu isim sadece ve sadece Cenab-ı Hakk’a aittir. Bu durumda da Allah nat3ismi bir özel isim değil, ondan da ötedir. Çünkü özel isim birden farklı şahsa verilen onu tanıtıcı bir isim iken, Allah ismi hiçbir şeye verilemeyeceğinden özel isimden de öte bir isimdir. Bu nedenle de çoğulu söz konusu değildir. Çünkü Allah tekdir. Cahiliye devrinde de Mekke’liler bile Allah bilmişler ve onu tek saymışlar, tek olarak görmüşlerdir. Halbuki kendilerini Allah’a şefaatçi kılmaları için tapındıkları putları “İlahlar” olarak tanımlamışlardır.

 

Allah, varlığı kendinden olan, doğrulmayan, var olmak için başkasına ya da başka bir şeye ihtiyaç duymayan tam bir mükemmelliyete sahip olan, fakat hiç eksiği bulunmayan, tüm hamd ve senaların kendisisine mahsus olduğu tek yaratıcının ismidir.

 

Allah ismi diğer 98 ismin üstündedir. “Allah” bir isim iken, diğerleri bir sıfattır. Fakat onların da mahiyetleri yani temsil ettiği mükemmeliyetin öylesine çok yüksek olması nedeni ile o sıfatlar artık Allah’ın isim olmuştur. “Allah” isminin kudretinin büyüklüğü diğer tüm isimlerin/sıfatları kudretini bünyesinde toplar, muhafaza eder. Yani “Allah” ismi Esma-ül Hüsna’nın kalbidir. Kur’an-ı Kerim’de Fatiha Suresi ne ise Esma-ül Hüsna’da da Allah odur.

 

Allah, tüm alemleri yaratan ve yaşatan, canlı ve cansız her varlığınız rızkını yaratıp sunan, varlıklarını, mahluklarını gözeten, ne yaptığını ve ne yapmadığını bilen ve en üstün, en yüce olandır. Seven ve sevilmeye layık olandır. Allah, kendi kendine yeten, her şeyin kendisine muhtaç olduğu fakat kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeye hakim olandır. Allah mülkün tek sahibidir, canların, varlıkların tek sahibi, tek mirasçısıdır. Her şey ona kalacaktır. O bakidir, yok olacak olan O’nun yarattıklarıdır, “ol” deyip de olduklarıdır.

 

Allah’a inanmak sadece ağızlarda başlayıp bitmez. İman, ağızlarda başlar, kalplerde devam eder ve fiillerde kendisini gösterir. Öncelikle insan Allah’a şirk koşmaktan, zararsız gördüğü fakat farkına vararak ya da farkına varmadan Allah’ın yerine koyduğu tavır ve varlıklardan vazgeçmelidir. Çünkü Allah’ın muktedir olduğu güç hiçbir şeyde yoktur. O’nun verdiğini kimse engelleyemez, O’nun vermediğini de kimse veremez. Dolayısıyla, isteme sadece Allah’tan, şükür sadece Allah’a, hamd yalnızca Allah’ındır. Allah’ı her şeyi ile anlayıp da iman etmek mümkün değildir. Çünkü insanların sınırlı olan akılları sınırsız güç sahibi Allah’ı anlamaya yetmez. Bu Ayet-el Kürsi’de çok açık olarak belirtilmiştir. Ayet-el Kürsi der ki, “O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler.” Bir noktada artık teslimiyet başlar ki işte bu da imandır. Yani görmediğiniz, siz yoktan yaratan, rızkınızı veren, belli bir süreye kadar yaşatıp öldürecek olan ve daha sonra da belli bir zamanda tekrar can vererek diriltecek olan Allah, Allah’ı görmeden varlığını, gücüne ve kendisine inanmak bir teslimiyettir. Bu da imanın ta kendisidir.

 

Allah tekdir. “Allah’tan başka ilah yoktur.” La İlahe İllallah. Bu kelime-i tevhittir. Allah’ın birliğini kabul etmektir. O’na şirk koşmamak, ona yardımcı atamamaktır. Kelime-i tevhit Müslümanın Allah karşısında esas duruşudur.

 

Allah’ın bir olduğuna itiraz, ona şirk koşmaktır. Zira eğer bir şey tek değilse birden fazladır. Bu da temel inanışa terstir ve Allah’ın affetmeyeceği bir günahtır. Nisa Suresi’nin dördüncü ayetinde “Kuşkusuz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, fakat dilediği kimselerin bunun dışındaki günahlarını bağışlar. Zira Allah’a ortak koşan kimseler (O’na) iftira ederek korkunç bir günah işlemiş olurlar” der. Hakikaten biraz dikkatli düşünüldüğünde Allah’a şirk koşmak, Allah’ın kimliğini reddetmek, yaratıcılığında eksiltmeler yapmak, O’nun yanına bir şeyler atamak, Allah’ın kudretini Allah’ın yarattıkları ile paylaşmak ve Esma-ül Hüsna’yı reddetmek ya da kısmen kabul etmek demektir. Allah’ın şirki affetmemesinin bir diğer nedeni de Allah’ın insan olan sevgisi olsa gerek. Diğer bir ifade ile şirk, Allah’ın sevgili kulunun Yaradan’ına en büyük ve en ağır ihanetidir.

 

Şirk sadece Allah’ı inkar etmekle olmaz. Allah’a yardımcılar atamak da bir şirktir. Bunun en güzel örneği ise cahiliye devrinde Mekke’lilerin davranış ve inanışlarıdır. Onlar Allah’ın varlığına inanıyorlardır. Yani Allah’ı inkar etmiyorlar Allah’ı kabul ediyorlardı. “Kendilerini, yeri ve göğü Allah’ın yarattığına inanıyorlardı. Yağmurun Allah’ın izni ile yağdığına inanıyor, Güneş ve ay üzerinde Allah’ın yetkili olduğunu biliyorlardı. Peki bu durumda dahi şirk nasıl oluştu? Onlar bu inanışlarına karşılık Allah katında kendilerine putları şefaatçi kılıyorlardı. Allah’ın kendilerine uluhiyet olarak uzak olduğunu, bu nedenle putların kendilerini Allah’a yaklaştıracaklarını ve kendilerine şefaatçi olacaklarına inanıyorlardı. Bu durumda Allah’a secde etmeyi bırakıp putlarına secde ederek şirke düştüler. Kur’an-ı Kerim’in bazı sürelerinden de anlıyoruz ki kimi yerde o putları Allah’a da üstün tuttular.

 

Allah’ı Nasıl Tanımak Gerekir?

Allah’ı nasıl tanımamız gerektiği ise yine Kur’an-ı Kerim’de yazılıdır. İşte ilk öğrendiğimiz en kolay sürelerden biri İhlas Suresi:

“1. De ki: O, Allah birdir.

2. Allah sameddir.

3. O, doğurmamış ve doğmamıştır.

4. Onun hiçbir dengi yoktur.”

İşte Haşr Süresi’nin son üç ayeti. Camilerimizde her akşam namazından sonra okunan ayetler.

 

“22. O, öyle Allah’tır ki, O’ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.

 

23. O, öyle Allah’tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir.

24. O, yaratan, var eden, şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.”

Bu örnekleri çoğalmak elbette mümkündür. Hatta, Esma-ül Hüsna’nın tamamı Allah’ı anlatmaktadır.

Allah’ın varlığı ve kudreti her yerdedir. O her şeyi bilir ve görür. O yarattıklarının her şeyini, sakladığını ve saklamadığını, yaptığını ve yapmadığı her şeyi bilir. Yine Ayet-el Kürsi’de belirtildiği üzere “O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O’na hiçbir şey gizli kalmaz.)” Allah kullarına şah damarında da daha yakındır. Bu Kur’an-ı Kerim’de açık olarak yazılıdır. Yani Allah’ın bize bildirdiğidir.

 

Kelime-i tevhid’in bir sonraki aşaması Kelime-i Şahadet olsa gerekir. “Eşhedu en-lailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasuluh. Yani, “Şahadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur; yine şahadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve O’nun elçisidir.” Elbette ki Allah yarattığını layıkıyla bilmekte ve bunun içinde bir şahide asla ihtiyaç duymamaktadır. Buradaki şahitlik aslında kendimize Allah’ın birliğini ve Hz. Muhammed’in (sas) O’nun kulu, O’nun elçisi olduğunu bildirmektir. Şöyle ki, buradaki şahitlik, Allah’ın varlığının deliliği şeklindedir. “Benim var olmam Allah’ın varlığının kanıtıdır, zira beni O yarattı” demektir.

 

Allah’ın adı, insanın yaşamı boyunca karşısına çıkan engelleri açan, ona ışık veren bir kaynak, bir güçtür. Bu nedenledir ki Allah adını anmak tıpkı diğer 98 ismi bir kerede anmak kadar kuvvetlidir. Zira Allah adının içeriği diğer 98 ismin içeriğini kapsamaktadır. “Allah” adı, tüm mükemmelliklerin kendisinden birleştiği has isimdir. Bu nedenle de Allah ismi hayatımın her anında, yatarken, kalkarken, çalışırken, yürürken, yerken, içerken onun adı aklımızda olmalıdır. Onun adının da aklımızda olması sadece salt olarak “Allah” kelimesinin aklımızdan geçmesi değil, yukarıda sayılan eylemleri yaparken onları yapabildiğimize şükretmek, sahip olduklarımıza şükretmek, istemediklerimizden uzak durduğumuza şükretmek hep Alllah’ın adını anmaktır.

 

Allah ismi Kuran-ı Kerim’de 2697 defa geçmektedir. Kainatın yaratıcısı ve yöneticisi olan Allah, zihni bir varlıktan ibaret olmayıp, zihnin dışında fiilen de vardır. Fakat insan onu görememektedir. Onu kavramak, Allah’ın ilmini kavramak sadece onun bildirdiği kadarıyla olur. Yani insanlar, Allah’ın zatını, hakikat ve mahiyetini bilemezler. Allah en kolay bir şekilde onun sıfatları vasıtasıyla tanırlar, çünkü Allah’ın sıfatları Allah’ı çeşitli yönlerden tanıtır.

 

İsm-i A’zam

 

İsm-i A’zam, en yüce isim demektir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) bildirmiştir ki “İsm-i Azam” ile yapılan dualar Allah katından geri çevrilmez. Fakat İsm-i Azam’ın tam olarak ne olduğu konusunda bize bilgi vermemiş, gizli tutmuştur. Hadis kitaplarında İsmi-i Azam ile ilgili farklı isimlerden bahsedilmiştir. Şöyle ki;

 

Sahabe’den Enes B. Malik (ra) der ki, Hz. Peygamber, (sas) bir güb camiye girdi. Bir sahabi namaz kılıyordu. Bu sahabi namazdan sonra dua etmeye başladı ve şu şekilde dua etti.

 

“Allah’ım!Her türlü övgü sana mahsustur. Senden başka ilah yoktur. (sen) mennansın/çok nimet verensin, gökleri ve yeri yokken var edensin, celal ve ikram sahibisin, ey yaşayan, diri, canlı, ölümsüz, ezeli ve ebedi olan; zati ile kaim olan, herşeyin varlığı kendisine bağlı olan, uykusu ve uyuklaması olmayan, varlıkları yöneten, koruyan ve ihtiyaçlarını üstlenen Allah’ım’ cümleleri ile sana dua ediyor, senden talepte bulunuyorum”

Bu duayı işiten Peygamberimiz (sas):

“Bu kimse, Allah’ın ism-i a’zam’ı ile dua etti ki ism-i a’zam’ı ile dua edildiğinde Allah bu duayı kabul eder ve bu isimle isteyince Allah verir.” buyurmuştur.

 

Enes Bin Malik ise şöyle anlatır,

Hz. Peygamber (sas) bir adamın,

“Allah’ım! Hamd sana mahsustur, senden aşka ilah yoktur, sadece sen varsın, sen mennansın, gökleri ve yeri yaratansın, celal ve ikram sahibisin, isim ve niteliklerin ile istiyorum. Senden cenneti istiyorum ve cehennemden sana sığınıyorum” diye dua ettiğini duydu ve,

“Bu adam Allah’tan O’nun yüce ismiyle istedi ki Allah’a ism-i a’zam’ı ile dua edildiği zaman kabul eder, bu isim ile istenildiği zaman verir” buyurdu.

 

Son olarak, “Allah” adının geçtiği birkaç ayetle konuyu şimdilik bitirelim.

 

1.)    33 Ahzap – 41:

“Ey inananlar! Allah’ı çokça zikredin.”

 

2.)    3 Ali İmran – 191:

“Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve söyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!”

 

3.)    2 Bakara – 186:

“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.”

 

4.)    7 Araf – 180:

“En güzel isimler (el-esmâü’l-hüsnâ) Allah’ındır. O halde O’na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır.”

 

5.)    30 Rum – 40:

“Allah, (o yüce varlıktır) ki sizi yaratmış, sonra rızıklandırmıştır; sonra O, hayatınızı sona erdirecek, daha sonra da sizi (tekrar) diriltecektir. Peki sizin (Allah’a eş tuttuğunuz) ortaklarınız içinde bunlardan birini yapabilecek var mı? Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir ve yücedir.”

 

Bitirirken şunları da söylemek isterim ki, Allah hakkında yukarıdaki açıklamaları yazmak, yazmaya cüret etmek sadece ve sadece Kur’an-ı Kerim’e dayalı olarak bildiklerim ve okuduklarımdır. O’nun hakkında yanlış yazmaktan yine O’na sığınır ve af dilerim.

 
Sağlık ve Esenlikler
 
Z.T. Aygün
13.Nisan.2014

 
KAYNAKÇA:

1.) Esma-i Hüsna – Ecrin Kitap
2.) Esma-i Hüsna – Mustafa İslamoğlu
3.) Esma-ül Hüsna – Şevket Gürel
4.) Esma-i Hüsna – Doç. Dr. İsmail Karagöz
5.) Esma-i Hüsna – Arif Pamuk

 

Yorumlar

Bu Yazıya 2 Yorum Yapılmış

  • UFUK OZBEY (3 Kasım 2014 saat: 06:10)

    Bu güzel Esmaul husna derlemelirin devamini bekliyoruz. Diğer isimler de olmalı. 99 isimden sadece 10 kadarki burada.

  • Taygun (7 Aralık 2014 saat: 16:07)

    Teşekkürler Ufuk Bey. Yoğun bir iş ortamına girince ne yazık ki siteye çok zaman ayıramaz oldum. Size geç cevap vermem de bu yüzden. İnşallah en kısa zamanda en azından haftada bir tane yazmaya çalışacağım. Kopyala yapıştır yapmadığım için yazmak vakit alıyor. Saygılarımla.

Yorum Yap